İnsancıl bir duruş
1980 öncesinde Cağaloğlu’ndaki ofisinde yaptığımız sohbetler geliyor aklıma.
Yanıtlarını aradığı sorularla doluydu o.
Sanatların temeli diyordu tutkunu olduğu tiyatroya.
Felsefenin eksik olduğunu düşünüyordu edebiyatımızda; estetiğin, eleştirinin ve gerçekçiliğin de...
Huzursuzdu, duyarlıydı, öfkeliydi ve bu duygularına kararlılığı, çalışkanlığı, yoldaşlığı, insancıllığı katarak yol aldı yaşamda.
İnsan ve düşünce tutkusunun, edebiyatın, yazmanın gizini çözme merakının doğurduğu devrimci bir edebiyat, tiyatro, felsefe insanı; 1943 doğumlu Sayıl Cengiz Gündoğdu 1 Temmuz günü veda etti yaşama.
Edebiyatı “estetik değerden düşüren okur-yazar ikilisi” ne karşı mücadeleyle doldurdu ömrünü.
Düşünen, estetik değerleriyle güzel yapıtlar okuyan insanlar olduğunun bilinciyle “yaşayan, çalışan, direnen, sömürüsüz bir dünyada güzellikler yaratmak isteyen insanlar” için yazdı.
Hep düşündü, düşünce ve estetik tutkusunun yazarı olarak yaşadı ve yazdı.
“Gelecekteki güzel bir dünyanın estetiği” ni arayarak insan, sanat, felsefe, estetik, eleştirinin soruları ve sorunlarıyla ilgili düşünceler üretip paylaştı:
Eleştiri, Rüzgâr, Ekmek, Yıldız Güncesi, Uzak Yolcu, Taşkıran, Deli Dolu Esinlemeler, Soru, Estetik Kalkışma, Aydınlanma İçin Kalkışma, Gerçekçiliğin Estetiği, Kapital’in Mantığı, Estetik Kategoriler/Bilimsel Maddeci Diyalektik Estetiğe Giriş, Marksist Sanat/Yazında Gerçekçilik, Yakup Kadri Karaosmanoğlu: Türk Yazınında Gerçekçiliğin Temel Taşı, Bilimsel Estetik Kategorilere Göre Adnan Özyalçıner’in Öykücülüğü, Tarih Boyunca Toplumsal Bilinç.
Düşüncenin yerlerde süründüğü bir ortamda düşünceyi savundu, yüceltti.
Günümüz yazarlarına düşünmeyi önererek günümüzün yazma ve yazar sorunlarına ışık tuttu.
Tutkunu olduğu tiyatro için Sapak, Karar 71, Kurşun, İksratos, İlk Adım, Düşünen Adam adlı oyunlar yazdı.
Öykülerini Akanyıldız ve Kutup Yıldızı adlı kitaplarında sundu.
İnsancıl dergisiyle ve kurduğu İnsancıl Atölyesi’ndeki felsefe, estetik, yazarlık seminerleriyle bir aydın okulu yarattı.
4 ciltlik Romanda Estetik Kalkışma (1: Osmanlı’da Toplumsal Değişimin Romanlara Yansıması, 2: Kurtuluş Savaşı-Erken Cumhuriyet Dönemi Toplumsal Değişimin Romanlara Yansıması, 3: Çok Partili Siyasi Yaşam 1946-1970, 4: 12 Mart ve 12 Eylül Sonrası Romanları-Toplumsal Değişimin Romanlara Yansıması) ve onlarca genç yazar bu okulun ürünleriydi.
Kaç İnsan Yaşadım onun 75. yaşına armağandı.
“Biliyorsunuz,/ verdim ömrümü,/ en güzel/ en olacak/ en olması lazım şey için./ Fakat çoktur/ -sayılmayacak kadar-/ aynı işi benden evvel/ belki de benimkinden büyük bir inatla yapanlar,” demişti Nâzım Hikmet.
Onun 75. yaşına armağan olan Kaç İnsanı Yaşadım ve Cumhuriyet Ebesi Fatma Fitnat’tan Günümüze Cengiz Gündoğdu’nun Yaratım Süreci (ed. Berrin Taş) adlı kitaplarda yaşamı, düşünceleri, yarattıklarıyla ilgili değerlendirmeleri; insanlaşma serüvenini, aydınlatıcılığını, direnişini okuduğumuz Sayıl Cengiz Gündoğdu, insancıl bir duruşla yazan ve yaratan düşüncenin bayrağını yükseklere taşıma onurunun yürekli bir aydınıydı.
Kasım 1990’da “İnsan İçin” kapağıyla yola çıkmıştı ve Haziran 2026’da 431. sayısı yayımlandı İnsancıl’ın.
2014’te İnsancıl/Kuşatmaya Karşı 25 Yıl’da dergiye “Meşaleyi taşıyan gemi” demişti.
Yoldaşlarıyla meşaleyi taşıyan geminin kaptanını, “Ben hissedenlerin yazarıyım. Geldim işte. Yeniden yaşamaya insanı... Sizi...” diyen Sayıl Cengiz Gündoğdu’yu yine İnsancıl için söylediği cümleyle, saygıyla, özlemle uğurluyorum:
“İnsanlık, insan için savaşım vereni unutmaz.”
Butlancılar “devlet aklı” diye tanımladıkları olgu sayesinde CHP’nin tepesine kurulduklarını söylüyorlar.
Yeri geldikçe vurguladığımız bir gerçek var...
Prof. Dr. Rüçhan Işık, Uluslararası Çalışma Örgütü’nün (ILO) Türkiye direktörüydü.
İBB davasında savunmalar devam ediyor.
1949 yılında Amerika Birleşik Devletleri’nin öncülüğünde, Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’ne karşı emperyalist amaçlarla kurulan NATO adlı askeri ittifak örgütü, SSCB ve NATO’ya karşı bir tepki olarak kurulan “Varşova Paktı” yıkıldıktan sonra da varlığını sürdürdü.
Nasrettin Hoca bir gün camiden çıkıp evine doğru giderken tanımadığı bir adamla karşılaşır.
1980 öncesinde Cağaloğlu’ndaki ofisinde yaptığımız sohbetler geliyor aklıma.
Hayatın bize sunduklarını kaldırmakta güçlük çektiğimiz, kendi içimize konuşsak da çözüm bulamadığımız, var olan gerçeklik karşısında elimizin kolumuzun bağlandığı zamanlar var.
Franz Kafka, Amerika’ya hiç gitmedi.
1980 öncesinde Cağaloğlu’ndaki ofisinde yaptığımız sohbetler geliyor aklıma.
Al Pacino, Keanu Reeves, Charlize Theron’un oynadığı Şeytanın Avukatı, Andrew Neiderman’ın gerilim romanından uyarlanan 1997 yapımı bir filmdi.
Yürüyüş deyince aklıma ilk Spartaküs geliyor...
Doğanın sunduğu zenginliklerin, insanlığın uzun uğraşlarla kazandığı değerlerin yaşadığı topraklarda da çiçeklenmesini ister yurdunu seven.
Emperyalist projenin, Türkiye’yi, stratejik potansiyelinin bir ulus olarak dağılma sürecine kadar kullanmak olduğu yetkili ağızlarca birçok kez söylendi. Yaşadığımız budur.
Yaşadıklarımız; Osman Selim Kocahanoğlu’nun deyişiyle “tarihin doğurduğu adam”ın emanet ettiği Türkiye Cumhuriyeti’nin yok edilmesini de içeren haritanın gerçekleşmesi adımlarıdır.
Son dakikayı kaçırma!
Haberin tamamlayıcısı: Telegram kanalımızdan anlık bildirim, sosyal medyadan gün boyu özetler.
