Türkiye’de milyonlar risk altında... Yoksulluk sağlığı vuruyor: Akciğer hastalıklarında dikkat çeken tablo
Finansal imkanların ve devlet politikalarının yurttaş sağlığını doğrudan belirlediğine dair bulgular git gide güçleniyor.
Uzmanlar, “Yoksulluğun akciğeri ve tüm vücudu etkilediğinin kanıtlarını son yıllarda daha çok görmeye başladık” diyor. O araştırmalardan biri, göğüs hastalıkları hastanesine yatan hastaların neredeyse yüzde 90’ının düşük sosyoekonomik statüdeki (SES) mahallelerde yaşadığını ve bu hastaların yatış süresinin daha uzun olduğunu gösteriyor.
Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) son yıllarda sağlığın sosyal belirleyicilerine özellikle dikkat çekerken 29. yıllık kongresini “Sağlıkta Eşitlik ve Adalet” temasıyla gerçekleştiren Türk Toraks Derneği de, “Yolsulluk ve Akciğer Hastalıkları" başlıklı bir kitap yayınlamak üzere. Kongrede sunum yapan ve kitaba katkı sağlayan Türk Tabipleri Birliği Uzmanlık Dernekleri Yürütme Kurulu Üyesi Osman Elbek ve Derin Yoksulluk Ağı kurucusu Hacer Foggo ile konuştuk.
Sağlığın tümüyle ekonomik bir sorun olduğunu vurgulayan Elbek; gelir azlığı, sağlıksız çevre koşulları, yetersiz beslenme ve sosyal dışlanmanın yol açtığı kronik stres karşısında strese yanıt veren sistemlerin uzun süreli çalışmasının, biyolojik yıpranmayla sonuçlandığını söyleyerek, "Buna 'alostatik yük' diyoruz ve bugün akciğerdeki hemen hemen tüm hastalıkların kaynağı olduğunu biliyoruz " dedi.
Elbek’in meslektaşlarıyla Süreyyapaşa Göğüs Hastalıkları Araştırma Hastanesi’nde 730 hastayla yaptığı araştırmaya göre, 2023 Eylül - 2024 Ağustos arasında Göğüs hastalıkları hastanesine yatan hastaların yüzde 86.7’si düşük SES’teki mahallelerde yaşıyordu. Düşük SES mahallelerinde ikamet eden hastalar, yüksek SES mahallelerde ikamet eden hastalara kıyasla daha genç yaşta olmalarına rağmen hastanede 7 güne kadar daha uzun kaldı ve hastaneye yeniden başvurdular.
Elbek, uzayan stresin kortizol salınımı, sempatik sinir sistemi aktivitesinde artış, kronik düşük düzeyli inflamasyon ve bağışıklık sisteminde bozulmaya; bunların da KOAH, zatürre, akciğer kanseri, yüksek tansiyon, koroner arter hastalıkları, inme, şeker hastalığı, obezite, anksiyete ve depresyon gibi hastalıklara neden olduğunu aktardı.
Çocukluk döneminin önemine özellikle vurgu yapan Elbek, "Çocukların eşitlikçi bir ülkede olup olmadığı ve ayrımcılığa maruz kalıp kalmadığı kritik. Bir çocuk 9 yaşına kadar iyi koşullarda barınıp sağlıklı ve yeterli beslenmezse, yoksul bir hanedeyse akciğerler iyi gelişmez, biyolojik yıpranmalar da yetişkin dönemde her türlü sağlık sorununa yol açar. Bunlar da sadece iki üç hap vermekle, fısfıs diye tarif edilen inhalerler vermekle düzelmez" dedi.
Sağlık hizmetinin sadece tektikler yapmak ve reçete yazmaktan ibaret görülmesinin büyük bir sorun teşkil ettiğini söyleyen Elbek şu eleştiriyi paylaştı:
"Türkiye bir yılda 1 milyar kere sağlık hizmeti sunuyor ama sosyal politika ile buluşturmadığı için hastalıklar iyileşmiyor, ölümleri engelleyemiyor. Bol tomografi ve bol reçeteler ile görüntüleme ve ilaç şirketleri kazanıyor, diğer herkes kaybediyor. Türkiye 1 milyar kez sağlık hizmeti sunduğu ile övünmek yerine OECD ülkeleri arasında en kötü gelir eşitsizliğine sahip olduğu gerçeğiyle utanmalı ve yıllar içerisinde derinleşen bu eşitsizliği azaltmak için eşitlikçi bir ekonomik yapıyı var edebilmelidir."
Hacer Foggo ise TÜİK verilerine göre 23 milyon insanın ısınamadığını, 24 milyon insanın sağlıksız konutlarda yaşadığını ve 29 milyon insanın yeterli besine erişemediğini hatırlatarak “Bir ülkede, hastalıkların kaynağı olan yoksulluk, barınma koşulları ve beslenme yetersizliği görmezden gelindiği sürece kimse gerçekten iyileşemez, gelişim geriliği de kaçınılmaz olur" dedi.
Foggo, Derin Yoksulluk Ağı çalışmaları kapsamında temasta olduğu ailelerden şu çarpıcı örnekleri verdi:
"Yalnız bir annenin 14 yaşındaki oğlu Ali, astım hastası ve sürekli ventolin kullanıyor, yaşadıkları ev ağır rutubetli, duvarlar sürekli küfleniyor ve ev gün ışığı almıyor. Bu çocuk o evde yaşadığı sürece iyileşmesi mümkün mü? Aynı şekilde 65 yaş üstü Osman amca, oksijen tüpüyle yaşayan bir KOAH hastası, değiştirdiği tüm evler rutubetli ve gün ışığı görmüyor ama sağlık sisteminde bu hastalıkların ortaya çıktığı yaşam koşulları göz önüne alınmıyor. Destek verdiğimiz bir anne, 8 yaşındaki oğluna bir yıl boyunca okula giderken yalnızca salçalı ekmek koyabildiğini anlatmıştı. Bir başka çocukta ise gelişim geriliği tespit edilmişti. 61 yaşında 20 yıl kağıt toplayıcılığı yapan ve şu anda kolon kanseriyle mücadele eden bir kişinin sağlık güvencesi yok. Oğlu, gerekli ilaçları ve vitaminleri alamadığı için bir aydır SGK kapısında. Neden?"
