USD/TRY38.42 ▼
EUR/TRY41.15 ▲
Gram Altın3.842 TL ▲
BIST 1009.845 ▲
Bitcoin$84.250 ▼
Ethereum$3.120 ▲
Petrol$62.30 ▼
SON DAKİKA
Haber Kaydır — Türkiye ve dünyadan anlık haberler • Son dakika gelişmeleri • Gündem, magazin ve spor • Haber Kaydır — Türkiye ve dünyadan anlık haberler • Son dakika gelişmeleri • Gündem, magazin ve spor •
Son Dakika 1 saat önce

Ufukta savaş tehlikesi mi var?

Kaynak: Cumhuriyet Son Dakika Orijinal Haber ›
“Süreç olarak faşizm” içinde bir aşamada rejim iki yaşamsal sorunla karşılaşır: Meşruiyet aşınması durdurulamaz bir noktaya

“Süreç olarak faşizm” içinde bir aşamada rejim iki yaşamsal sorunla karşılaşır: Meşruiyet aşınması durdurulamaz bir noktaya ulaşır ve muhalefeti tasfiye etmek için atılması gerekecek adımların riskleri alınamaz bir düzeye çıkar. Bu noktada süreç olarak faşizm içinde rejim, gerçek ya da sanal bir “dış düşman”, “savaş tehlikesi” üretme seçeneğine yönelir. Bugün önümüzde bu bağlamda birbirine “bakmaya” başlayan iki aday var.

İsrail’de Netanyahu , hakkında açılmış yolsuzluk davalarından kurtulmak için yerleşimci faşist Siyonist akımlara teslim oldu, koalisyon kurmayı kabul etti; yargı bağımsızlığını aşındıracak adımlar atmaya kalkınca da büyük bir toplumsal direnişle karşılaştı. Sonrasını biliyorsunuz. Gazze’de soykırım, Batı Yakası’nı, Suriye topraklarını ilhak etme süreci, derken İran’a saldırı, Lübnan topraklarına yönelik ilhak girişimi... Netanyahu savaş dönemi başbakanı olarak “büyük koruyucu” sıfatını yakalamaya çalıştı. Ancak toplumsal muhalefet, savaşa, toplumda artan şovenizme karşın, bütünüyle teslim alınmadı. İran savaşı topluma büyük başarı olarak satılacak bir düzeye gelemedi - hâlâ füzeler, İHA’lar Tel Aviv’i vurmaya devam ediyor. Bu yıl 27 Ekim’de genel seçimler var. Netanyahu şimdi dikkatini Türkiye üzerine çevirdi. Bir “Türkiye yeni İran, yaşamsal tehlike” söylemi geliştirmeye başladı.

AKP Türkiye’sinde rejim, İBB davasıyla, CHP’li belediyeleri hedef alan tutuklamalarla, transferlerle, itirafçılarla, CHP’yi “butlan” yoluyla etkisizleştirerek, NATO toplantısı günlerinde fiili bir OHAL ve bu kez doğrudan solu hedef alan tutuklamalarla muhalefet üzerinde bakıyı giderek artırıyor. Ancak rejim, geçim sıkıntısı krizi, İBB davasında sergilenen adaletsizliğin yarattığı huzursuzluk, tarihi yeniden yazma çabalarının yarattığı tepkiler altında kaybettiği toplumsal desteği (rızayı) artık restore edemeyeceğini görüyor. Dahası, Özgür Özel liderliğinde muhalefet kitleselleşti. Türkiye’deki rejim de varlığını bir genel seçimlerden geçerek devam ettirmek istiyor. Ancak kitleselleşmiş bir muhalefet karşısında başkanlık seçimlerini kazanamayacağını biliyor. Kitleselleşmiş muhalefeti bastırmak, seçimleri kazanmak için alması gereken riskler hızla yükseliyor. Uluslararası meşruiyet devşirme çabaları da iki ucu keskin bıçak: Yeni kaynak edinme olasılıklarını artırıyor, ülke içinde emperyalizme teslimiyet eleştirilerini güçlendiriyor. Bu durumda bir dış düşman, savaş tehdidi çok yararlı olabilir.

İsrail, ABD’nin Türkiye’ye F-35 savaş uçağı satma ihtimaline karşı sert bir kampanya yürütüyor. Netanyahu, Türkiye’nin “saldırgan emelleri” olduğunu ve F-35’lerin bölgedeki güç dengesini bozacağını iddia ediyor. İsrail ayrıca, ABD’nin Türkiye’ye, yerli savaş uçağı için jet motoru satmasını engellemeye yönelik girişimleri de destekliyor.

Netanyahu’nun İsrail’i ile AKP Türkiye’si arasındaki gerilimin kilit odak noktalarından biri Kıbrıs. Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ile İsrail ve Yunanistan arasında askeri işbirliği derinleşiyor. Mart 2026’da Yunanistan ve Türkiye’nin adaya savaş uçağı konuşlandırması, adayı potansiyel bir çatışma alanına dönüştürdü. Türkiye, KKTC’yi savunma gerekçesiyle Ercan’a F-16’lar yerleştirirken adadaki askeri yığınak daha çok “ön konumlandırma” ve caydırıcılık hamlesi niteliğinde; Türkiye’nin NATO üyeliği ve ABD’nin doğrudan bir Türkiye-İsrail çatışmasının sorunlarıyla uğraşmak istememesi, tarafların Kıbrıs’ta doğrudan çatışma olanağını zayıflatıyor.

Buna karşılık, Suriye, iki ülkenin askeri unsurlarının fiilen karşı karşıya geldiği, İsrail’in Esad sonrası dönemde rekor düzeyde hava saldırısı düzenlediği, Türkiye’nin kırmızı çizgilerinin (örneğin askeri üs kurma planları) doğrudan test edildiği bir rekabet sahası. Suriye’de İsrail’in “zayıf ve parçalı” bir yönetim, Türkiye’nin ise “güçlü ve merkezi” bir yapı kurma vizyonu taban tabana çelişiyor, bu karşıtlık artan operasyonlar ve sertleşen söylemlerle birleştiğinde, kontrollü vekâlet çatışmalarının ötesine geçerek doğrudan bir askeri temas yaşanma olasılığını güçlendiriyor.

Kısacası, Türkiye-İsrail arasında bir savaş olasılığı artık sıfırdan büyük. Bir propaganda savaşı olasılığı ise çok daha yüksek.

Dün 15 Temmuz Cemaatçi Askeri Darbe Girişimi’nin onuncu yıldönümüydü.

Tarihin yazdığı insanların anlattığından çoğu zaman farklıdır.

On yıl içinde silahlanma harcamaları dünyada yüzde 41 arttı ve 2025 yılı sonu itibarıyla 2 trilyon 887 milyar dolara ulaştı, dedik, önceki yazımda.

“Süreç olarak faşizm” içinde bir aşamada rejim iki yaşamsal sorunla karşılaşır...

NATO zirvesinde “sofradan” tam puan aldık.

Atatürk’ün dış politikadaki altın anahtarı çok nettir...

Mutlak butlan ve süregelen 1001 “Kemalvari” komplo yerine, bu hafta önemli bir başka ikaz yapmak istiyorum.

Dünya Kupası’nda sona yaklaştık.

Bugün siyasal arenadaki tablo, bize 1957 seçimleri öncesinde yaşanan ve sonuçsuz kalan partiler arası işbirliği çabalarını anımsattı.

Bir asır önce Kurtuluş Savaşı’nda o denli şeyden kurtulmuştuk ki, bu savaştan sonra kurtulamadıklarımız yüzünden bugün bu savaşın ismi okul kitaplarımızdan çıkarılıyor.

“Süreç olarak faşizm” içinde bir aşamada rejim iki yaşamsal sorunla karşılaşır...

NATO’nun Ankara zirvesi geldi, yüzlerce tutuklunun üzerinden geçerek gitti.

NATO toplantısı gerekçesiyle hak ve özgürlükler üzerinde devlet baskısı arttı.

İBB davaları sürüyor, İmamoğlu 9 Temmuz’da ne olacak, operasyon mu var diye soruyor.

Amerika’da başkanlar görevi devralırken hemen her zaman John Winthrop’un ünlü, “Yeni Kudüs”, “istisna ülke”, “aşikâr yazgı” (manifest destiny) vaazını (1630) anarlar.

NATO Ankara Zirvesi, ittifakın stratejik yöneliminde yapısal bir değişimi yansıtıyor.

Konunun arka planı

Haber, "süreç olarak faşizm" olarak adlandırılan bir siyasi rejimin, meşruiyet kaybı ve muhalefeti bastırma zorlukları karşısında dış düşman veya savaş tehlikesi yaratma eğilimini ele almaktadır. Bu bağlamda, İsrail Başbakanı Netanyahu'nun yolsuzluk davalarından kaçmak için izlediği politikalar ve Türkiye'deki AKP rejiminin toplumsal desteği kaybetmesiyle benzer bir duruma düştüğü öne sürülmektedir. Her iki liderin de iç politikadaki zorlukları aşmak için dış gerilimleri ve çatışma potansiyelini kullandığına dair bir analiz sunulmaktadır. Özellikle İsrail'in Türkiye'ye F-35 satışı konusundaki itirazları ve Kıbrıs'taki askeri yığınak gibi konulara değinilerek, iki ülke arasındaki gerilimin potansiyel bir çatışma alanına işaret edebileceği belirtilmektedir.

Sıkça Sorulan Sorular

Haberde bahsedilen "süreç olarak faşizm" ne anlama geliyor?

Bu kavram, siyasi rejimlerin meşruiyetlerini yitirdiklerinde ve muhalefeti tasfiye etmekte zorlandıklarında, dikkatleri dağıtmak ve destek toplamak amacıyla gerçek veya kurgusal bir dış düşman veya savaş tehlikesi yarattığı bir süreci ifade eder. Rejimler, bu tür tehditler üzerinden kendi varlıklarını sürdürmeye çalışır.

İsrail ve Türkiye arasındaki gerilimin temel nedenleri nelerdir?

Haberde, İsrail Başbakanı Netanyahu'nun iç politikadaki zorlukları ve yolsuzluk davalarından kaçma çabası, Türkiye'deki AKP rejiminin ise toplumsal desteği kaybetmesi ve yaklaşan seçimler öncesi baskı kurma ihtiyacı öne sürülüyor. Ayrıca, F-35 savaş uçakları satışı ve Kıbrıs meselesi gibi bölgesel konular da gerilimin odak noktaları arasında yer alıyor.

Netanyahu'nun Türkiye'ye yönelik "yeni İran, yaşamsal tehlike" söyleminin amacı nedir?

Bu söylem, Netanyahu'nun İsrail içindeki siyasi baskılardan kurtulmak ve Gazze'deki operasyonlar sonrası oluşan olumsuz algıyı yönetmek için kullandığı bir strateji olarak sunuluyor. Türkiye'yi bir tehdit olarak konumlandırarak, hem uluslararası alanda destek arayışına girmeyi hem de iç kamuoyunda milli birlik ve güvenlik vurgusu yapmayı amaçladığı düşünülüyor.

Kıbrıs'taki askeri yığınak Türkiye ile İsrail arasında doğrudan bir çatışmaya yol açabilir mi?

Haber, Kıbrıs'ta Türkiye'nin F-16'lar konuşlandırması ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi, İsrail ve Yunanistan arasındaki askeri işbirliğinin derinleşmesiyle adanın potansiyel bir çatışma alanına dönüştüğünü belirtiyor. Ancak, Türkiye'nin NATO üyeliği ve ABD'nin doğrudan bir çatışmadan kaçınma isteği, doğrudan bir çatışma olasılığını zayıflatıyor.

🔴

Son dakikayı kaçırma!

Haberin tamamlayıcısı: Telegram kanalımızdan anlık bildirim, sosyal medyadan gün boyu özetler.

Paylaş: WhatsApp X

İlgili Haberler

Türkiye Rıza Sarraf’ın iadesini isteyecek mi?
Son Dakika

Türkiye Rıza Sarraf’ın iadesini isteyecek mi?

1 saat önce

AKP'li yöneticilerin de görev aldığı vakıf ve dernekler AB hibelerinden düzenli yararlanıyor: Yandaş vakıflara ‘fonlama’
Son Dakika

AKP'li yöneticilerin de görev aldığı vakıf ve dernekler AB hibelerinden düzenli yararlanıyor: Yandaş vakıflara ‘fonlama’

1 saat önce

Meclis’te çerçeve yasa krizi: AKP’den DEM’e ikna trafiği
Son Dakika

Meclis’te çerçeve yasa krizi: AKP’den DEM’e ikna trafiği

1 saat önce