9 Temmuz’dan sonrasının ipucu
Bilinmesi gerekeni gördüğümüzde ararız. Oysa asıl hikâye görünmeyendedir.
Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı Muhittin Böcek ’in iki hafta önce verdiği üçüncü pişmanlık ifadesini medyada okudunuz. Aday olma şartı olarak İmamoğlu ’nun kendisinden 15 milyon Avro istediğini, bunun 5 milyon Avro’sunu havala denilen yöntemle verdiğini anlatıyordu.
İfadenin ardından Onlar yayını için İmamoğlu’na bu iddiayı sordum, cevabını yayınladım. “Ağır bir hastayı, oğlu ve geliniyle tehdit edip iftiracı haline getiriyorlar” dedikten sonra “Eğer serbest kalmasına faydası olacaksa, böyle taksit taksit değil de bir seferde ne söyletmek istiyorlarsa önüne koyup imzalatsınlar da bari bir işe yarasın” dedi. Özetle Böcek’in baskı altında önüne konanı imzalatıldığını söylüyordu.
Olan biteni konuştuktan sonra etrafımdaki pek çok arkadaşıma “Böcek’in ifadesinin ikinci kısmını okudunuz mu” diye sordum. Hiçbiri okumamıştı. İfadede akıllarında kalanlar, medyada günlerce konuşulduğu şekliyle “İmamoğlu’na para verme iddiası” ndan ibaretti.
Bana kalırsa ikinci bölüm daha ilginç. Hem Böcek’in bir, iki değil; üçüncü ifadesinde “İmamoğlu bahsini açması” nın nedeni anlaşılıyor. Hem de önümüzdeki dönemde olacaklara ilişkin bazı ipuçları içeriyor. Sanki bir strateji Böcek’in ağzından dile gelmiş gibi görünüyor.
Bahsettiğim ikinci kısım şöyle başlıyor: “Bu ifade nedeniyle siyasi tecrübelerim ve gözlemlediğim bazı değerlendirmeleri de arz etmek isterim.”
Aslında savcılar böyle durumlarda “Tecrübeleriniz, değerlendirmeleriniz, görüşleriniz bizi ilgilendirmez, suçla ilgili kısımları anlatın” derler. Fakat öyle olmamış. Böcek’in devamındaki sözleri kayıt altına alınmış:
- “İmamoğlu, CHP belediyeciliğinin öncü isimlerinden biri olarak, halkın teveccühü sayesinde uzun yıllar sonra çok sayıda belediyenin kazanılmasında önemli rol oynamıştır. Ancak bu siyasi başarının ardından herkesin kendi görev alanında sorumluluklarını yerine getirmesi gerekirken, kendisi belediye başkanlığı görevini ikinci plana iterek erken bir cumhurbaşkanlığı hazırlığı sürecine yönelmiştir.”
- “Bu kapsamda siyasi stratejiler geliştirilmiş, ekonomik kaynak oluşturma çabalarına girişilmiş ve ülke genelini ilgilendiren çeşitli görüşme ve çalışmalar yürütülmüştür.”
- “Bizler zaman zaman her şeyin bir zamanı olduğunu, şartların olgunlaşması gerektiğini ve halkın vermiş olduğu belediye yönetme yetkisinin gereğinin öncelikle yerine getirilmesinin daha doğru olacağını dile getirmiş olsak da bu görüşler karşılık bulmamıştır.”
- “Kontrolsüz ve öngörüsüz şekilde yürütülen bu süreç, başta Antalya olmak üzere birçok CHP belediyesini olumsuz etkilemiş; siyasi huzursuzlukların artmasına ve kamu hizmetlerinin geri planda kalmasına neden olmuştur.”
- “İmamoğlu, kendisi de bir belediye başkanı olmasına rağmen, zaman içerisinde tüm belediye başkanlarının belirlenmesinde etkili olan, parti üstü bir siyasi güce dönüşmüştür.”
- “Öyle ki parti meclisi ve CHP Genel Başkanı Özgür Özel’ in dahi birçok konuda onun görüşü dışında hareket edemediği bir durum oluşmuştur.”
- “Belediyeler, milletvekilleri, iş insanları, gazeteciler ve çeşitli toplumsal aktörler bu süreçlerin bir parçası hâline getirilmiştir.”
Bütün bu açıklamalar anlık bir tepki, tesadüfen söylenmiş sözler değil gibi. Zira Böcek’in ifadesinde Kılıçdaroğlu ’na ilginç bir atıf var:
“Kılıçdaroğlu’nun birkaç gün önce yaptığı, ‘Belediyeler, genel merkezlerin ve liderlerin taleplerini karşılayacak yerler değildir’ şeklindeki açıklaması da bu tartışmaların özünü ortaya koymaktadır.”
Yetmemiş, Böcek adeta “CHP’de yolsuzluk sorunu değil İmamoğlu sorunu var” tarifi yapmış gibi: “Elbette belediyelerimizde mevzuattan kaynaklanan veya uygulamada ortaya çıkan eksiklikler ve hatalar olabilir. Ancak CHP belediyeciliğinin halk nezdinde yakaladığı güçlü desteğin bugün zayıflamasının sebeplerinden biri de siyasi hedeflerin belediyecilik faaliyetlerinin önüne geçirilmesidir. Bu durum hem CHP’ye hem de ülkemize zarar veren sonuçlar doğurmaktadır.”
Böcek, bunları “kişisel hırsların bir kurumun tamamını nasıl belirsizlik, tedirginlik ve savunmasızlık içine sürükleyebileceğini göstermek adına” ifade ettiğini söylese de... Aslında açık bir formül öneriyor. Şöyle özetleyeyim:
- Bir buçuk yıldır süren farklı şehirlerdeki CHP davalarının tamamını İmamoğlu’nun cumhurbaşkanlığı niyetinin üzerine bırakmak.
- Suçlamalara neden olan paraların bunun için kullanıldığını söyleyip, tüm davaların asıl failini fiilen İmamoğlu haline getirirken yargılanan başkanlara da bir tür “Kurban edildim” seçeneği yaratmak.
- CHP’de yaşanan kırılmanın ardından, “İmamoğlu’na kurban edilen CHP’li başkanlar” formülüyle açılan kapıdan geçmeyi kabul eden başkanlar için bir çıkış yolu sunmak. Bunun “kurulacak yeni partiye geçmemek” ile aynı anlama geleceği açık.
- Elbette nihayetinde Özgür Özel ekibine yönelen yargı kuşatmasıyla İBB davasını aynı potada buluşturmak. Böylece CHP’nin bir kanadına meşruiyet alanı açarken öbür yanını “suç örgütü uçurumu”na doğru itmek.
Biz “9 Temmuz’dan sonra ne olacak” diye tartışırken... Böcek’in çok konuşulan ifadesinin konuşulmayan ikinci bölümünden çıkan sonuçlar böyle. Bu yazı yazılırken Silivri’deki mahkeme kürsüsünden çıkan tahliye kararı da çıkan sonuçların altını çizer nitelikteydi.
Dünyanın karanlıkta kalan yüzü görünen kısmından daha açıklayıcıdır.
Sayın Prof. Dr. Emre Kongar Hocam,
Bilinmesi gerekeni gördüğümüzde ararız.
Dünkü yazımda İran notlarının sonuncusu olduğunu belirtmiştim ama henüz öğleden sonra Türkiye’ye dönüş olacağı için birkaç ilginç bulacağınız konuya daha değineyim.
NATO toplantısı gerekçesiyle hak ve özgürlükler üzerinde devlet baskısı arttı.
NATO’nun Ankara zirvesi önümüzdeki görünür geleceğin gündemini belirleyecek bir sürecin başlangıcı oldu.
NATO 3.0, ne yazık ki aynı zamanda Türkiye 3.0’dır. NATO 1.0, NATO’nun kurulmasından SSCB’nin 1991’de dağılmasına kadarki süreçtir.
Deniz Göktaş yıllardır sahnelerden sanatını icra ederken kitlelere söyledikleri nedeniyle hapse atılmadı.
Deniz Göktaş’ın “Ölü Deniz” adlı stand-up gösterisinde geçen “600’lü yıllarda dördüncü kitaba son kitap demek iddialı bir çıkış” şakası, tam da felsefi ve sosyolojik anlamda dinsel bir dogmanın insan zihni ve zaman algısı üzerindeki etkisiyle oynayan bir kara mizah örneğidir.
Belleğim 65 yıl öncesine gidiyor!
Zihni Göktay’ı uzun yıllar tiyatro sahnesinde, sinema perdesinde ve televizyon ekranlarında seyrettik.
Atatürk, Türkçenin seslerini karşılamayan, dinsel anlam yüklenen Arap abecesiyle, Arapça Farsça sözcüklerle örülü Osmanlıcayla “ümmi ümmet” kalan halkın dil-tarih bilincinin çok aşındığını biliyordu.
Türkiye Jokey Kulübü’nün düzenlediği Nimet Üyken Basın Ödülleri Yarışması her yıl kesintisiz yapılmaktadır.
Henri Bergson, gülmenin, hayatın katılaşmış, mekanik, otomatikleşmiş hallerine karşı aklın verdiği anlık, toplumsal ve uyarıcı bir yanıt olduğunu belirtir.
Bilinmesi gerekeni gördüğümüzde ararız.
Taş yere düştü deriz de yerçekiminden pek bahsetmeyiz.
Cumhuriyet, devrimlerini ve değerlerini eğitim ile aktardığı için öğretmenleri yükseltme hamlesiyle doğdu.
Garip, anlamakta güçlük çektiğimiz için gariptir.
Başkasına kulluk eden, kendi kullarına zulmeder.
Sebepsiz başlayan her tartışmanın görünmez ama gerçek bir nedeni vardır.
Anayasa bir insan değil. Ama omzunda insanlık tarihinin yükünü taşıyor.
Geçen hafta sıradışı bir olay yaşandı ve biz hiç konuşmadık.
Tarihteki çatışmaların da uzlaşmaların da ardında birikmiş nedenler vardır.
Kimin neyi nasıl tartışacağını haklı olan değil, güçlü olan belirler.
Dünyada hiçbir hak, armağan olsun diye verilmemiştir.
Cevapsız kalan her soru kendine bir başka soru bulur.
Düzen bir kez bozuldu mu bütün düğmeler yanlış iliklenir.
İnsanın diline bakarken çoğu zaman elini kaçırırız.
Çatışmaları görmek için göz, uzlaşmaları anlamak için akıl gerekir.
Baş ağrısı sandığımız belki de ayağımızın nasırındandır.
"Neler yapmadık şu vatan için/Kimimiz öldük/Kimimiz nutuk söyledik" diyor ya şair…
“Memlekete komünizm lazımsa onu da biz getiririz” sözü yıllarca Vali Nevzat Tandoğan’a
Son dakikayı kaçırma!
Haberin tamamlayıcısı: Telegram kanalımızdan anlık bildirim, sosyal medyadan gün boyu özetler.
