USD/TRY38.42 ▼
EUR/TRY41.15 ▲
Gram Altın3.842 TL ▲
BIST 1009.845 ▲
Bitcoin$84.250 ▼
Ethereum$3.120 ▲
Petrol$62.30 ▼
SON DAKİKA
Haber Kaydır — Türkiye ve dünyadan anlık haberler • Son dakika gelişmeleri • Gündem, magazin ve spor • Haber Kaydır — Türkiye ve dünyadan anlık haberler • Son dakika gelişmeleri • Gündem, magazin ve spor •
Magazin 7 saat önce

‘Çocukken en çok kara kız olmayı sevmiyordum’

HK Yazan: Haber Kaydır Editörlüğü Kaynak: Hurriyet Kelebek Orijinal Haber ›
‘Çocukken en çok kara kız olmayı sevmiyordum’

İlk bakışta ciddi bir havası olsa da sohbet ederken bile mimikleri ve tonlamalarıyla yüzünüzü gülümsetiyor. Bir süredir verdiği kilolarla da gündemde, yeni haliyle de çok iyi görünüyor. Ecem Erkek ’le çocukluk yıllarından bugüne uzanıyoruz.

◊ Oyunun adı ‘Kara Kız’. Bu senin esmer olduğun için kendine koyduğun bir lakap mı, yoksa insanlar mı sana ‘Kara Kız’ diyorlardı?

Başkaları bana ‘kara kız’ diyordu. ‘Çocukken en çok neyi sevmiyordun’ desen, ben kara kız olmayı sevmiyordum.

En büyük travmam. 37 yaşındayım ve terapistimle konuştuğum şey bu. Çünkü çocukken bunu bir hakaret, ötekileştirme gibi alıyorsun. Diğer çocukların lakapları yok, kimse onlara bir şey demiyor ama tek bana kara kız diyorlar, demek ki ben farklıyım diyorsun. Bu benim hiçbir zaman kabul etmediğim ve biri bana dediğinde de ense kökümden itibaren tüylerin kalktığı bir laf.

◊ Ve sen de bu travmanı alıp oyunun adı mı yaptın?

Evet, terapistim de “Senin o kadar ilginç bir cesaretin var ki beni çok şaşırtıyorsun” dedi. Ben hem kendimin hem de başkasının ezberini bozmayı çok seviyorum. Çünkü hayat öyle sorunsuz, şırıl şırıl akan bir su değil. Oyunun ismine ‘Kara Kız’ demeseydim daha iyileşemezdim.

◊ Kara kız olmakla barıştın mı artık?

Çoktandır barıştım aslında ama bu oyun noktası oldu.

◊ Oyunun 90’larda geçiyor. Hayat hikâyen mi?

Tamamı kendime ait şeyler değil, mesela evlilikle ilgili bahsettiğim yerler, annemle olan bazı yerler gibi. Çünkü tamamen kendi hayatımı yazmış olsaydım bu kadar oyuncaklı bir şey olmayabilirdi. Bir oyun metninin omurgası için biraz çatışma, dramatik bir altyapı gerekiyor. O yüzden kurgu olan yerler daha ağırlıklı diyebilirim. Bazı yerler de çevremde gözlemlediğim şeyler.

Oyuna gelenler 90’larda Ankara’da bir mahalleye gelmiş gibi olacak. Geleneksel bir ailede büyüyen, işçi sınıfı bir ailenin kızının büyüme hikâyesi. Günümüzde bir yılbaşı gecesi başlıyor, kızcağız kocasından ayrılmış, ilk defa bir erkek arkadaşı olmuş, görüşmüşler, bir süredir birlikteler ve erkek arkadaşını yılbaşı gecesine beraber girmek için davet ediyor. Çocuk onu ekiyor. ‘Neden böyle oldu’, ‘Ben neden böyle oldum’ derken hikâye akıyor.

◊ Sen 1989 doğumlusun. 90’larda Ankara’da büyüdün, “Bir gecekondu mahallesinde büyüdüm. Bu da benim hayatımı çok etkiledi” demişsin. Oyunda hayatının o döneminden beslendin mi?

Evet. Küçükken çok üzülüyordum çünkü çocuktum, arkadaşlarım binalarda oturuyorlardı. Biz de binada oturuyorduk ama mahallenin en eski binasında, gecekondudan farkı yoktu. Sobalıydı evimiz; camı, penceresi akardı. Bazı arkadaşlarımızın binaları kaloriferliydi, bale kursuna gidenler vardı. Ben mesela en çok Barbie evi istiyordum. Bizim binadan büyüktü Barbie evleri. Ama şimdi dışarıdan baktığında asıl özenecek şeyin başka bir şey olduğunu ve onun sende zaten olduğunu görüyorsun.

Kendini ve elindekilerin kıymetini bilmek. Çocukken öyle düşünmüyorsun, yokluk diyeceğim ama bunu fakirlik edebiyatı için söylemiyorum, o yokluğun içinde büyüyünce elindekilere daha fazla sahip çıkıyorsun. Sürekli bir mücadele halinde oluyorsun, dolayısıyla hep yaşamdasın, kopmuyorsun, para kazanman gerekiyor. Tabii o zaman farkına varmıyorsun ama büyüdüğünde diyorsun ki ‘Ben iyi ki onları yaşamışım’, hem mücadeleci oluyor hem de etrafının farkına varıyorsun.

◊ Senin ailen de oyundaki gibi bir işçi ailesi mi?

Evet, o zamanlar babamın bir odun-kömür ardiyesi vardı, işleri çok iyiydi. Sonra doğalgaz geldi, bizim mahalleye de uğrayınca yavaş yavaş babamın işleri bitmeye başladı. Annem ilkokul mezunu, o çalışmaya başladı, uzun yıllar bebek baktı. Şimdi büyüttüğü bebeklerin ikisi de doktor, müthiş çocuklar oldular. Annem bizden hiç ayırmadı onları. Ev işlerine gitti. Bazen bizi de götürdü.

◊ Ailede sanata ayıracak pek vakit yokken sen nasıl bu işlere bulaştın?

Ben aslında bu yaptığımı yılbaşında, bayramda; dedemlerin, teyzemlerin evinde yapıyordum. Ama ben bunun bir tiyatro olduğunu bilmiyordum. Liseye başlayınca, Köksal diye bir arkadaşım, komik, eğlenceliyim diye “Sen de tiyatro sınavlarına gir” dedi, aklımı çeldi.

◊ Ailen senin bu tercihini nasıl karşıladı?

Desteklediler. O zamanlar konservatuvar sınavları paralıydı, girerken cüzi bir şey ödüyordun. Annemin bunun için bileziğini sattığını bile hatırlıyorum.

‘90’LARIN DİZİLERİNDE OYNAMAYI ACAYİP İSTERDİM’

◊ Seni ‘Güldür Güldür’de hep kalabalık bir ekiple izledik. Bu sefer kendi oyununu yazıp tek başına sahneleme cesaretini nasıl buldun?

Uzun zamandır zaten oyun yapmak istiyordum, Ankara Üniversitesi’nde tiyatro okudum, sadece iki kere profesyonel tiyatro yaptım ve tadı damağımda kaldı. İstanbul’a geldiğimde, çalışmak zorunda kaldım. Diziler, ‘Güldür Güldür’... Tiyatro yapmayı istiyordum, stand-up’a aşırı özeniyorum ama insanın kendi olarak sahnede hikâyesiyle bulunuyor olması bence çok korkutucu; yapanın ellerine, aklına sağlık. Ben bunu biraz daha tiyatroyla bütünleştirip yapabilir miyim dedim.

◊ Sence neden popüler kültürde 90’lar şarkıları, dizileri hâlâ çok ilgi görüyor?

Mesela eskiden kimse müziğini yapay zekâya yaptırmıyordu, insanlar oturup müzik yapıyorlardı. Herkesin sesi kendinin sesiydi. Televizyonda gördüğün şeyler gerçekti, bizdendi, sıcaktı. Mesela şimdi evinde oturan bir kızcağız, telefona bakıyor ve birinin kocasının yatla eve yanaştığını ve dolarlar akıttığını görüyor. Ne kadar uç. Ben çocukken böyle bir şey görmüyordum ki. Benim en fazla gördüğüm şey bir arkadaşımın baleye gitmesiydi. Yani gördüğümüz şeyler ne bizi o kadar ürkütüyor ne de o kadar özendiriyordu. O yüzden ne kadar fakir de olsak memnunduk. Çünkü doyabiliyorduk.

◊ Peki, 90’larda oyunculuk yapmak ister miydin?

O dizilerde oynamayı acayip isterdim, ‘Perihan Abla’, ‘Bizimkiler’...

◊ Oyunculuk dünyasında ne kadar aradığını buldun?

Üzülüp ağlayamayacağım. Gerçekten şanslıydım. Yine bundan fazlası da olabilir. Onun da geleceğini biliyorum ama şu an olduğum yerden mutluyum. İyi ki bu oyunu yaptım. O beni inanılmaz mutlu etti.

‘SURATIM MAHKEME DUVARI GİBİDİR!’

◊ Komedyen olmanın baskısını hiç yaşıyor musun?

Yaşıyorum, dışarıdan baktığında benim suratım mahkeme duvarı gibidir. Zaten haftanın üç günü çekimlerde şaka yapıyoruz. Filmlerde, oyunumda şaka yapıyorum, eğleniyorum. Normal hayatımda çok espri, şaka yapmam. Keyfimin yerinde olması gerek. Bazen aşırı yorgun oluyorum. Suratım asık olduğunda da bunu yaşıyorum.

◊ Peki, dram işlerde başrol oynamayı ister miydin?

Ben niye başrol oynamıyorum diye hayıflandığım bir dönemim olmadı. Bir başrolün saatlerce böyle karşılıklı adamla bakıştığı dizide, ben evin hizmetçisi olsam ve sadece civcivli bir lafım bile olsa o bana daha çekici geliyor. Dram dizisinde oynamak istiyorum gibi de hiç talebim olmadı. Gelirse bakılır, oynanır ama komedi yapmak daha eğlenceli.

‘BEN ZATEN ÇOK SEKSİ OLDUĞUMU DÜŞÜNÜRDÜM’

◊ Oyunculuk dünyasında ideal vücut ölçüleri baskısına maruz kaldın mı?

‘Hayat Sırları’ diye bir dizi vardı, ilk işimdi, o zaman 76 kiloydum. Öncesinde Bursa’da tiyatro yapıyordum. Ben o kalıpları bilmiyorum. Ekrana çıktım, “Kim bu kız? Geldi, neden bu kadar sevildi” dediler. “Kim bu şişkoya bu kadar gülüyor” hasetliği oldu. Bence oradaki durum tamamen oydu. O yüzden bir süre üzüldüm ama etkisi çabuk geçti. Ben tamamen kendi adıma kilo verdim, ekranla derdim yok. Komedi yapan insanın güzellik kaygısının da bence olmaması gerek. “Biz çirkin olana, şişman olana ya da burnu deforme olana güleriz” demek istemiyorum. Ama komedi yapan insanın bence güzellik kaygısı olmamalı. Biz zaten makyajla her hale gelebiliyoruz. Bize göbek takabilirler, korseyle iyice zayıflatabilirler. Ya da bol elbiseler giyip zayıf görünebiliriz. Komedi yapan insanların hamurunun oynanabilir olması gerek. Mesela botoks yaptın, dolgu yaptın ve kaşın oynamıyor, alnında bir çizgin yok, beni inandıramazsın.

◊ Seksi sıfatını aldıktan sonra hayatında neler değişti?

Öyle sıfat mı aldım ben? Şimdi düşünüyorum da ben hep zaten çok seksi olduğumu düşünürdüm. Ama o kara kız , kilolusun, bilmem nesin lafları beni başta ezdi, büzdü, sıkıştırdı. İnsanlara tek tavsiyem gerçekten terapi almaları. Terap

Paylaş: WhatsApp X

İlgili Haberler

Gençlerin tatlı telaşı başladı: ‘Mezuniyette ne giyeceğim?’
Magazin

Gençlerin tatlı telaşı başladı: ‘Mezuniyette ne giyeceğim?’

7 saat önce

Şehrin özgür sesi: Caz
Magazin

Şehrin özgür sesi: Caz

7 saat önce

‘Kendine güvenmen en önemli şey’
Magazin

‘Kendine güvenmen en önemli şey’

7 saat önce