USD/TRY38.42 ▼
EUR/TRY41.15 ▲
Gram Altın3.842 TL ▲
BIST 1009.845 ▲
Bitcoin$84.250 ▼
Ethereum$3.120 ▲
Petrol$62.30 ▼
SON DAKİKA
Haber Kaydır — Türkiye ve dünyadan anlık haberler • Son dakika gelişmeleri • Gündem, magazin ve spor • Haber Kaydır — Türkiye ve dünyadan anlık haberler • Son dakika gelişmeleri • Gündem, magazin ve spor •
Son Dakika 45 gün önce

Deniz Göktaş ve ‘eski Türkiye’de özgürlük’

HK Yazan: Haber Kaydır Editörlüğü Kaynak: Cumhuriyet Son Dakika Orijinal Haber ›
Bugün köşemi, haksız ve hukuksuz olarak tutuklanmış ve/veya mahkûm edilmiş olan bütün “içeridekilere”, “onları

Bugün köşemi, haksız ve hukuksuz olarak tutuklanmış ve/veya mahkûm edilmiş olan bütün “içeridekilere”, “onları unutmadığımızı” anımsatmak için, halkına hizmet etmek amacıyla çalışırken tutuklanmış olan, tanımadığım bir akademisyene tahsis ediyorum:

Doç. Dr. Buğra Gökce, parmaklıkların arkasından, bir komedyene, Deniz Göktaş’a yapılan adaletsizliğe, “Eski Türkiye” denilen AKP İktidarı öncesindeki “özgürlük ortamını” anımsatarak isyan ediyor!

Biz küçükken Devekuşu Kabare vardı. Zeki Alasya-Metin Akpınar ve müthiş bir kadro, yasakları, yozlaşmayı, güncel politik durumu, siyasetçileri alabildiğine eleştirirdi.

Reklam

Darbeciler de payını alırdı siyasetçiler de. Bir kere tutuklandıklarını hatırlamıyorum. Demirel ve Özal ’ın bizzat gidip oyunları izlediği bilinir.

Uğur Yücel stand-up’lar yapardı. Müthiş taklit yeteneği vardı. Siyasi hicvederdi. Başka birçok sanatçı, yazar, düşünür de eleştirilerini serbestçe yapardı. Gırgır on binler satıyordu.

Bu bize özel de değildi. Babalarımızın, büyüklerimizin zamanında Marko Paşa, Akbaba gibi dergiler vardı. İsmet Paşa ’yı bikiniyle çizmişlerdi. Bu yüzden ifade vermeye çağrılmadılar.

Kahkaha, espri, şaka, neşe güzel şeylerdir. Sadece bireysel düzeyde değil, kamu açısından da önemli bir işlevi vardır:

Siyasetçilere, devlet adamlarına, haşmetli koltuklarda oturanlara birer fani, ölümlü ve bizden biri olduklarını hatırlatır.

Bir anlamıyla mizah, geniş anlamda sanat, “kudretli olan” lara o kudretin halktan kaynaklandığını gösterir.

Yöneticiler halktan biridir, kutsal değildir, ilahi değildir.

Sahip oldukları her şey halk tarafından kendilerine verilmiştir. Görevleri de halka hizmet etmektir. Bundan büyük de bir şeref yoktur, o yüzden “Halka hizmet Hakk’a hizmettir” diye de bir deyişimiz var.

Deniz Göktaş ne yaptı? Sadece bazı beyanlarda bulundu. Bir sanat eseri ortaya koydu. Yazılı bir metni, bir hikâyeyi etkili bir şekilde izleyici ile paylaştı. Bundan ne zarar çıkar? Fiziken kim zarar görebilir, kimin hakları zedelenir?

86 milyon insanla birlikte yaşıyoruz, hepimizin hoşuna gitmeyen şeyler söyleniyor. Bir fikrin, ifadenin zarar verebilmesi için belirli koşulların gerçekleşmesi gerekir. Böyle bir koşulun gerçekleşmediği ortada. 5 milyon insan izledi, çokça insanın gülmesi ve düşünmesi dışında bir sonucu görülmedi.

Şimdi Deniz Göktaş ’ın tutuklandığı haberini aldım. O kadar ağır bir karar ki ne kadar ağır olduğunu en iyi benim gibi ağaçtan (damdan) düşenler anlar.

Biliyorum böyle her karar geldiğinde gençlerimizin yüzü soluyor, ülkemize umutları biraz daha azalıyor. Neşesi kaçan, suskun, korkuyla yaşayan bir topluma dönüşüyoruz. Yüzler asık. Ne gerek var? Neden neşe ve huzur içerisinde yaşamayalım? Neden mutlu olmayalım?

Demokrasiye ve adalete ihtiyacımız var: Deniz Göktaş için de Deniz Göktaş’ı izleyenler ve bizim gibi izlemek isteyenler için de Deniz Göktaş’ı hiç sevmeyenler ve izlemek istemeyenler için de.

Birlikte yaşayabiliriz. Göğe bakalım!

Evet, ben de Gökce gibi, AKP iktidarı öncesindeki “Eski Türkiye”nin özgürlük ortamını özlüyorum!

Bugün köşemi, haksız ve hukuksuz olarak tutuklanmış ve/veya mahkûm edilmiş olan bütün “içeridekilere”, “onları unutmadığımızı” anımsatmak için, halkına hizmet etmek amacıyla çalışırken tutuklanmış olan, tanımadığım bir akademisyene tahsis ediyorum...

Siyasette fikir değiştirilebilir. Hatta bazen değiştirilmelidir.

Tahran geniş bulvarlar ve büyük meydanlar kenti.

Giardano Bruno, evrenin sonsuz olduğuna ve başka dünyaların varlığına inanıyordu.

Şu günlerde mezuniyet törenlerinden yükselen sesleri dinliyorum.

Sevgili dostlarım, milyonların izlediği “Ölü Deniz” yaratıcısı Deniz Göktaş yurtdışından geldi ve ters kelepçe takılarak Emniyet’e getirilip tutuklandı.

“İki yiğit çıkmış meydana, İkisi de birbirinden merdane.

“Tatil budur hissi” diye bir reklam sloganı var ya...

Bugün köşemi, haksız ve hukuksuz olarak tutuklanmış ve/veya mahkûm edilmiş olan bütün “içeridekilere”, “onları unutmadığımızı” anımsatmak için, halkına hizmet etmek amacıyla çalışırken tutuklanmış olan, tanımadığım bir akademisyene tahsis ediyorum...

Tek bir kişiye bağlı ve bağımlı olan bir “Şahsım Devleti Rejimi” dünyadaki hiçbir “Devleti” yönetemez...

İktisat, toplumsal ve insani (beşeri) bilimlerin doğal bilimlere en yakın olan, en gelişmiş dalıdır.

“Faşist Ahlâk Pornografisi” yavaş yavaş bizim toplumu da pençesine almakta...

Kılıçdaroğlu 13 yıl boyunca siyasette “Kurtarıcılık” rolü ile yükseldi...

Ülkemiz çılgın bir zulüm girdabının içinde çırpınıyor!

İktidara yakın bir medya sitesinde 23 Haziran 2026 tarihli bir haber...

Bu iktidar hem 16 Nisan 2017 tarihinde rejimi değiştiren halkoylamasında oyların yasalara aykırı bir biçimde sayılması dolayısıyla hem de Anayasa’ya aykırı olan başka eylem ve söylemlerine ilave olarak, Anayasa Mahkemesi kararlarına uymayarak, “meşruiyetinin iki kaynağı açısından da” sorun yaşamaktadır.

Perşembe ve Cuma günleri bu sütunda, İktidarın önümüzdeki seçime nasıl baktığını sorgulayan iki yazı yazdım.

Demokratik bir iktidarın meşruiyetinin birinci koşulu, gerçek seçeneklerin iktidarla muhalefet arasındaki eşit yarışma koşullarında sunulduğu, şeffaf, adil ve periyodik seçimlerdir.

Anayasal haklarını kullanan ve yasal gösteri yapmak isteyen işçilere, öğretmenlere, avukatlara, emeklilere, öğrencilere uygulanan orantısız şiddet, İktidarın, toplumdan ve Demokrasi’den hem korktuğunun hem de uzaklaştığının göstergesi.

Cumhuriyet köşe yazarı Nilgün Cerrahoğlu, 14 Haziran 2026 tarihinde “Yüzsüzlüğün elli tonu” başlıklı bir makale yayımladı. “Alçaklığa Övgü”, “Aptallığa Övgü”, “Gönüllü Köleliğe Övgü” ve “Hainliğe Övgü”ye ilave olarak, onun bu yazısından bir “Övgü” makalesi daha çıkardım!

4-6 Kasım 2023 tarihindeki Kurultay’da, Kılıçdaroğlu’nun yerine Özel’in seçilmesi, siyasal veya ideolojik bir ayrışmadan kaynaklanmıyordu.

Kemal Kılıçdaroğlu, iktidarın kurduğu rejim ve yaptığı yanlışlar sayesinde kazanacağı beklenen bir seçimi, yitirince kendi genel başkanlığı zamanında seçilmiş delegeler tarafından beş nedenle değiştirildi.

Emperyalizm ve İktidar birlikte, Anayasa’ya, Üniter Cumhuriyete, “Demokratik Laik ve Sosyal Hukuk Devleti”ne, CHP üzerinden rest çekti.

Türkiye, Balkanlar’a, Kafkaslar’a, Ortadoğu’ya, Yakındoğu’ya, Doğu Akdeniz’e, Ege’ye, Boğazlara ve Karadeniz’e hâkim konumuyla dünya egemenliği için savaşan güçler bağlamında, her türlü Emperyalizm açısından bir hedef halindedir!

Türkiye, Emperyalizme karşı, 1919’dan beri Atatürk’ün liderliğinde, Dinci Padişahlıktan Laik Cumhuriyete, Yarı Sömürgelikten Bağımsızlığa, Tarım Üretiminden Endüstri Üretimine geçmek için direniyor.

“Siyasal iktidar”, kendini seçenlerin “hizmetkârıdır”: Her seçim döneminde liderler “Size en iyi ben hizmet ederim” iddiasıyla gelir ve seçmenden oy isterler.

İMZA VERMEK YA DA VERMEMEK: Kötülük kazanırken direnmek mi işbirliği yapmak mı?

Bugün yaşanan inanılmaz Rejim ve Hukuk krizinin temelinde kuşkusuz, kişiliklerin de rolü var.

29 Nisan 1960 günü, Siyasal Bilgiler Fakültesi’nin bahçesinde olağanüstü bir kalabalık vardı.

CHP’ye yapılan saldırı dolayısıyla, bugün sevmediğim bir kavram olan “HAİNLİK” üzerinden üçüncü “ÖVGÜ” yazımı: Hem koleksiyon tamamlansın hem Carlo Maria Cipolla ile Étienne de La Boétie’ye bir nazire olsun ve hem de “politikacılar” başta olmak üzere, “insanlık” adına evrensel bir katkı (!) yapayım diye yayımlıyorum.

Tarihsel tabanlı siyasal süreçler sadece tek bir anı belirleyen fotoğraf karelerine indirgenmemeli, bir film şeridi gibi izlenmelidir.

Türkiye Cumhuriyeti çok uzun bir süreç sonunda “Ucube Şahsım Devleti” haline getirilmiş ve Anayasa’ya karşı darbeler ondan sonra başlamıştır.

İktidar yedi nedenle, mutlaka kaybedecek...

“Gönüllü Kölelik Üzerine Söylev veya Tek Kişiye Karşı” (Discours de la servitude volontaire ou le Contr’Un) adlı kitap, Fransız düşünür Étienne de La Boétie’nin 1548’de, insanlık daha “Feodal Tarım-Din Toplumu” aşamasındayken, 18 yaşında yazdığı etkili bir siyaset sosyolojisi ve felsefesi eseridir.

19 Mayıs Bayramı, Atatürk’ün “Benim doğum tarihim olarak kabul edebilirsiniz” dediği, Sa

Konu Hakkında

Türkiye'de sanat ve ifade özgürlüğü, siyasi ve toplumsal değişimlerle birlikte farklı dönemlerden geçmiştir. Özellikle mizah ve hiciv yoluyla yapılan eleştiriler, geçmişte farklı yaklaşımlarla karşılanmıştır. 1950'ler ve öncesinde çıkan mizah dergileri, siyasi figürleri eleştirirken genellikle daha geniş bir hoşgörüyle karşılanmış, hatta bazı siyasetçiler tarafından da takip edilmiştir. Ancak zamanla, özellikle siyasi iktidarların değişimiyle birlikte, ifade özgürlüğünün sınırları ve bu sınırların nasıl yorumlandığı tartışma konusu olmuştur. Deniz Göktaş'ın durumu, bu tarihsel bağlamda sanatçıların ve vatandaşların ifade özgürlüğü hakkının güncel durumunu ve bu konudaki toplumsal hassasiyetleri gündeme getirmektedir.

Sıkça Sorulan Sorular

Deniz Göktaş kimdir ve neden tutuklandı? +
Deniz Göktaş, bir komedyen ve sanatçıdır. Haberde belirtildiğine göre, sergilediği bir performans ve yaptığı bazı beyanlar nedeniyle tutuklanmıştır. Yazar, bu tutuklamanın haksız ve hukuksuz olduğunu savunmaktadır.
'Eski Türkiye'de özgürlük ortamı' ne anlama geliyor? +
Yazar, 'eski Türkiye'de özgürlük ortamı' ile AKP iktidarı öncesindeki dönemi kastetmektedir. Bu dönemde Devekuşu Kabare gibi toplulukların ve çeşitli sanatçıların siyasi eleştiriler yapabildiği, ancak bu tür eleştirilerin genellikle tutuklamalara yol açmadığı bir atmosferin var olduğunu ima etmektedir.
Mizah ve sanatın kamusal işlevi nedir? +
Habere göre mizah ve sanat, sadece bireysel bir keyif kaynağı değil, aynı zamanda kamusal bir işlevi de yerine getirir. Siyasetçilere ve yöneticilere, halktan olduklarını, kutsal olmadıklarını ve görevlerinin halka hizmet etmek olduğunu hatırlatır. Bu yönüyle, iktidarı dengeleyici bir rol oynar.
Deniz Göktaş'ın durumu neden önemli? +
Deniz Göktaş'ın tutuklanması, yazar tarafından ifade özgürlüğü ve adalet kavramları üzerinden değerlendirilmektedir. Bu durumun, gençlerin ülkeye olan umutlarını azalttığı, toplumda korku ve suskunluğa yol açtığı endişesi dile getirilmektedir. Bu nedenle, sanatçıların ve vatandaşların özgürce kendilerini ifade edebilmesi için demokrasi ve adalete duyulan ihtiyaç vurgulanmaktadır.
🔴

Son dakikayı kaçırma!

Haberin tamamlayıcısı: Telegram kanalımızdan anlık bildirim, sosyal medyadan gün boyu özetler.

Paylaş: WhatsApp X

İlgili Haberler

Patlamada hayatını kaybetmişti: İş insanı son yolculuğuna uğurlandı
Son Dakika

Patlamada hayatını kaybetmişti: İş insanı son yolculuğuna uğurlandı

14 saat önce

Menderes Belediyesi AKP'ye geçti: İlk hamleleri Erdoğan'ın fotoğrafını asmak oldu
Son Dakika

Menderes Belediyesi AKP'ye geçti: İlk hamleleri Erdoğan'ın fotoğrafını asmak oldu

14 saat önce

Babası sudan çıkardı, kalbi yeniden çalıştı
Son Dakika

Babası sudan çıkardı, kalbi yeniden çalıştı

14 saat önce