Dogmatizm ve fetihçilik
AKP iktidarının, Osmanlı İmparatorluğu'nun monarşik ve teokratik yapısını örnek aldığı ve bu nedenle halk egemenliğine dayalı cumhuriyet karşıtı bir konumda bulunduğu iddia ediliyor. Bu durumun, özellikle 2007 yılından itibaren gözlemlenen gelişmelerle kanıtlandığı öne sürülüyor.
AKP'nin, güçler ayrılığı ilkesini, bağımsız yargıyı, düşünce ve ifade özgürlüğünü, medya ve örgütlenme özgürlüğünü ile laikliği fiilen uygulamadan kaldırdığı, anayasanın 2., 6., 7., 8., 11., 14., 24., 25., 26., 28., 34., 42., 138. ve 148. maddelerini ihlal ettiği belirtiliyor. Bu ihlallerin, Siyasi Partiler Yasası'nın anayasaya bağlılık şartını da geçersiz kıldığı ifade ediliyor.
AKP'nin bu neo-Osmanlıcı yaklaşımının, Osmanlı İmparatorluğu'nun fetihçi ve ganimetçi zihniyetini de beraberinde getirdiği, Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluş ilkelerini temsil eden kurumların ve devletin adeta fethedilecek bir nesne olarak görüldüğü iddia ediliyor. İktidarın, devleti ve kurumlarını kendisiyle özdeşleştirerek bu fetih işlemini tamamladığı, halk egemenliğinin ise sadece bir söylem ve kamuflaj olarak kullanıldığı öne sürülüyor.
2002'de iktidara geldiğinde "milletin gönüllerini fethetmek"ten bahseden AKP'nin, artık milletin çoğunluğunun gönlünde yer bulamadığını anlayınca, milletin oylarını ve özgür iradesini fethetmeye karar verdiği iddia ediliyor. Bu çerçevede, seçilmiş belediye başkanlarına, gazetecilere, yazarlara, siyasetçilere, akademisyenlere ve sanatçılara yönelik baskıların, tutuklamaların ve görevden almaların bu fetih sürecinin bir sonucu olduğu belirtiliyor.
Bu monarşik ve teokratik yapının, derin bir dogmatizm tarafından da beslendiği, egemenliğin halka değil, Osmanlı'daki gibi padişaha, sadrazama veya ulemaya ait olduğu, bu egemenliğin sorgulanmasının ise mutlak bir tabu olduğu vurgulanıyor. Bu dogmatik anlayışın, 1776 Amerikan ve 1789 Fransız devrimleriyle yıkıldığı, Mustafa Kemal Atatürk tarafından da benimsenerek Türkiye Cumhuriyeti'nin kurulduğu hatırlatılıyor. Dogmaların sorgulanmadığı bir ortamda toplumsal ilerlemenin mümkün olmadığı, bu nedenle eğitimin ve felsefenin önemine dikkat çekiliyor.
Konu Hakkında
Türkiye'de siyasi söylemlerin ve devlet yapısının dönüşümü üzerine yapılan bu değerlendirme, AKP iktidarının Osmanlı İmparatorluğu'nun kurumsal yapısını ve zihniyetini yeniden canlandırma eğiliminde olduğu iddiasına dayanıyor. Bu iddia, özellikle 2007 sonrası dönemde güçler ayrılığı, yargı bağımsızlığı ve temel hak ve özgürlükler alanında yaşanan gelişmelere dayandırılıyor. Tarihsel olarak, halk egemenliği fikrinin Aydınlanma Çağı filozofları ve Fransız Devrimi ile güçlendiği, Mustafa Kemal Atatürk'ün de bu ilkeyi benimseyerek Türkiye Cumhuriyeti'ni kurduğu belirtiliyor. Bu bağlamda, dogmatik anlayışların sorgulanmasının toplumsal ilerlemenin ön koşulu olduğu vurgulanıyor.
Sıkça Sorulan Sorular
AKP'nin Osmanlı İmparatorluğu'na özendiği iddiası ne anlama geliyor? +
Hangi anayasal maddelerin ihlal edildiği iddia ediliyor? +
Fetihçi zihniyet iddiası neyi ifade ediyor? +
Halk egemenliği neden bir 'maske' olarak nitelendiriliyor? +
Son dakikayı kaçırma!
Haberin tamamlayıcısı: Telegram kanalımızdan anlık bildirim, sosyal medyadan gün boyu özetler.
