USD/TRY38.42 ▼
EUR/TRY41.15 ▲
Gram Altın3.842 TL ▲
BIST 1009.845 ▲
Bitcoin$84.250 ▼
Ethereum$3.120 ▲
Petrol$62.30 ▼
SON DAKİKA
Haber Kaydır — Türkiye ve dünyadan anlık haberler • Son dakika gelişmeleri • Gündem, magazin ve spor • Haber Kaydır — Türkiye ve dünyadan anlık haberler • Son dakika gelişmeleri • Gündem, magazin ve spor •
Yaşam 23 saat önce

Şef Esen Hünal: Tabağın şaşırtmasından çok mutlu etmesi önemli

Kaynak: Cumhuriyet Son Dakika Orijinal Haber ›
Bir tabağı unutabilirsiniz ama o sofrada size hissettirilen duyguyu kolay kolay unutmazsınız.

Bir tabağı unutabilirsiniz ama o sofrada size hissettirilen duyguyu kolay kolay unutmazsınız. Şef Esen Hünal’ın mutfak anlayışı tam da bu düşüncenin üzerine kurulu. Mutfakta büyüyen, farklı ülkelerde edindiği deneyimleri kendi bakış açısıyla harmanlayan Hünal; aileden devraldığı misafirperverlik kültürünü, yeni nesil gastronomiye bakışını, restoran işletmeciliğinin görünmeyen taraflarını ve yemekle kurduğumuz ilişkinin nasıl değiştiğini anlatıyor.

- Mutfağın içine doğmuş bir isim olarak yemek sizin için önce bir meslek miydi, yoksa evin doğal ritmi mi?

Ben hiçbir zaman “Şef olmaya karar verdim” diyemedim aslında. Çünkü mutfak benim için çok daha önce hayatın doğal bir parçasıydı. Çocukluğum restoranların içinde geçti. Mutfaktan çıkan sesler, servis telaşı, masalarda oturan insanlar, mutfaktan gelen kokular... Bizim evde yemek sadece karın doyurmak değildi. İnsanları bir araya getiren, sohbeti uzatan, kutlamaların merkezinde duran bir şeydi. Belki de bu yüzden bugün hâlâ yemeğe sadece bir tabak olarak bakamıyorum. Benim için yemek bir duygu yaratıyor, bir anı bırakıyor. Şeflik benim seçtiğim meslek oldu ama mutfak benim zaten ait olduğum yerdi.

- Ailenizin restoran dünyasındaki geçmişi, sizin mutfağa bakışınızı nasıl şekillendirdi? Bugün hâlâ “evden gelen” dediğiniz refleksler var mı?

Çok fazla var. Ailem bana iyi yemek yapmayı öğretmeden önce iyi misafir ağırlamayı öğretti diyebilirim. Restoran işletmek dışarıdan bakınca yemek yapmak gibi görünüyor ama aslında tamamen insan yönetmekle ilgili. Bir misafirin kapıdan girdiği andan çıktığı ana kadar nasıl hissettiği, masasına nasıl oturduğu, nasıl uğurlandığı... Bunların hepsinin en az yemek kadar önemli olduğunu çocuk yaşta öğrendim. North Shield’ın içinde büyümek bana restoranın sadece mutfaktan ibaret olmadığını gösterdi. Bugün hâlâ bir restorana girdiğimde ilk baktığım şey yemek değil, insanların yüz ifadeleri oluyor. Rahatlar mı? Kendilerini iyi hissediyorlar mı? Çünkü bana göre insanlar tabağı unutabilir ama kendilerine nasıl hissettirdiğinizi asla unutmazlar. Sanırım evden bana kalan en büyük refleks de bu.

- Farklı kültürler deneyimlemeniz, damağınızda ve mutfak disiplininizde nasıl bir iz bıraktı?

Seyahat etmek bana tariflerden çok bakış açısı kazandırdı. Farklı ülkelerde çalıştığınızda ya da yemek yediğinizde şunu fark ediyorsunuz; iyi yemek aslında çok evrensel bir kavram. Londra’da geçirdiğim yıllar, yaptığım seyahatler, farklı mutfaklarda çalışmak... Bunların hepsi beni daha özgür bir aşçı yaptı. Artık bir malzemeye “Bu sadece şu mutfağa ait.” diye bakmıyorum. Benim için önemli olan o malzemenin tabağa ne kattığı. Belki de bu yüzden mutfağımda tek bir ülkenin sınırları yok. Farklı kültürlerden besleniyorum ama bunu doğal bir dille yapmaya çalışıyorum. n Londra’da çalıştığınız dönem size profesyonel mutfakla ilgili en çok ne öğretti; hız mı, disiplin mi, yoksa sadelik mi?

Üçü de ama içlerinden birini seçecek olsam kesinlikle disiplin derim. Londra bana ilhamın geçici, disiplinin ise kalıcı olduğunu öğretti. Profesyonel mutfakta her gün aynı kaliteyi çıkarmak zorundasınız. Kimse o gün iyi hissedip hissetmediğinizle ilgilenmiyor. Misafir her gelişinde aynı deneyimi yaşamak istiyor. Orada öğrendiğim en önemli şeylerden biri de sadeliğin aslında ne kadar zor olduğu oldu. Gereksiz hiçbir şeye ihtiyaç duymadan, doğru ürünü en doğru şekilde sunabilmek... Bugün hâlâ mutfakta en çok peşinden koştuğum şey bu.

- Hem şef hem işletmeci olmak, mutfağa daha gerçekçi bakmayı mı getiriyor? Bir tabağın lezzeti kadar sürdürülebilirliği de önemli hale geliyor mu?

Kesinlikle. Şef tarafım bazen çok yaratıcı olmak istiyor ama işletmeci tarafım sürekli ona sorular soruyor. Bu tabak her gün aynı kalitede çıkabilir mi? Ekibin bunu sürdürebilmesi mümkün mü? Doğru maliyetle misafire ulaşabilir mi? Bence iyi restoran tam da bu dengeyi kurabilen restoran. Sadece yaratıcı olmak yetmiyor. O yaratıcılığı yıllarca aynı kaliteyle sürdürebilmek gerekiyor. Çünkü restoran işletmek bir maraton.

- Güçlü bir aile markasının içinde olmakla, kendi mutfak hayalinizi kurmak arasında nasıl bir denge var?

North Shield benim için sadece bir aile markası değil; okul gibi. Orada restoran işletmeciliğinin her aşamasını yaşayarak öğrendim. Misafir ilişkilerini, operasyonu, ekip yönetimini, krizleri, detayları... Bugün sahip olduğum reflekslerin büyük kısmı oradan geliyor. Ama bir yandan da insan kendi sesini bulmak istiyor. Todos Los Dias tam da bu noktada doğdu. Yıllar boyunca farklı ülkelerde çalışırken, seyahat ederken ve yeni mutfaklar keşfederken aklımda hep aynı fikir vardı: İnsanların haftanın hangi günü gelirse gelsin kendilerini pazar günü gibi hissedecekleri bir restoran. Sonra bu hayal, Maksut Aşkar ve Erim Leblebicioğlu’nun hayalleriyle kesişti. Üçümüzün de ortak noktası çok netti; gösterişten uzak ama karakter sahibi, iyi malzemeye saygı duyan, insanların tekrar tekrar gelmek isteyeceği yaşayan bir restoran yaratmak. Todos Los Dias bu yüzden benim için sadece yeni bir mekân değil. Hayatım boyunca biriktirdiğim bütün deneyimlerin, öğrendiklerimin ve hayallerimin ortak bir hikâyeye dönüşmüş hali.

-  Mekânınız Todos Los Dias, “her gün pazar gibi” hissiyle yola çıkıyor. Sizin için pazar günü ne demek?

Pazar günü benim için çocukluğumu hatırlatıyor. Ailece kurulan uzun sofraları, acele edilmeyen kahvaltıları, saat kavramının biraz kaybolduğu o rahatlığı... Bugün hayatımız çok hızlı. Biz Todos Los Dias’ı tasarlarken tam tersini düşündük. İnsanlar içeri girdiklerinde biraz yavaşlasınlar istedik. Yemeğin sadece tüketilen bir şey değil, paylaşımın bahanesi olduğu bir atmosfer hayal ettik.

- Şef Maksut Aşkar ile aynı hayalin içinde buluşmak nasıl gelişti?

Maksut’la uzun zamandır birbirimizi tanıyor ve birbirimizin mutfağına büyük saygı duyuyorduk. Ama bizi bir araya getiren şey aslında tarifler değil, yemeğe bakış açımız oldu. Hepimiz iyi yemeğin sadece teknikten ibaret olmadığına inanıyoruz. Bir restoranın ruhu olması gerektiğini düşünüyoruz. İçeri girdiğiniz anda sizi rahatlatan, samimiyet hissettiren, gösteriş yapmadan sizi etkileyen yerleri seviyoruz. Erim’in vizyonu, Maksut’un mutfağı ve benim operasyonel bakış açım aynı masada buluşunca Todos Los Dias kendiliğinden ortaya çıktı. Hiçbirimiz “trend” olacak bir restoran yapmak istemedik. Zamansız, yaşayan ve yıllar sonra da aynı keyifle gidilebilecek bir yer hayal ettik.

-  Mönüde farklı coğrafyalardan esinlenen ama dağılmayan bir dil var. Bir tabağın Todos Los Dias’a ait olduğuna nasıl karar veriyorsunuz?

Çünkü hiçbir zaman “Her mutfaktan bir şey yapalım” diye düşünmedik. Biz önce hissi konuşuyoruz. Bir tabak size ne hissettiriyor? Tekrar sipariş eder misiniz? Bir arkadaşınızı buraya getirip “Bunu mutlaka dene” der misiniz? Bunlar bizim için çok önemli sorular. Ben bir tabağın teknik olarak kusursuz olmasından çok, tekrar yenmek istenmesini önemsiyorum. Çünkü gerçek başarı ikinci gelişte aynı tabağın yeniden sipariş edilmesi. Todos Los Dias’ın mutfak dili de tam olarak bunun üzerine kurulu. Dünyadan ilham alıyor ama karakterini kaybetmiyor.

- “Konfor yemeği” Esen Hünal için ne demek?

Bence konfor yemeği çocukluğunuzdan gelen bir tarif olmak zorunda değil. Bazen seyahatte yediğiniz bir makarna, bazen çok iyi pişmiş bir tavuk, bazen mükemmel bir sandviç de konfor yemeği olabilir. Benim için konfor, ilk lokmada insanı rahatlatan his. Aslında Todos Los Dias’ın çıkış noktası da biraz buydu. İnsanların özel günlerde değil, canları istediğinde gelebilecekleri ve her seferinde kendilerini iyi hissederek ayrılacakları yemekler yapmak.

İstanbul’da son yıllarda çok güçlü bir gastronomi hareketi var. Sizce şehir artık iyi yemeği sadece “özel gün” olmaktan çıkarıp gündelik hayatın parçası yapabildi mi?

Kesinlikle. Bence İstanbul gastronomi anlamında çok olgunlaştı. İnsanlar artık sadece şık bir restorana gitmek istemiyor; ne yediğini, ürünün nereden geldiğini, tabağın arkasındaki hikâyeyi de merak ediyor. Bu hem şefleri hem de restoranları daha iyi olmaya zorluyor. Bir diğer güzel tarafı ise çe

Konunun arka planı

Şef Esen Hünal, mutfakla olan bağını çocukluk yıllarına dayandırıyor. Ailesinin restoran işletmeciliği geçmişi, onun için mutfağın sadece yemek yapmaktan ibaret olmadığını, aynı zamanda misafirperverlik ve insan ilişkileriyle de yakından ilgili olduğunu gösterdi. Farklı kültürlerde edindiği deneyimler, Hünal'ın mutfak anlayışını zenginleştirerek onu daha özgür bir aşçı haline getirdi. Profesyonel mutfak disiplinini Londra'da öğrenen Hünal, sadeliğin ve her zaman aynı kaliteyi sunmanın önemini vurguluyor. Günümüzde ise yemeğin sadece bir tabak olmanın ötesinde, yarattığı duygu ve anılarla ön plana çıktığını savunuyor.

Sıkça Sorulan Sorular

Şef Esen Hünal'ın mutfak anlayışının temelinde ne yatıyor?

Şef Esen Hünal'a göre bir yemeğin lezzeti kadar, o sofrada misafire hissettirilen duygu ve yaratılan anı da en az onun kadar önemlidir. Yemeğin karın doyurmanın ötesinde insanları bir araya getiren bir unsur olduğunu savunuyor.

Esen Hünal'ın aile geçmişi mutfak anlayışını nasıl etkiledi?

Ailesinin restoran işletmeciliği geçmişi, Hünal'a iyi yemek yapmanın yanı sıra iyi misafir ağırlamanın da önemini öğretti. Restoranın sadece mutfaktan ibaret olmadığını, misafirlerin deneyiminin her aşamasının önemli olduğunu çocuk yaşta kavradı.

Farklı kültürlerdeki deneyimleri Hünal'ın mutfak disiplinini nasıl şekillendirdi?

Farklı ülkelerde edindiği deneyimler ve seyahatler, Hünal'ı daha özgür bir aşçı yaptı. Malzemelere tek bir kültüre aitmiş gibi bakmak yerine, tabağa ne kattığına odaklanmasını sağladı. Mutfak anlayışının tek bir ülkenin sınırlarıyla bağlı olmadığını belirtiyor.

Londra'da profesyonel mutfakta çalışmak Esen Hünal'a ne öğretti?

Londra'da geçirdiği yıllar ona profesyonel mutfakta disiplinin önemini öğretti. İlhamın geçici olduğunu ancak disiplinle her gün aynı kaliteyi sunmanın kalıcı olduğunu belirtti. Ayrıca gereksiz hiçbir öge olmadan, doğru ürünü en iyi şekilde sunmanın zorluğunu ve değerini anladığını ifade etti.

🔴

Son dakikayı kaçırma!

Haberin tamamlayıcısı: Telegram kanalımızdan anlık bildirim, sosyal medyadan gün boyu özetler.

Paylaş: WhatsApp X

İlgili Haberler

Ayvalık'ın derinliklerindeki 'altın doku': Sarı gorgonlar
Yaşam

Ayvalık'ın derinliklerindeki 'altın doku': Sarı gorgonlar

1 saat önce

Çikolata festivalinde ‘Tatlı Cadı’
Yaşam

Çikolata festivalinde ‘Tatlı Cadı’

23 saat önce

Uzmandan uyarı: 'Yazın sinek ısırıklarını hafife almayın'
Yaşam

Uzmandan uyarı: 'Yazın sinek ısırıklarını hafife almayın'

6 gün önce