Buğra Gökce’den mektup var!
Sayın Prof. Dr. Emre Kongar Hocam,
Çok kıymetli hocam, büyüğüm, sayın müsteşarım; en önemlisi hemen tüm kitaplarını okuduğum, ülkemizin en kıymetli aydın yüzlerinden, Cumhuriyetimizin gurur kaynaklarından canım hocam...
Bugün Cumhuriyet gazetesini koğuşumdaki tek kişilik dev masamın, dev sandalyesinde okurken köşe yazınızda kendimi görmek beni tarifsiz mutlu etti, onurlandırdı ve göz pınarlarımın nemlenmesi ile de kendimi tutamadığım bir duygu yolculuğuna çıkardı.
Yıllar önce İzmir Fuarı’na, Kültürpark’ta davet ettiğimiz bir etkinlikte konuşmacımızdınız ve sizi ben gezdirmiş, ağırlamaya çalışmıştım.
Golf aracında Kültürpark’ta gezerken, yürürken kısacık sohbetlerimiz olmuştu. Sanırım 2019 ya da 2020 idi.
Hatırlamamanız çok normal. O zaman İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin Yerel Sekreteri vazifesini yapıyordum.
Sonra yolum İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne düştü. Dahasını ise biliyorsunuz.
16 aydır Silivri sakiniyim. Sabırla, inançla, umutla yazmaya, öğretmeye ve en çok da okumaya uğraşıyorum.
İlk 4-5 ayımı Silivri Günlükleri diye çok amatör bir kitap haline getirmiştim. Belki rast gelmişsinizdir.
Şimdi ise Duruşma Günlükleri tutuyorum.
Buradaki 473 günümün her birini yazdım.
Açıkçası kalemle kendime bir gökyüzü açıyorum ki beton kafes içinde sizleri okuyarak, nasiplenerek size içten bir teşekkür borcum var.
Beni köşenize taşımanız, sosyal medyada paylaşmanız benim için çok kıymetli.
Burada unutulmadığımızı, masumiyetimizin çığlığının sizlere ulaştığını bilmeye, görmeye ve yaşamaya çok ihtiyacımız var.
Siz bunu layıkıyla, bir yürekten yapıyorsunuz.
Kıymetli ailenize ve şahsınıza, koca yüreğinize içten bir selam ve sımsıcak bir sevgi ifadesi ile saygılarımı sunuyorum.
İnanıyorum ki bu karanlık günleri aşacağız, bu deli gömleğini yırtıp atacağız, bu eşsiz ülkeyi özgürlüğe ve aydınlığa çıkaracağız.
Her şeyin güzel, çok güzel olacağı günler için üretmeye devam edeceğim.
Mektup bu kadar. Bana el yazısıyla yazılmış.
Arkadaşları hem el yazılı orijinal mektubu hem de dijitalize edilmiş kopyayı yolladılar.
Ekrem İmamoğlu’nun duruşma haberlerinin gündemin başına oturduğu bir ortamda bu mektubu, tarihe bir not olarak yayımlamayı uygun buldum.
Dilerim bütün haksızlık, hukuksuzluk ve adaletsizlikler bir an önce sona erer ve özgürlüklerimize yeniden kavuşuruz!
Sayın Prof. Dr. Emre Kongar Hocam,
Bilinmesi gerekeni gördüğümüzde ararız.
Dünkü yazımda İran notlarının sonuncusu olduğunu belirtmiştim ama henüz öğleden sonra Türkiye’ye dönüş olacağı için birkaç ilginç bulacağınız konuya daha değineyim.
NATO toplantısı gerekçesiyle hak ve özgürlükler üzerinde devlet baskısı arttı.
NATO’nun Ankara zirvesi önümüzdeki görünür geleceğin gündemini belirleyecek bir sürecin başlangıcı oldu.
NATO 3.0, ne yazık ki aynı zamanda Türkiye 3.0’dır. NATO 1.0, NATO’nun kurulmasından SSCB’nin 1991’de dağılmasına kadarki süreçtir.
Deniz Göktaş yıllardır sahnelerden sanatını icra ederken kitlelere söyledikleri nedeniyle hapse atılmadı.
Deniz Göktaş’ın “Ölü Deniz” adlı stand-up gösterisinde geçen “600’lü yıllarda dördüncü kitaba son kitap demek iddialı bir çıkış” şakası, tam da felsefi ve sosyolojik anlamda dinsel bir dogmanın insan zihni ve zaman algısı üzerindeki etkisiyle oynayan bir kara mizah örneğidir.
Belleğim 65 yıl öncesine gidiyor!
Zihni Göktay’ı uzun yıllar tiyatro sahnesinde, sinema perdesinde ve televizyon ekranlarında seyrettik.
Atatürk, Türkçenin seslerini karşılamayan, dinsel anlam yüklenen Arap abecesiyle, Arapça Farsça sözcüklerle örülü Osmanlıcayla “ümmi ümmet” kalan halkın dil-tarih bilincinin çok aşındığını biliyordu.
Türkiye Jokey Kulübü’nün düzenlediği Nimet Üyken Basın Ödülleri Yarışması her yıl kesintisiz yapılmaktadır.
Henri Bergson, gülmenin, hayatın katılaşmış, mekanik, otomatikleşmiş hallerine karşı aklın verdiği anlık, toplumsal ve uyarıcı bir yanıt olduğunu belirtir.
Sayın Prof. Dr. Emre Kongar Hocam,
1945’te başlayan Soğuk Savaş döneminde, Batı Emperyalizmi, Sovyetler Birliği’ne karşı din, mezhep, ırk ve milliyet kimliklerini kullanarak dünya çapında bir savaş başlattı.
Bugün köşemi, haksız ve hukuksuz olarak tutuklanmış ve/veya mahkûm edilmiş olan bütün “içeridekilere”, “onları unutmadığımızı” anımsatmak için, halkına hizmet etmek amacıyla çalışırken tutuklanmış olan, tanımadığım bir akademisyene tahsis ediyorum...
Tek bir kişiye bağlı ve bağımlı olan bir “Şahsım Devleti Rejimi” dünyadaki hiçbir “Devleti” yönetemez...
İktisat, toplumsal ve insani (beşeri) bilimlerin doğal bilimlere en yakın olan, en gelişmiş dalıdır.
“Faşist Ahlâk Pornografisi” yavaş yavaş bizim toplumu da pençesine almakta...
Konunun arka planı
Bu haber, eski bir bürokrat olan Buğra Gökçe'nin, Silivri'de tutuklu bulunduğu süre zarfında yazdığı bir mektubu konu almaktadır. Gökçe, mektubunda, kendisi gibi tutuklu olan ve yargılanma süreci devam eden Ekrem İmamoğlu'na desteklerini ifade etmekte ve bu süreçte yaşadığı duyguları paylaşmaktadır. Mektupta, Gökçe'nin geçmişte İzmir'de görev yaparken Prof. Dr. Emre Kongar ile olan bir tanışıklığına da değinilmektedir. Bu durum, siyasi ve hukuki süreçlerin yanı sıra kişisel dayanışma ve aydınların birbirine verdiği desteğin altını çizmektedir. Haberin yayınlanma zamanlaması, İmamoğlu'nun duruşma haberlerinin gündemde olduğu bir döneme denk gelmektedir.
Sıkça Sorulan Sorular
Buğra Gökçe kimdir ve neden mektup yazmıştır?
Buğra Gökçe, geçmişte İzmir Büyükşehir Belediyesi'nde Yerel Sekreter olarak görev yapmış bir bürokrattır. Halen Silivri'de tutuklu bulunmaktadır. Mektubunu, kendisi gibi yargılanma süreci devam eden Ekrem İmamoğlu'na destek olmak ve bu süreçte yaşadığı duyguları Prof. Dr. Emre Kongar ile paylaşmak amacıyla yazmıştır.
Mektupta Prof. Dr. Emre Kongar'a neden bahsediliyor?
Buğra Gökçe, mektubunda Prof. Dr. Emre Kongar'a geçmişte İzmir'de görev yaparken kendisiyle yaşadığı bir tanışıklıktan bahsediyor. Kongar'ın yazılarını takip ettiğini ve kendisini onurlandırdığını belirterek, bir nevi kişisel bir bağ kurmaya çalışıyor.
Mektubun içeriği hakkında neler söylenebilir?
Mektup, Buğra Gökçe'nin Silivri'deki tutukluluk sürecinde yaşadığı duyguları, umudunu ve dayanışma isteğini dile getirmektedir. Özellikle Ekrem İmamoğlu'nun yargılanma sürecine atıfta bulunarak, bu tür haksızlıklara karşı bir duruş sergilemektedir. Ayrıca, aydınlar arasındaki dayanışmaya da vurgu yapmaktadır.
Haberin yayınlanma zamanlaması neden önemli?
Haberin, Ekrem İmamoğlu'nun duruşma haberlerinin gündemde olduğu bir dönemde yayınlanması dikkat çekicidir. Bu durum, mektubun siyasi ve hukuki süreçlere bir tepki olarak algılanmasına neden olmaktadır. Tarihe bir not düşme amacı taşıdığı belirtilen mektup, bu bağlamda daha fazla önem kazanmaktadır.
Son dakikayı kaçırma!
Haberin tamamlayıcısı: Telegram kanalımızdan anlık bildirim, sosyal medyadan gün boyu özetler.
