Kaldık mı yine biz bize diz dize?
“Dostum Trump” Ankara’ya gelmeden önce, Cumhurbaşkanı Erdoğan ’ı çok mutlu edecek müjdeden söz edip durmuştu. Ankara’dan dönüş yoluna geçmekte olduğu açıklamalarında ise bizim öncesinden sipariş ettiklerimizin aynısı olmasalar da verilmelerini istediği uçak siparişlerinin geçerli olması üzerinden elinden gelen çabayı göstereceğinin altını çizdi. Ankara’ya gelen NATO üyesi siyasi liderler ile görevli resmi temsilcilerinin beklentilerine dönük sınırsız çabalarından hangi ölçeklerde mutlu edilebildiklerini öngörebilme şansımız yok.
İster siyasi liderler isterse askeri, diğer görevli temsilcilerin açıktan eleştiri yapacakları elbette beklenemez. Ancak kişisel, özel havalarda verilmiş armağanların, evlerine götürülebilmelerinin olanaksız olduğunu, hak, hukukları ile uyuşamayacağının belirtildiği, altının çizildiğinin de tanıklıklarıyla da yüzleştik.
Aklıma artık yaşıyor olmadıkları için “Ruhları şad olsun” diyerek en üst katlarda görevde gezilere katılmış büyüklerimizden, hanım ya da beylerimizin seçmeleri için saraylarda yaşanılan ülkelerde, şeker gibi uzatılan kıymetli taşları alırken “Bu bana, bu kızıma, bu da gelinime...” denilerek alındıkları örneklerle de yüzleşmiştik. Gerçi sonrası yetkili açıklamaları ile ikram edilmiş kıymetli taşların, alındıkları ülkelerin sultanlıklarına geri verildikleri açıklamaları da yapılmıştı.
Biz yine, dünün sabahına, yine biz bize diz dize kalışımıza dönsek mi? Ankara’da NATO üyesi ülkelerden gelmiş konuklarımızın güvenlik içinde istedikleri gibi dolaşabilmeleri adına alınmış önlemleri elbette bir daha sayacak değiliz. Sadece sakıncalı kimlikleri yüzünden kısa süreliğine özgürlüklerinden olan, soldan doğal suçlu olarak sayılanlara, “Gözleri aydın, artık özgürlüklerine kavuşmuş olabilirler” diyebiliyor muyuz?
Yurtlarından edilen, “Birkaç günlüğüne nerelerde kalırlarsa kalsınlar” denilerek yurtlarından kovulanlara, yurtlarına dönebilecekleri müjdesini verebiliyor muyuz? Ankara’da gerçekleştirilen NATO toplantısının ülkemize getirdiği ekonomik bedellerin hesabını yapabilmek kuşkusuz benim haddim olamaz. Uzmanlık alanları ekonomi, hukuk, askerlik olanlar haftalar öncesinden yaptıkları çalişmeler, toplayabildikleri bilgilerle kamuoyunun karşısına çıkma çabası içindeler.
Sıradan vatandaşlar olarak bu ülkede yaşayan bizler, kuşkusuz kendi yaşamlarımıza dönük sonuçlarına bakarak günlük yaşam harcamalarımız üzerinden, hesaplamasız bedellerini ödüyor olarak çok acı gerçeklerimizle kaçınılmaz yüzleşerek yaşayıp durmaktayız. Hani ürünlerin en bereketli olarak çarşı, pazara ulaştığını varsaydığımız şu günlerde, aldıklarımızın son fiyatları üzerinden şıp diye öğreniveriyoruz.
Çarşı, pazarlardan habercilik yapan genç arkadaşlarımızın görüntülü yayınlarında, sepetlerine almak üzere koydukları ürünlerin bir bölümünü boşaltmak zorunda kalan vatandaşlarımızın görüntüleri ile hep yüzleşip duruyoruz ya... Günahlarına girmeyelim, bu türden haberler Ankara’daki NATO toplantısından öncesinde de hep yapılıyordu. Şimdi ise güncel son yaşanmışlıklar üzerinden, sözün özü ile Ankara’daki NATO toplantısının maliyetleri üzerinden, tüm alanların uzmanlarının görevlerini yapma sorumlulukları olmalı.
Trump’ın açıklamaları üzerinden, Cumhurbaşkanımız Erdoğan’ın hatırına Türkiye’ye geldiğinin altını çizip durdu ya... NATO maliyetleri üzerinden ödemek zorunda kalacaklarımızın hesabını da yapma sorumlulukları yok mu?
Göbekten bağlı olmak böyle bir şey.
Temmuz ayı sadece CHP’yi değil, bütün partileri etkileyecek gelişmelere gebe.
“Dostum Trump” Ankara’ya gelmeden önce, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı çok mutlu edecek müjdeden söz edip durmuştu.
Ankara’da toplanan 36. NATO Liderler Zirvesi’ne büyük anlamlar yüklenmişti.
Biri doğruca Türk kamuoyunu, öteki ise uygar ülkelerin neredeyse tamamının kamuoyunu ilgilendiren olayların yoğunluğuyla dolu bir haftanın sonuna geldik.
Militarizm ve faşizm genelde paralel bir biçimde gelişen ve birbirini besleyen hareketlerdir.
Ankara’daki NATO zirvesi, ABD ile Avrupalılar arasındaki iki yıldır derinleşmiş olan sorunları çözmedi, geçiştirmiş oldu.
Oktay Akbal 1987’de çalışmaya başladığım Cem Yayınevi’nde yayımlanan kitaplardan olan Susmak mı Konuşmak mı?’daki yazılarında susmanın boyun eğmek olduğunu söylüyordu.
Ahmet Telli bir hastane odasında yaşam savaşı veriyor.
Felsefeci, dilbilimci, eleştirmen, şair ve sanat tarihçisi Doç. Dr. Mustafa Bedrettin Cömert bundan 48 yıl önce, 11 Temmuz 1978’de Ankara’da sabah saatlerinde alçakça düzenlenen silahlı saldırı sonucu öldürülmüş; eşi Maria ise ağır yaralanmıştı.
“Dostum Trump” Ankara’ya gelmeden önce, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı çok mutlu edecek müjdeden söz edip durmuştu.
Dünyanın her yerinde yanıtı aranan bu soruya ilişkin yanıtlara, bugün Ankara’da gerçekleşecek görüşmelerin sonucunda varılabileceği gibi bir olasılık sanırım söz konusu olabilemez.
Prof. Dr. Rüçhan Işık, Uluslararası Çalışma Örgütü’nün (ILO) Türkiye direktörüydü.
Ya da Başkan Trump, Ankara’daki NATO zirvesi öncesi verdiği söze göre, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ı çok mutlu edecek adımlarını atacak mı?
“Bizim 68’liler” kuşağının ruhunu boğmaya dönük, Deniz Gezmiş’ler, üç fidanın bin bir dolap çevrilerek idam edilişlerine; “üçe üç” nidaları ile kapıları açmanın boşuna olmaması gibi...
Ses verebilenleri çok sınırlı eleştiri yapabilen kanalların, yandaş kanalların aldıkları sınırsız desteklere karşın izlenebilirlik, kitleler üzerindeki güçlü etkileri önlenemiyor.
Altı yaşındaki kızını evlendirdiği gerekçesiyle tutuklanan tarikatçı serbest bırakıldı.
Başlık öncelikle 107 gündür, yaz-boz tahtası içerikli olarak sürdürülmüş uyuşmazlık tartışmalarının ardından, nasıl kesinleşeceği henüz çok kesin olmayan İran’da gündeme giren anlaşmayı içeriyor.
Neler yapılabileceği, işin içinden nasıl çıkılabileceğine ilişkin deneyimli siyasetçilerin, hukukçuların, gazetecilerin tartışmalarını, çözüm arayışlarını, herkes gibi ben de izliyor, akılcı çözüm önerilerinden sonuçlar çıkarmaya çabalıyorum.
Şeytana pabucunu ters giydirme oyunlarında, acımasızlık ile kalitesizlik yarışlarında sınır tanımamakla, bu saatten sonra kazanabileceklerini sanıyorlarsa sonuçta en çok kendi sonlarına doğru yürümekte olduklarını hâlâ göremiyor olabilirler mi?
Önyargılı eleştirilerin yanında durabilmemin söz konusu olamayacağının altını çizmekle söze girmeliyim.
Cumhuriyet gazetesinin dünkü manşetinde, AKP’liler ile Kılıçdaroğlu yönetiminin bayram buluşmaları; “Siyasette ‘mutlak butlan’ bayramı!” başlığı altında verilmiş.
Boşuna çaba, suçsuzların, haklarını savunan, haklarını arayanların canlarını boşu boşuna yakıyorsunuz.
Yoksa başkanlık rejiminin dünyadaki en haksız, hukuksuz yetkilerle donatılmış modeliyle de yetinilmeyerek yıllar içinde geliştirilmiş sınırsız haksızlık, hukuksuzlukların içinde, iğne oyası gibi geliştirilen uygulamalarının yanlarına kâr kalabildiği ustalıklarında, ülkenin getirildiği çarpık düzenin haksızlıklarını, sonuçlarını görmemek inadındaki son çırpınışlar mı?
Öncelikle, yazımın başlığının kendi kendime kızgınlığımın yanısıması olduğunun altını çizmeliyim.
Yanlış anlaşılmasın her günün her saatinde, kimileri yeni keşfedilen yeni CHP’li belediyeler ile parti merkezleri ile sınırlı kalınmıyor.
Dünkü duruşmaların gelişmeleri üzerinden yaşanacakları, nasılsa bugünkü yazı elinize ulaşmadan önce öğrenmiş olacaksınız.
Benim Cumhuriyet ailesi içindeki paylaşımlarımın 60. yılını geçen perşembe günkü buluşmamızda devirmişiz.
Bu kaçıncısı sorgulamasının yapılmasının zamanı değil.
Geçen yılın 1 Mayıs yasaklarından ders alınmış olmalı.
Ankara’nın göbeğinde, yıllardır hak edilmiş, birikmiş ücretlerini alamadıkları için hukuk diliyle işlenmiş en büyük suçlardan birini, “angarya çalıştırmayı” çok yüksek sayılarla çalışan işçilerine karşı uygulamayı alışkanlık edinmiş Yıldız Holding’in yaşattıklarını, dertlerini sorumlu bakana anlatmak için çırpınan işçilere yaşatılan işkencelerin boyutları vicdanları sızlatıyor.
Emeklisi, işsizi, ücreti ödenmeksizin çalışmaya zorlananı; çaresiz kalanların topu birden, dertlerine deva olması gereken yetkili, sorumlu siya
Konunun arka planı
Haber, ABD Başkanı Trump'ın Türkiye ziyaretinin ardından yapılan açıklamaları ve NATO toplantısının ülkeye olan etkilerini ele alıyor. Ziyaret öncesinde ABD'den Türkiye'ye yönelik olumlu mesajlar verilmesi beklenirken, dönüş yolunda yapılan açıklamalarda Türkiye'nin taleplerinin tam olarak karşılanmadığı ancak yine de çaba gösterileceği ifade edildi. Haberde, NATO toplantısı kapsamında Ankara'ya gelen yabancı heyetlerin beklentileri ve bu beklentilerin ne ölçüde karşılandığı belirsizliğine dikkat çekiliyor. Ayrıca, geçmişte yaşanan diplomatik hediyelerle ilgili anımsatmalar yapılarak, güncel durumda da benzer hassasiyetlerin söz konusu olabileceği ima ediliyor. Metin, toplantının ekonomik maliyetleri ve sıradan vatandaşların yaşamlarına yansıyan etkileri üzerine de durarak, konunun çok yönlü bir değerlendirmesini talep ediyor.
Sıkça Sorulan Sorular
Haberde bahsedilen 'Dostum Trump' ifadesi ne anlama geliyor?
Bu ifade, ABD Başkanı Donald Trump ile dönemin Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan arasındaki kişisel ilişkiye ve Trump'ın Türkiye ziyaretine gönderme yapmaktadır. Haberde, bu ilişkinin siyasi ve diplomatik görüşmeler üzerindeki etkisine işaret edilmektedir.
NATO toplantısının Türkiye'ye ekonomik maliyeti hakkında neler söyleniyor?
Haber, NATO toplantısının Türkiye'ye getirdiği ekonomik bedellerin tam olarak hesaplanmasının sıradan vatandaşların haddi olmadığını belirtiyor. Ancak, uzmanların bu maliyetleri hesaplama ve kamuoyuyla paylaşma sorumluluğu olduğunu vurguluyor. Vatandaşların günlük yaşam harcamaları üzerinden bu maliyetlerin dolaylı olarak ödendiği ima ediliyor.
Haberde geçmişteki diplomatik hediyelerden neden bahsediliyor?
Geçmişteki diplomatik hediyelerle ilgili anılar, güncel durumda da benzer hassasiyetlerin yaşanabileceği ihtimalini güçlendirmek için kullanılıyor. Bu benzetme, yabancı heyetlere verilen hediyelerin veya yapılan ikramların hukuki ve etik boyutlarına dikkat çekmek amacıyla yapılmış olabilir.
Haberin genel mesajı nedir?
Haberin genel mesajı, uluslararası toplantıların ve diplomatik ilişkilerin sadece siyasi ve askeri boyutlarıyla değil, aynı zamanda ekonomik ve toplumsal etkileriyle de değerlendirilmesi gerektiğidir. Ayrıca, alınan kararların ve yapılan harcamaların vatandaşların günlük yaşamına olan yansımalarının göz ardı edilmemesi gerektiği vurgulanmaktadır.
Son dakikayı kaçırma!
Haberin tamamlayıcısı: Telegram kanalımızdan anlık bildirim, sosyal medyadan gün boyu özetler.
