USD/TRY38.42 ▼
EUR/TRY41.15 ▲
Gram Altın3.842 TL ▲
BIST 1009.845 ▲
Bitcoin$84.250 ▼
Ethereum$3.120 ▲
Petrol$62.30 ▼
SON DAKİKA
Haber Kaydır — Türkiye ve dünyadan anlık haberler • Son dakika gelişmeleri • Gündem, magazin ve spor • Haber Kaydır — Türkiye ve dünyadan anlık haberler • Son dakika gelişmeleri • Gündem, magazin ve spor •
Son Dakika 2 saat önce

‘Ultra hızlı moda’nın çöplüğü Türkiye

Kaynak: Cumhuriyet Son Dakika Orijinal Haber ›
Avrupa, tekstil atıklarından kurtulmanın yolunu arıyor.
Reklam

Avrupa, tekstil atıklarından kurtulmanın yolunu arıyor. Bulduğu en kolay yöntem ise yıllardır değişmiyor: Atıkları gelişmekte olan ülkelere göndermek. Geçen hafta ortaya çıkan yeni bir kaçakçılık operasyonu, Türkiye’nin bu zincirdeki yerini bir kez daha gözler önüne serdi.

Avrupa Birliği’nin önemli haber kanallarından Euronews’ta yer alan habere göre, Avrupa Yolsuzlukla Mücadele Ofisi (OLAF), İtalya’dan Türkiye’ye yasadışı yollarla gönderilen 4 bin 200 ton tekstil atığını ortaya çıkardı. Haberde şu bilgiler yer alıyordu:

“Ortak denetimlerde buna ek olarak çevre kurallarını ihlal ettiği öne sürülen bir geridönüşüm tesisine bağlı depoda 2 bin 100 ton tekstil atığı daha bulundu. Mersin Limanı’nda ise yanlış etiketlenmiş 768 tonluk yeni bir sevkıyat yakalandı.”

Türkiye birçok sektörde Avrupa’nın en fazla atık gönderdiği ülkelerin başında geliyor. Plastik atık ithalatında yaklaşık yüzde 30’luk payla ilk sırada yer alıyor. Demirçelik hurdası, kâğıt ve karton atıkları, elektronik atıklar... Bunların bir bölümü yasal ticaret kapsamında gelirken önemli bir kısmı da kaçak sevkıyat soruşturmalarına konu oluyor.

Son yıllarda en hızlı büyüyen alanlardan biri ise tekstil atıkları. Gerçek miktarını kimsenin tam olarak bilmediği bu atıklar; ikinci el tekstil ayrıştırması, elyaf geridönüşümü, izolasyon ve dolgu malzemesi üretimi ya da düşük maliyetli hammadde temini gibi gerekçelerle ithal ediliyor.

Araştırmalara göre 2024 itibarıyla dünyada 120 milyon metrik ton tekstil atığı oluştu. Bunun yaklaşık yüzde 80’i yakılıyor ya da çöplüklere gönderiliyor. Yalnızca yüzde 12’si yeniden kullanılıyor, yüzde 1’den azı ise yeniden tekstil ürününe dönüştürülebiliyor. Mevcut üretim ve tüketim alışkanlıkları sürerse 2030 yılında yıllık tekstil atığının 150 milyon tonu aşması bekleniyor.

İşte bu devasa atık yükünün önemli bir bölümü Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelere yönlendiriliyor.

Üstelik sorun yalnızca üretim miktarı değil. Araştırmalar, dünyada üretilen giysilerin yüzde 85’inin kullanım ömrü dolmadan çöpe gittiğini gösteriyor.

Ortalama bir giysi 10 kez bile giyilmeden elden çıkarılıyor. Bu tabloyu yaratan ise “ultra hızlı moda” düzeni. Bir zamanlar yılda iki koleksiyon hazırlayan sektör, bugün haftada yüzlerce yeni ürünü piyasaya sürüyor. Yapay zekâ destekli algoritmalar sosyal medyada hangi ürünün ilgi gördüğünü anında belirliyor, fabrikalar ise günler içinde üretime başlıyor. Tüketici satın almaya, üretici daha fazlasını üretmeye zorlanıyor; sonuçta ortaya dağ gibi büyüyen tekstil atıkları çıkıyor. Bugün bu tüketim modelinin en büyük üreticilerinden biri olan Avrupa ise ortaya çıkan çevresel faturayla yüzleşmek zorunda kalıyor.

Yani Avrupa, kendi tüketim modelinin yarattığı çevresel faturayı azaltmaya çalışıyor.

Peki Avrupa’nın hem önemli bir üreticisi hem de giderek çöplüğü haline gelen Türkiye ne yapıyor? Daha doğrusu ne yapabilir?

En ağır krizlerinden birini yaşayan hazırgiyim sektörü, hâlâ düşük fiyatlı üretim döngüsünü kıramıyor. Bangladeş’le ücret yarışını, Çin’le ölçek yarışını, Mısır’la enerji maliyetleri yarışını kazanması mümkün görünmüyor.

Üstelik Avrupa Birliği artık yalnızca ürünün fiyatına bakmıyor. Karbon ayak izini, su tüketimini, geridönüştürülebilirliğini ve üretim koşullarını da sorguluyor. 2030’a doğru bunlar tercih nedeni değil, pazara giriş şartı haline gelecek.

Dolayısıyla Türkiye açısından sorun yalnızca çevreyi korumak değil; ihracatın geleceği, sanayi politikası ve rekabet gücü meselesi.

Türkiye bugün bir yandan Avrupa’nın en büyük hazırgiyim tedarikçilerinden biri olmaya çalışırken diğer yandan aynı pazarın tekstil çöplüğüne dönüşme riskiyle karşı karşıya. Bu iki rolün aynı anda sürdürülebilmesi mümkün değil.

İkisini birlikte yaşarsak kaybeden yalnızca tekstil sektörü olmayacak. Su kaynaklarımız kaybedecek. Toprağımız kaybedecek. Kentlerimiz kaybedecek.

Ve sonunda ekonomi de kaybedecek.

Bu yüzden artık yalnızca “daha fazla ihracat” demek yetmiyor. Nasıl ihracat yaptığımızı konuşmalıyız. Nasıl üretim yaptığımızı konuşmalıyız. Hangi atığı ülkeye kabul ettiğimizi konuşmalıyız.

Siyasete gömülen, iktidarını koruma uğruna demokrasiyi ikinci plana iten bir yönetim anlayışından ise bu stratejik tercihi yapmasını beklemek ne yazık ki gerçekçi görünmüyor.

Küresel sistemin temelden sarsıldığı, belirsizliğin sürdüğü bir dönemde CHP, sadece ulusal çapta değil uluslararası düzeyde de demokrasi mücadelesi açısından dikkatle izleniyor. “Sadece parti içindeki çekişme” olarak tanımlanamayacağını sıklıkla vurguladığımız bu süreç, demokrasi ve otokrasi hattında da kritik bir dönemeç.

Garip, anlamakta güçlük çektiğimiz için gariptir.

NATO Ankara Zirvesi, ittifakın stratejik yöneliminde yapısal bir değişimi yansıtıyor.

NATO adlı askeri ittifak örgütü, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra, 1949 yılında, Amerika Birleşik Devletleri’nin öncülüğünde, Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin dünyadaki etkisini kırmak için kuruldu.

Rusya, NATO için “uzun dönemli tehdit” kapsamında.

Avrupa, tekstil atıklarından kurtulmanın yolunu arıyor.

Bazen memleketin gündemi insanın önüne bir masaya bırakılmış üç taş gibi düşüyor.

Hukuken yapılamayacak politik aksiyonlar alındıktan sonra “ancak bu yapılan hukuki değildir” şeklinde görüş bildirmenin Türkiye’de bir karşılığının olmadığını yeterince deneyimledik.

Kurulduğu günden bu yana, dünyanın birçok coğrafyasında darbeler, cinayetler, saldırılar ve ambargolar gerçekleştiren NATO, 36. Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi’ni düzenlemek için 7-8 Temmuz 2026 tarihlerinde Cumhuriyetimizin başkentine, Ankara’ya geliyor.

Commodities Exchange (COMEX), CBOT (Chicago Ticaret Borsası) dünyanın en büyük türev ürünler piyasası olan CME Group çatısı altında faaliyet gösteren kardeş borsalar.

Avrupa, tekstil atıklarından kurtulmanın yolunu arıyor.

Türkiye’de siyasi gündemin herkesi çok yorduğu malum.

Türkiye’nin kaotik gündemine günlerdir bir de nafaka tartışması eklendi.

Türkiye içeride bitmek bilmeyen siyasi hesaplaşmaların, yargı tartışmalarının ve günlük polemiklerin içinde yönünü kaybetmiş durumda.

Türkiye siyaseti ve ekonomisi geçen haftanın sonuna doğru bir hukuk darbesiyle yara aldı.

Bugünlerde sohbetlerin dönüp dolaşıp geldiği tek bir konu var.

Türkiye’de ekonomik krizi yalnızca sanayi üretimi, ihracat rakamları ya da işsizlik tabloları anlatmıyor.

Ortadoğu’da yükselen her gerilim, Türkiye’de mutfak yangınına dönüşüyor.

Bardaktan boşanırcasına yağan yağmurun altında Kadıköy’de Mehmet Ayvalıtaş Parkı’ndayız.

Finlandiya 2017-2018 yıllarında iki bin işsize aylık 560 Avro verdi. İş bulsalar bile kesilmeyen bir ödeme. Sonuç şaşırtıcı oldu. İnsanlar çalışmayı bırakmadı ama daha az stresli, daha güvenceli yaşadılar.

Bu 8 Martta kadınların mesleki sorunları, camdan tavanları tabii ki tartışıldı tartışılıyor. Ama deprem bölgesinin gündemi daha farklı. Kadınların önemli bir bölümü zaten kayıt dışı çalışıyordu. Küçük işletmelerini, tezgâhlarını, atölyelerini kaybeden kadın girişimcilerin büyük kısmı üretimden koptu.

Hükümetin gerekçesi enerji arz güvenliği. Akkuyu’da ilk santral Rusya’ya verildi. Üçüncü santral için Çin’le müzakereler yapıldığı biliniyor. Yeni iddialar Kanadalı bir şirketi işaret ediyor.

Bugünün genç iş insanları yalnızca teknik bilgiyle değil; adaptasyon, analiz, empati ve stratejik düşünme becerileriyle ayakta kalmak zorunda. Belirsizlikle başa çıkabilme, kriz yönetimi ve sürdürülebilirlik perspektifi artık temel yetkinlikler.

Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’e göre milyonlarca kişiye istihdam sağlayan tekstil ve hazırgiyim “çaput” üretiyor.

Türkiye’de ise tablo tersine işledi. Fonun sermayesi, mevcut kamu varlıklarının devriyle oluşturuldu. Portföyünde 7 sektörde 34 şirket, 2 lisans ve 46 gayrimenkul var.

Bugün sevgili arkadaşım Hrant Dink’in ölüm yıldönümü. 19 yıl önce, “güvercin tedirginliğindeki” yaşamı bir tetikçinin kurşunuyla sona erdi. Hrant niçin öldü, kim öldürdü; bu sorular hâlâ karanlıkta. Adalet yerini bulmadı.

Türkiye’de ise ülke yönetimindekiler iç siyasette yurttaşlara “Dünyada güçlü ülkeyiz” algısını yaymaya çalı

Reklam
🔴

Son dakikayı kaçırma!

Haberin tamamlayıcısı: Telegram kanalımızdan anlık bildirim, sosyal medyadan gün boyu özetler.

Paylaş: WhatsApp X

İlgili Haberler

Tutuklu Böcek, Özgür Özel, Veli Ağbaba ve Ferdi Zeyrek’ten sonra bu kez de Ekrem İmamoğlu’nu suçladı: Taksit taksit ‘iftiralar’
Son Dakika

Tutuklu Böcek, Özgür Özel, Veli Ağbaba ve Ferdi Zeyrek’ten sonra bu kez de Ekrem İmamoğlu’nu suçladı: Taksit taksit ‘iftiralar’

2 saat önce

Madenci direnişi Yıldızlar Holding Eti Gümüş işçileriyle devam edecek
Son Dakika

Madenci direnişi Yıldızlar Holding Eti Gümüş işçileriyle devam edecek

2 saat önce

NATO zirvesi ve Rusya
Son Dakika

NATO zirvesi ve Rusya

2 saat önce