Türkiye'nin rüzgâr hedefi COP31'e taşınıyor: Perde arkasındaki 'doğa' ve 'finansman' krizi büyüyor
Türkiye Rüzgâr Enerjisi Birliği (TÜREB), yaklaşan COP31 İklim Zirvesi öncesinde düzenlediği basın toplantısında, rüzgâr enerjisi sektörünün mevcut durumunu, gelecek hedeflerini ve yatırım süreçlerindeki beklentilerini açıkladı.
TÜREB Yönetim Kurulu Başkanı Dr. İbrahim Erden'in de katıldığı toplantıda paylaşılan verilere göre, Türkiye'nin rüzgâr enerjisi kurulu gücü 2012'de 2,4 gigavat iken, Haziran 2026 itibarıyla 16,2 gigavata ulaşmış durumda. 2025 yılında yapılan yeni kurulumlarla Türkiye, Avrupa'nın en büyük ikinci rüzgâr enerjisi pazarı haline geldi. Sektörün elektrik üretimindeki payı ise yüzde 13,5'e yükseldi. Mevcut üretim kapasitesiyle Türkiye'nin yıllık 4 milyar dolarlık doğal gaz ithalatını azalttığı, 30 bin kişiye istihdam sağladığı ve ihracatla ekonomiye 2-2,5 milyar dolarlık katkı sunduğu belirtildi.
TÜREB, 2035 yılı için rüzgâr kapasitesi hedefinin 48 gigavat olmasını öngörüyor. Bu hedefe ulaşmak için 2026-2035 yılları arasında her yıl ortalama 3,2 gigavat yeni kurulum yapılması gerekiyor. Ancak mevcut 25,5 gigavatlık proje stoğunun sadece 4,5 gigavatı yatırım aşamasında bulunuyor. Sektör temsilcileri, projelerin hayata geçirilme hızını artırmak için üç temel sorunun çözülmesi gerektiğini belirtiyor.
Bu büyüme hedeflerinin önünde iki ana engel bulunuyor: İzin süreçleri ve finansman. Orman, mera ve kamulaştırma işlemlerinin hızlandırılması talep edilse de, her bölgenin RES kurulumuna uygun olmaması, kuş göç yolları, ormanlık alanlar ve tarım arazileri üzerine kurulan plansız projelere karşı açılan davalar nedeniyle birçok proje mahkemelerden dönüyor. İzmir'in bazı bölgelerindeki RES projelerinin Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) kararları iptal edildi. Bu durum, izin süreçlerindeki yavaşlamanın sadece bürokratik değil, doğayı korumaya yönelik hukuki bir zorunluluk olduğunu gösteriyor. Ayrıca, 2035'e kadar planlanan 28 milyar dolarlık iletim altyapısı yatırımlarının santral projeleriyle eş zamanlı ilerlemesi kritik önem taşıyor.
Finansman konusunda ise yatırımcılar, artan borçlanma maliyetlerine karşılık devlet destekli, öngörülebilir ve uygun maliyetli modeller talep ediyor. Ancak "Maliyet ve risk devlette, kâr yatırımcıda" formülü eleştirilere neden oluyor. 1980'lerde başlayan ve enerji sektörünü piyasalaştıran politikaların bir mirası olan bu model, kamuoyunda "Devlet bu yatırımları neden doğrudan yapmıyor?" sorusunu gündeme getiriyor. Türkiye, 9-20 Kasım 2026'da Antalya'da düzenlenecek COP31 İklim Zirvesi'nde bu potansiyelini uluslararası platforma taşıyacak.
Konu Hakkında
Türkiye'nin rüzgâr enerjisi potansiyeli, son yıllarda önemli bir büyüme kaydetti. 2012'den bu yana kurulu güçte yaşanan büyük artış, ülkenin enerji ithalatına bağımlılığını azaltma ve yenilenebilir enerji hedeflerine ulaşma çabalarının bir parçası. Ancak bu hızlı büyüme, madalyonun diğer yüzünde çeşitli zorlukları da beraberinde getiriyor. Özellikle, yeni rüzgâr santrallerinin inşası sırasında ortaya çıkan çevresel etkiler ve ekolojik hassasiyetler, projelerin onay süreçlerini karmaşıklaştırıyor. Ayrıca, enerji sektöründeki finansman modelleri ve devletin rolüne ilişkin tartışmalar, sektörün geleceğini şekillendiren önemli faktörler arasında yer alıyor. Bu durum, Türkiye'nin hem enerji bağımsızlığını artırma hem de uluslararası iklim hedeflerine uyum sağlama çabalarını dengeleme gerekliliğini ortaya koyuyor.
Sıkça Sorulan Sorular
Türkiye'nin 2035 rüzgâr enerjisi hedefi nedir? +
Rüzgâr enerjisi projelerinin önündeki temel sorunlar nelerdir? +
Rüzgâr enerjisinin Türkiye ekonomisine katkısı nedir? +
COP31 İklim Zirvesi'nde Türkiye'nin rolü ne olacak? +
Son dakikayı kaçırma!
Haberin tamamlayıcısı: Telegram kanalımızdan anlık bildirim, sosyal medyadan gün boyu özetler.
