NATO: 3-Türkiye: 0
Henüz maç oynanmadı. Sonucu Türkiye’nin NATO’nun dayatmalarına karşı duruşu belirleyecek. İnşallah başlıktaki skorun tersi olur ve Türkiye, NATO’ya karşı maçı 3-0 önde tamamlar. Çok zorlu bir mücadele olacağı kesin. Bir yanda Avrupa NATO’sunun Türkiye’ye yükleceği yük, diğer yanda ABD’nin adına “Ortadoğu NATO’su” adını verdiği muhayyel bir oluşumun bizi karşı karşıya bırakacağı riskler.
NATO 3.0 konseptinin hem bölgenin hem de Türkiye’nin kaderini belirleyecek toplantı öncesi Türkiye’ye bir övgü bir övgü, sormayın gitsin. Genel sekreter Mark Rutte Türk ordusuna ve savunma sanayisine övgüler düzerken Trump ’ın, önce Erdoğan ’ı sevindirecek hediye paketiyle geleceğini söylemesi hayra alamet değil. Trump sabırsız biri olduğundan hediye paketinin içindekileri ifşa etti. CAATSA yaptırımları kalkabilirmiş ve F-35 satışına onay verilebilirmiş. Tabii senato onaylarsa.
Trump, bizim cumhurbaşkanını kesin çok kıskanıyordur. Erdoğan, istediğini satıp istediğini alabiliyor. Hiçbir kurumun ve kişinin onayına muhtaç değil. Sınırsız yetkisi var. Ama Amerika’daki başkanlık sistemi öyle değil. Hele de İsrail, Rum ve Ermeni lobisi bu kadar güçlü iken. Kim takar Trump’ı?
Bir başka soru da Trump eniştenin bizi durup dururken niye öptüğü. Karşılığında ne istiyorsun enişte?
ABD ile Avrupa arasında şu ara bir bilek güreşi var. Bunun başlıca nedeni de Trump’ın onları aşağılaması ve ABD’nin NATO’ya olan desteğini çekmesi. Trump, “Öyle beleşe silah yok, ver parasını al” diyor. Ayrıca öncelikli tehdit algıları da farklı. AB ülkeleri için varsa yoksa tek tehdit Rusya. ABD için de varsa yoksa Çin. Türkiye içinse ne Rusya ne de Çin tehdidi söz konusu. Bizim için öncelikli tehdit Yunanistan ve İsrail. Aslında Yunanistan bizim için tehdit olacak çapta bir ülke değil elbette. Ama arkasına İsrail, Fransa, İngiltere ve hatta ABD’yi almış Yunanistan elbette ciddi bir tehdit. Hem Ege hem Kıbrıs hem de Doğu Akdeniz’deki çıkarlarımız için bu tehdit her geçen gün artıyor.
Baksanıza, bir yandan Avrupa Komisyonu Başkan Yardımcısı Valdis Dombrovskis , bir yandan AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas , birdenbire Kıbrıs konusunu ısıtmaya başladılar. AB ile Türkiye’nin Kıbrıs meselesini birlikte ele alması gerekirmiş, Kıbrıs’ın ve Akdeniz’in güvenliği NATO’ya bırakılmalıymış.
Binlerce kilometre uzaklıktaki İsrail, Fransa, İngiltere ve Yunanistan Kıbrıs’a tüm askeri güçlerini yığacak; garantör ülke olan Türkiye, 500 bin soydaşının yaşadığı adadan askerini geri çekecek. BM tarafından takla attırılmış yeni Annan planına da onay vereceğiz.
NATO’nun talepleri bu kadarla kalsa iyi. Hem Karadeniz’in bekçiliğini yapacağız hem de Adana’da kurulacak çokuluslu kolordu karargâhında asker konuşlandırarak Ortadoğu’nun bekçiliğini yapacağız. Bir de ortak savunma bütçesine katkımızı yüzde 2’den önce yüzde 3.5’e, sonra yüzde 5’e çıkaracağız. Bu bütçenin nasıl kullanılacağına da Brüksel karar verecek. Brüksel bu savunma harcamalarını nerede kullanacak?
Tabii ki Ukrayna savaşında. Rusya ile aramı açacağım, İran’la düşman olacağım, Doğu Akdeniz’deki haklarımı kaybedeceğim ve İsrail’le de gırtlak gırtlağa geleceğim...
Türkiye’nin bu taleplere vereceği cevap biraz amiyane olacak ama “Ananız güzel mi?” olmalıdır. Umarız ve dileriz ki Avrupa’nın ve Amerika’nın bize “mayın eşeği” muamelesine karşı dik bir duruş sergiler.
Butlancılar “devlet aklı” diye tanımladıkları olgu sayesinde CHP’nin tepesine kurulduklarını söylüyorlar.
Yeri geldikçe vurguladığımız bir gerçek var...
Prof. Dr. Rüçhan Işık, Uluslararası Çalışma Örgütü’nün (ILO) Türkiye direktörüydü.
İBB davasında savunmalar devam ediyor.
1949 yılında Amerika Birleşik Devletleri’nin öncülüğünde, Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’ne karşı emperyalist amaçlarla kurulan NATO adlı askeri ittifak örgütü, SSCB ve NATO’ya karşı bir tepki olarak kurulan “Varşova Paktı” yıkıldıktan sonra da varlığını sürdürdü.
Nasrettin Hoca bir gün camiden çıkıp evine doğru giderken tanımadığı bir adamla karşılaşır.
1980 öncesinde Cağaloğlu’ndaki ofisinde yaptığımız sohbetler geliyor aklıma.
Hayatın bize sunduklarını kaldırmakta güçlük çektiğimiz, kendi içimize konuşsak da çözüm bulamadığımız, var olan gerçeklik karşısında elimizin kolumuzun bağlandığı zamanlar var.
Franz Kafka, Amerika’ya hiç gitmedi.
ABD-İsrail ortaklığında İran’a yapılan saldırının başlama nedeni sözüm ona bu ülkede rejimi değiştirmekti.
Bir kitap çalışması için gazetemizin arşivinde araştırma yaparken yine CHP’nin kriz yaşadığı döneme ilişkin haberlere gözümüz takıldı.
Geçen hafta yazı günümüz bayrama geldi.
CHP için butlan kararı cuma bekleniyordu.
Son dakikayı kaçırma!
Haberin tamamlayıcısı: Telegram kanalımızdan anlık bildirim, sosyal medyadan gün boyu özetler.
