Özelleştirmecilik
AKP hükümetinin köprü ve karayollarını özelleştirme yönündeki son kararları, Türkiye'de özelleştirme konusunu tekrar gündeme taşıdı. Özelleştirmeci ekonomi anlayışının, genel olarak halkın, milletin veya kamunun değil, belirli sermaye odaklarının çıkarlarını önceliklendirdiği belirtiliyor. Bu nedenle bu yaklaşımın halk ve kamu karşıtı bir duruş sergilediği ifade ediliyor.
Habere göre, sosyalizmin bir kolu olan komünizm, özelleştirmelere tamamen karşı çıkarak ekonominin devlet kontrolünde yönetilmesini savunuyor. Sosyal demokrasi, demokratik solculuk ve demokratik sosyalizm gibi akımlar ise özel sektör ile devlet sektörüne alan tanıyan karma ekonomik modeli benimserken, ekonomik üretim ve hizmetlerin tamamen özel sektöre bırakılmasını reddediyor. Bu modeller, kamunun çıkarlarını korumayı hedefliyor.
Özelleştirmecilik ise devlet ve kamu sektörlerinin tamamen özelleştirilmesini savunarak, serbest piyasa ve neo-liberal ekonominin bir uzantısı olarak kapitalizmin temelini oluşturuyor. Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk'ün de benimsediği karma ekonomik modelin ideolojik temellerini halkçılık ve devletçilik ilkeleri oluşturuyor. Bu ilkelere göre ekonomi, sanayi, ulaşım, eğitim ve sağlık gibi temel alanların halkın yararına olacak şekilde devlet tarafından düzenlenmesi ve devletin bu alanlara öncülük etmesi gerektiği vurgulanıyor.
Bu ilkelerin, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın ikinci maddesinde yer alan "sosyal devlet" ilkesi ve altıncı maddesinde belirtilen "egemenliğin kayıtsız şartsız millete ait olduğu ve hiçbir surette zümre veya sınıfa bırakılamayacağı" ifadeleriyle de uyumlu olduğu belirtiliyor. AKP'nin 2002'den bu yana uyguladığı özelleştirmeci, serbest piyasacı ve neo-liberal modelin, 12 Eylül darbesi sonrası hızlanıp, özellikle AKP döneminde rekor seviyelere ulaştığı ifade ediliyor. CHP'nin raporuna göre, 1986'dan bu yana yapılan 73.7 milyar dolarlık özelleştirmenin yaklaşık yüzde 89'unun AKP döneminde gerçekleştiği belirtiliyor. Bu durumun, AKP tarafından övünülecek bir gelişme olarak görüldüğü, ancak bunun milli ve dini duyguların arkasına sığınılarak halkı kandırma çabası olduğu iddia ediliyor.
Konu Hakkında
Türkiye'de özelleştirme süreci, 1980'li yıllarda küresel ölçekte etkili olan neoliberal ekonomik politikaların etkisiyle hız kazandı. Özellikle 1980 askeri darbesi sonrası kurulan hükümetler, devletin ekonomideki rolünü azaltma ve piyasa mekanizmalarını güçlendirme yönünde adımlar attı. Bu süreçte kamu iktisadi teşebbüsleri (KİT'ler) birer birer özelleştirildi. Köprüler, yollar, limanlar, enerji santralleri gibi stratejik öneme sahip varlıkların özelleştirilmesi, hem ekonomik verimliliği artırma hem de kamu borçlarını azaltma argümanlarıyla savunuldu. Ancak bu politikaların, sermayenin yoğunlaşmasına, gelir adaletsizliğinin artmasına ve kamusal hizmetlerin niteliğinin düşmesine yol açtığı yönünde eleştiriler de sıkça dile getirildi. Mustafa Kemal Atatürk'ün kurduğu Cumhuriyet'in ilk yıllarında benimsenen karma ekonomi modeli ise, devletin sanayi, ulaşım, eğitim ve sağlık gibi alanlarda öncü rol üstlenmesini ve özel sektörle dengeli bir ilişki kurmasını öngörüyordu.
Sıkça Sorulan Sorular
Özelleştirmecilik tam olarak nedir? +
Atatürk'ün karma ekonomi modeli ile özelleştirmecilik arasındaki fark nedir? +
AKP dönemindeki özelleştirmelerin boyutu nedir? +
Özelleştirme politikaları kimin çıkarına hizmet eder? +
Son dakikayı kaçırma!
Haberin tamamlayıcısı: Telegram kanalımızdan anlık bildirim, sosyal medyadan gün boyu özetler.
