Güldürmen ittifakı!
Eski pehlivanların öğüdü boşuna değildir.
Güreşte olduğu gibi siyasette de asıl marifet rakibi yere sermek kadar, minderden kalkınca el sıkışabilmektir!
Üç gün sonra bu kez er meydanı Kırkpınar değil, Külliye olacak.
Bir dönemin KaçAK Saray’ı görücüye çıkacak.
Bir anlamda NATO İttifakı’nın minderi olacak.
Bir yanda Cumhurbaşkanı Erdoğan ile ötekinde Başkan Trump ...
Seyirlik bir oyun bu. Ekran ekran, perde perde sergilenecek bir oyun bu.
Bu kez dünya kamuoyunun ilgisi üzerimizde olacak.
(Ama ilk hamleyi Deniz Göktaş ’ı hapse atan savcılar hâkimler yaptı bile. Komedyen demek büyük saygısızlık. Yargı “komedi” konusu olmalı!
Güldürmen çok yerinde bir sözcük. İlahiyatçı Cemil Kılıç kullanıyor.)
Erdoğan’ın “ekonominin sorumlusu benim ben” sözünün ilhamıyla, kaşar karakterli dolar milyarderi Trump’ın “Dünya düzeninin sorumlusu benim ben!” demesi sürpriz olmayacak.
Yine pehlivanlık gibi, diplomaside de eski bir kural vardır:
Vakitsiz kündeye getirmeye çabalayan kendisini zora sokar.
Dünya siyaseti ise tek kişinin, tek devletin sırtlayabileceği kadar hafif değildir. Dünya düzeni de tek pehlivanın çevireceği bir minder değildir.
Son söz her daim er meydanınındır:
“Altta kaldım diye üzülme, üste çıktım diye sevinme.”
İran’ı haritadan silmek için yola çıktı.
Sonra da yalancı pehlivan efelenmelerinin arkasına sığınmak zorunda kaldı.
Cumhur’unki yetmedi, şimdi de NATO’nunki ile yatıp kalkacağız.
İttifak aşağı, ittifak yukarı...
Nasıl oldu da bu Arapça sözcük birdenbire balonlu çiklet gibi ağızlara sakız oldu.
Bunda “fak” hecesinin kulaklarda bıraktığı tınının, sözcük olarak uyandırdığı ve çağrıştırdığı anlam kimyasının önemli bir payı olmalı.
İttifak, “uyuşma, birleşme, sözleşme” anlamına gelen “vifak” kökünden türemiş bir sözcük.
Daha çok savaş zamanlarında ve siyasal tarihte, devletler arasında kurulan ortaklıklarda kullanılıyor.
Aynı aileden “müttefik” ve “muvafakat” gibi sözcükler de günlük yaşamda yaygınca bir kullanıma sahipler.
Yalan dolanın, hile hurdanın, eğilip bükülmenin gündelik politikaya fazlasıyla girmesiyle siyasal deyimlerin, sözcüklerin de pabucu dama atılıyor.
Sözgelimi “uzlaşı hükümeti”, “ortak hükümet” gibi karşılığı var iken yıllarca “koalisyon” a mahkûm edildik.
Şimdi de varsa ittifak yoksa ittifak...
“Uzlaşı” sözcüğünün özü ve sınırları belirsiz gibi algılandı.
Bu “fak” hecesinin, vurgusunun garip etkisi var. Belli ki bundan yüce yargımız da etkilenmiş olmalı ki yasalarımızda “nisbi” si var iken daha sağlam daha oturaklı diye “mutlak butlan” ı siyaset yaşamımıza sokuverdi.
İttifakın çifte “t” si ve “ fak” gibi sağlam vurgusu göz boyamak isteyenlerin ağzında sahte bir silaha dönüştü.
Dünyaya keyfine ve kesesine göre düzen verme iddiasındaki Donald Trump, İsrail’in seçilmiş diktatörü Netanyahu ile kolkola Gazze’de, Ortadoğu’da binlerce, on binlerce çocuk, yaşlı, günahsız insana yaşattı ve daha yıllarca da yaşatabilecek.
NATO ittifakı da bunu seyretti. Belli ki bir zaman daha seyretmekle yetinecek. Çin’in ve Uzak Doğu’daki siyasal, ekonomik ve dinamik gerçeklikler, NATO ittifakının bir zaman daha kurusıkı atmasına olanak tanıyor.
Tıpkı yoksulluğa, yokluğa, işsizliğe, çaresizliğe seyirci kalan bizim Cumhur İttifakı’mız gibi!...
Bugün köşemi, haksız ve hukuksuz olarak tutuklanmış ve/veya mahkûm edilmiş olan bütün “içeridekilere”, “onları unutmadığımızı” anımsatmak için, halkına hizmet etmek amacıyla çalışırken tutuklanmış olan, tanımadığım bir akademisyene tahsis ediyorum...
Siyasette fikir değiştirilebilir. Hatta bazen değiştirilmelidir.
Tahran geniş bulvarlar ve büyük meydanlar kenti.
Giardano Bruno, evrenin sonsuz olduğuna ve başka dünyaların varlığına inanıyordu.
Şu günlerde mezuniyet törenlerinden yükselen sesleri dinliyorum.
Sevgili dostlarım, milyonların izlediği “Ölü Deniz” yaratıcısı Deniz Göktaş yurtdışından geldi ve ters kelepçe takılarak Emniyet’e getirilip tutuklandı.
“İki yiğit çıkmış meydana, İkisi de birbirinden merdane.
“Tatil budur hissi” diye bir reklam sloganı var ya...
“İki yiğit çıkmış meydana, İkisi de birbirinden merdane.
seçimin tarihi değil, tarafları belli: “dua edenler” ile “beddua edenler”.
Gazetecilik fıtrat işi, hele de muhabirlik.
Bilal Erdoğan eski defterleri karıştırmış.
23 Nisan’a günler kala ortaokul öğrencisi 14 yaşındaki İsa Arda, okul çantasına yerleştirdiği polis müdürü babasına ait beş ayrı tabancasındaki sayısız mermiyi ateşleyip 8 öğrenci ile bir öğretmeni katletti.
Son dakikayı kaçırma!
Haberin tamamlayıcısı: Telegram kanalımızdan anlık bildirim, sosyal medyadan gün boyu özetler.
