Ters kelepçeli mizah
Sevgili dostlarım, milyonların izlediği “Ölü Deniz” yaratıcısı Deniz Göktaş yurtdışından geldi ve ters kelepçe takılarak Emniyet’e getirilip tutuklandı. Onun elleri ters kelepçeli adliyeye getirilmesi tam bir kara mizah örneği. Üstelik adı Deniz ve videoda belli ki bir giyotinin tarafından kesilen kafası, konuşurken onu izliyor. Biz de onu izliyoruz, tümüyle bu sahne de kara mizah örneği. Acılı ve hatırlatıcı.
Ters kelepçeli mizah dedim ya, Deniz’e bir el vereyim dedim, evet bu ülkede her şey mizah. Öyleyse başlayalım arkadaşlar, NATO’yu karşılayacağız ya devletimiz herhalde İngiltere’ye özenmiş; Ankara caddelerinde doru atlar ve özenle giydirilmiş sürücüleri boy göstermeye başlamış. Yahu otel pencerelerinden bakan NATO adamları şaşırabilirler: “Ulan İngiltere’ye mi geldik?”
Yetmedi NATO elemanlarını karşılayacak taksiciler özel kıyafetler giyecek ve kolonya ve lokum dağıtacaklarmış. Ne oluyor arkadaşlar, eve misafir mi geliyor? Bu arada bir kadın yedi çocukla sokakta kaldığını söylemiş, sosyal medya aracılığıyla insanlardan yardım istemiş. Ülkede merhamet henüz bitmemiş; insanlar yardım etmişler, ev kiralamışlar, döşemişler kadına da evin gelecek kiraları için 50 bin lira vermişler. Peki ne olmuş? 50 bini alan kadın kayıplara karışmış. Ülkemizde havadan para kazanmak öyle bir alışkanlık halini aldı ki özellikle benim gibi yaşlı ve tek yaşayanları iki günde bir telefonla arıyorlar. Gerçekten harika senaryolar yazıyorlar. Bana geçenlerde gelen bir telefon beni epeyce güldürdü.
Şöyle oldu: Telefonum çalıyor, bilmediğim bir numara, meslek alışkanlığı, önemli bir şey olabilir diye açıyorum. Telefonda sesi babacan bir adam, “Zeynep bacı nasılsın?” diyor. Göbek adamı kullanıyor. “İyiyim, siz kimsiniz?” diye soruyorum. Belli ki sesim biraz gergin çıkmış. “Zeynep bacım, dur biraz bekle, ben senin babanı da tanıyorum, hem ben de Antepliyim. Benim derdim sana iyilik yapmak, bizim oğlan kumarda epey para kaybetmiş; ben de köydeki tapulu evimi satmak zorunda kaldım ama iyilik yapmak benim içimde var. Dedim ki Antepli hemşirem Zeynep bacıma bir iyilik yapayım. Sen al bu evi, güle güle otur. Sen yaşını başını almış bir kadınsın, buralara gelmene gerek yok, e-Devlet üzerinden satışı yaparız.” Merak bu ya, dinlemeye devam ediyorum. “Şimdi sana IBAN’ımı yolluyorum, kapora olarak 20 bin lirayı IBAN’ıma yollarsın. Zeynep bacım sana evin videosunu da yolluyorum.” Senaryoyu beğendim vallahi!
Gel de çatlama. Bu arada fesli, cüppeli bir adam; sokağa bırakılmış, bahçeleri süsleyen bir yedi cüce heykelini dehşet bir kinle sokağın ortasına getiriyor ve bağırıyor: “Bu bir put, bana bir balta getirin!” İleriden genç bir çocuk elinde balta koşarak geliyor, adam baltayı alıp cücenin heykelini kırıyor. Benim de aklıma Irak’ın işgali sırasında Bağdat müzesindeki 100 bin heykelin yağmalanması geliyor. Ülkemizin her yerinde müzeleri dolduran muhteşem heykellerin akıbeti geliyor.
Yazımın sonuna geliyorum ama Şırnak Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Abdullah Alkış ’ın akrabalarını üniversite içinde çeşitli yerlere yerleştirmesini unutmak olmaz. “Akrabalara yardım etmek dinin emrettiği bir görevdir!” diyor. Vay canına ne büyük bir laf! Ben bunun hiçbir dini kitapta olduğunu sanmıyorum. Maşallah ülkede herkes din kitaplarına kendi düşüncesini ilave etmeye pek bir meraklı.
Bir de TFF Başkanı İbrahim Hacıosmanoğlu var, kupada kaybeden takımlarının sorumluları birer birer istifa ederken o her an her dakika “Ben büyüğüm, futbolculara 1 milyon prim verdim, villa da vereceğim!” diye mizah diliyle ötüp duruyor. Yav arkadaş, primleri cebinden değil, benim emekli maaşımdan, çiftçinin gübre parasından, işçinin emekçinin ücretlerinden ödedin. Böbürlenme padişahım, senden büyük Allah var!
Bugün köşemi, haksız ve hukuksuz olarak tutuklanmış ve/veya mahkûm edilmiş olan bütün “içeridekilere”, “onları unutmadığımızı” anımsatmak için, halkına hizmet etmek amacıyla çalışırken tutuklanmış olan, tanımadığım bir akademisyene tahsis ediyorum...
Siyasette fikir değiştirilebilir. Hatta bazen değiştirilmelidir.
Tahran geniş bulvarlar ve büyük meydanlar kenti.
Giardano Bruno, evrenin sonsuz olduğuna ve başka dünyaların varlığına inanıyordu.
Şu günlerde mezuniyet törenlerinden yükselen sesleri dinliyorum.
Sevgili dostlarım, milyonların izlediği “Ölü Deniz” yaratıcısı Deniz Göktaş yurtdışından geldi ve ters kelepçe takılarak Emniyet’e getirilip tutuklandı.
“İki yiğit çıkmış meydana, İkisi de birbirinden merdane.
“Tatil budur hissi” diye bir reklam sloganı var ya...
Sevgili dostlarım, milyonların izlediği “Ölü Deniz” yaratıcısı Deniz Göktaş yurtdışından geldi ve ters kelepçe takılarak Emniyet’e getirilip tutuklandı.
Sevgili okurlarım, bizim NATO aşkımız epey geçmişe uzanır; öyle ki NATO’ya girmek için Menderes hükümeti yönetiminde 1950 yılında Kore Savaşı’na en çok asker gönderen ikinci ülke olmuşuzdur.
Sevgili okurlarım, bana mı öyle geliyor bilmiyorum, zaman çok hızlı akıyor.
Sevgili okurlarım, mahkemede genç bir kadın, Pınar Türker konuşuyor: O konuştukça mahkeme salonunda hıçkırık sesleri çoğalıyor.
Sevgili okurlarım, 3 Haziran’da canımız Nâzım Hikmet’i yitireli tam 63 yıl olmuş ve ben Afyon Kalesi’nde durmuş Afyon’a bakıp Nâzım Hikmet’in ezbere bildiğim o muhteşem şiirini mırıldanıyorum...
Sevgili okurlarım, neyse bayram bitti.
Önümüzde tam dokuz günlük koskocaman bir tatil var.
Sevgili okurlarım, geçenlerde bir kadın arkadaşımla sohbet ediyorduk.
Evet, Anneler Günü, acaba ne yazsam?
Sevgili okurlarım; 1 Mayıs günü yollardaydım, 25. Afyon Klasik Müzik Festivali nedeniyle gittiğim Afyon’dan dönüyordum.
Sevgili okurlarım, emeklerinin karşılığı bir yıla yakın zamandır ödenmeyen Eskişehir Doruk Madencilik işçileri yürüyerek geldikleri Ankara’da gözaltına alındı.
Sevgili dostlarım, son olaylardan sonra içimdeki öfkeyi biraz olsun dindirmek için deniz kıyısına gittim.
Sevgili okurlarım, yazıma başladığımda fıkra gibi bir hikâye aklıma düşüverdi.
Sevgili okurlarım, 2 Nisan’da yapılan tüketim boykotunu yerinde izlemek için yollara düştüm.
Sevgili okurlarım başlığımdaki soruya şaşırdınız mı?
Bombalarla ölen çocuklar için ağıt
Sevgili okurlarım geçtiğimiz hafta ülkemize üç füze düştü.
Sevgili okurlarım her şey değişir, bu bir doğa yasası.
Dostlarım eğitim bakanımız yemin etmiş, bu ülkeyi şeriat kanunlarıyla yönetilen bir ülke yapacak.
Sevgili okurlarım, her dakika yeni bir şey öğreniyoruz.
Sevgili okurlarım ne oldu da bir zaman önce açığa çıkan ama üstü hemen örtülen Epstein dosyalarının kapağı yeniden açıldı ve 1 milyona yakın belge, bir kısmı sansürlenerek tüm dünyaya yayıldı.
Sevgili okurlarım yollarda yürürken dikkat ediyorum, herkesin yüzü asık, düşünceli; marketlerde torunlarına çikolata almak isteyen anneanneler, dedeler en ucuz çikolatayı almak için reyondaki çikolataları tek tek inceliyorlar.
Sevgili okurlarım sizi bilmiyorum ama ben fena sıkıldım.
Sevgili okurlarım İran’da aralık ayından bu yana iktidara karşı yapılan protestolar şiddetini artırarak sürüyor.
Sevgili okurlarım izin verirseniz, bugün öncelikle fakir emeklilere günde sadece üç simit parası eden yeni zammı nasıl kullanabileceklerini söylemekle başlamak istiyorum.
Sevgili okurlarım, önümüzde yeni bir yıl uzayıp gidecek ve başka yeni yıllarla buluşacağız.
Sevgili okurlarım, hiç böyle zamanlar yaşamamıştık, “at izinin it izine karıştığı”; her an, her dakika bir lağım pisliğinin üstümüze sıçradığı, bazılarının bu lağım pisliğini dünyanın en güzel kokusu gibi akciğerlerine çekip “Şükür Allah’ıma” dedikleri bir zaman.
Sevgili okurlarım vallahi billahi bana iki şeyden daral geldi.
Sevgili okurlarım sevdiğim tahta heykeller diyarı Değirmendere’ye taşındığımdan beri dostlarım, okurlarım beni hiç yalnız bırakmıyorlar.
Sevgili okurlarım, son yazdıklarıma bir göz gezdirdim.
Sevgili okurlarım, yıllar önce İspanya’nın Endülüs bölgesinde dolanırken nereden aklıma düştüyse yolda gördüğüm Çağlar Boyu İşkence Aletleri Müzesi’ne girivermiştim.
Sevgili okurlarım gerçekten bıktım, neden mi?
Sevgili okurlarım bir an kendimi bir reklam şirketinde çalışırken buldum.
Geçtiğ
Son dakikayı kaçırma!
Haberin tamamlayıcısı: Telegram kanalımızdan anlık bildirim, sosyal medyadan gün boyu özetler.
