NATO
NATO adlı askeri ittifak örgütü, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra, 1949 yılında, Amerika Birleşik Devletleri’nin öncülüğünde, Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin dünyadaki etkisini kırmak için kuruldu.
Buna bir tepki olarak 1955 yılında SSCB’nin öncülüğünde, Varşova Paktı adlı askeri ittifak örgütü kuruldu. Böylece “Soğuk Savaş” olarak da bilinen dönem başladı.
Burada dikkate alınması gereken gerçek, NATO’nun Varşova Paktı’na karşı değil, aksine, Varşova Paktı’nın NATO’ya karşı kurulmuş olmasıdır. Başka bir deyişle, Avrupa’da ve dünyada emperyalist bir egemenlik kurmaya çalışan ilk taraf SSCB değil, ABD ve NATO olmuştur.
SSCB’nin kurucusu ve ilk devlet başkanı olan Vladimir Lenin ’in kapitalizm ile emperyalizm arasındaki ilişkinin kuramını geliştiren ve emperyalizme karşı en büyük mücadeleyi veren en önemli kişilerin arasında olduğu dikkate alınacak olursa, bu şaşırtıcı bir durum da değildir.
Almanya’da 1933 yılında iktidara gelen ve Avrupa ülkelerini işgal eden Adolf Hitler ’i, Nazileri ve faşizmi, karada verdiği savaşla ve yaklaşık 25 milyon askerini ve sivil vatandaşını kaybederek hezimete uğratan da SSCB idi, ABD ve Britanya değildi. ABD ve Britanya da Nazilere karşı bir savaş ve mücadele vermiş olsalar da, bu savaş ve mücadele, SSCB’nin verdiği mücadelenin yanında, verilen kayıplara bakıldığında, bir dipnot olarak kalır.
Ancak buna rağmen, ABD ve Britanya, kendilerini savaşın başkahramanı olarak ilan ettikten sonra, SSCB’yi çökertmek ve NATO üzerinden hem Avrupa’ya hem de dünyaya hükmetmek projesini devreye soktular.
Üstelik NATO, SSCB ve Varşova Paktı çöktükten sonra da, emperyalizmini sürdürmek için, varlığına son vermedi.
Başta ABD olmak üzere, NATO üyesi ülkeler, dünyadaki birçok anti-demokratik ve faşist yönetimi desteklediler, dünyanın çeşitli yerlerinde askeri ve sivil darbeler gerçekleştirdiler, dünyanın dört bir yanında askeri üsler açtılar.
Kendi ülkelerinde ve kendi vatandaşları için demokratik bir düzen kuran NATO üyesi ülkeler, başka ülkeler söz konusu olduğunda, demokratik değerleri umursamadılar, kendi kişisel çıkarlarına odaklandılar, böylece büyük bir ikiyüzlülük sergilediler ve çifte standart uyguladılar.
Hatta başta ABD olmak üzere, NATO üyesi ülkeler, bazı NATO üyelerine bile demokrasiyi çok gördüler, bu ülkelerdeki faşist diktatörlükleri desteklemeyi tercih ettiler
Türkiye ve Yunanistan da bu ülkelerin arasındaydı. 1952 yılında Yunanistan ve Türkiye NATO üyesi oldular. Yunanistan’da 1967’de gerçekleşen faşist askeri darbe ABD ve NATO tarafından desteklendi. Yunanistan’da askeri darbe yönetimi 1974 yılına kadar devam etti.
12 Mart 1971’de ve 12 Eylül 1980’de Türkiye’de gerçekleşen askeri darbeler de ABD ve NATO tarafından desteklendiler. 2007 yılından itibaren AKP’nin öncülüğünde Türkiye’de gerçekleşen sivil darbe de, CHP’ye karşı özel olarak 18- 19 Mart 2025’te ve 21 Mayıs 2026’da gerçekleşen sivil darbeler de, ABD ve NATO tarafından desteklendiler.
Böyle bir örgütte Türkiye’nin üye kalması doğru değildir. Türkiye, askeri, siyasi, ekonomik açıdan belli bir güce ulaştığında, NATO’dan çıkmalıdır. Yanlış zamanlamada ve yanlış koşullarda üyelikten çıkmak ise Türkiye’yi, ABD ve NATO karşısında daha da büyük bir hedef haline getirir.
Türkiye’nin NATO’da kaldığı sürece bu güce ulaşamayacağı iddiası tartışmalıdır. Çünkü Almanya, Fransa, İspanya, İtalya gibi birçok ülke, NATO üyesi olarak da bu güce ulaşmayı başardılar.
Türkiye’de halk uyanır, halkın egemenliği yeniden sağlanır, demokratik düzene yeniden geçilir ve üretim ekonomisi devreye girerse, Türkiye daha bağımsız ve güçlü bir ülke olarak dünyadaki yerini yeniden alabilir.
Küresel sistemin temelden sarsıldığı, belirsizliğin sürdüğü bir dönemde CHP, sadece ulusal çapta değil uluslararası düzeyde de demokrasi mücadelesi açısından dikkatle izleniyor. “Sadece parti içindeki çekişme” olarak tanımlanamayacağını sıklıkla vurguladığımız bu süreç, demokrasi ve otokrasi hattında da kritik bir dönemeç.
Garip, anlamakta güçlük çektiğimiz için gariptir.
NATO Ankara Zirvesi, ittifakın stratejik yöneliminde yapısal bir değişimi yansıtıyor.
NATO adlı askeri ittifak örgütü, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra, 1949 yılında, Amerika Birleşik Devletleri’nin öncülüğünde, Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin dünyadaki etkisini kırmak için kuruldu.
Rusya, NATO için “uzun dönemli tehdit” kapsamında.
Avrupa, tekstil atıklarından kurtulmanın yolunu arıyor.
Bazen memleketin gündemi insanın önüne bir masaya bırakılmış üç taş gibi düşüyor.
Hukuken yapılamayacak politik aksiyonlar alındıktan sonra “ancak bu yapılan hukuki değildir” şeklinde görüş bildirmenin Türkiye’de bir karşılığının olmadığını yeterince deneyimledik.
Kurulduğu günden bu yana, dünyanın birçok coğrafyasında darbeler, cinayetler, saldırılar ve ambargolar gerçekleştiren NATO, 36. Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi’ni düzenlemek için 7-8 Temmuz 2026 tarihlerinde Cumhuriyetimizin başkentine, Ankara’ya geliyor.
Commodities Exchange (COMEX), CBOT (Chicago Ticaret Borsası) dünyanın en büyük türev ürünler piyasası olan CME Group çatısı altında faaliyet gösteren kardeş borsalar.
NATO adlı askeri ittifak örgütü, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra, 1949 yılında, Amerika Birleşik Devletleri’nin öncülüğünde, Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin dünyadaki etkisini kırmak için kuruldu.
Türkiye’de halk, AKP iktidarının kurduğu baskı rejimine karşı nasıl mücadele edileceği konusunda bir çaresizlik yaşıyor.
Yüksek seçim Kurulu’nun yetkileri gasp edilerek hukuka aykırı biçimde AKP tarafından CHP’nin “yönetimine” getirilen Kemal Kılıçdaroğlu’nun Sözcü TV’de yaptığı açıklamalar, Kılıçdaroğlu’nun çelişkilerini ve samimiyetsizliklerini bir kere daha ortaya çıkardı.
AKP’nin “mutlak butlan” darbesiyle işbaşına gelen CHP’nin fiili kayyumu Kemal Kılıçdaroğlu, “göreve” atanır atanmaz, CHP Genel Başkanı Özgür Özel’e, kararın hukuka aykırı olduğunu, Yüksek Seçim Kurulu’nun yetkilerinin gasp edildiğini, Özel’in dört ayrı kurultayda farklı delegeler tarafından seçilmiş genel başkan olduğunu, bu nedenle olağanüstü kurultayı acilen toplayacağını ve kendisinin de kurultayda aday olmayacağını aktarmış olsaydı, CHP’de bugün yaşananlar yaşanmayacağı gibi, Kılıçdaroğlu’nun iyi niyetli olduğu sonucuna da varılabilirdi.
Devlet, millet için var olan bir yapıdır.
AKP Genel Başkanı ve “Cumhurbaşkanı” Recep Tayyip Erdoğan, CHP’li belediye başkanları ve 38. olağan kurultay ile ilgili “yargı” süreçlerinin hiçbir yerinde olmadıklarını, bunların CHP’nin iç çekişmeleriyle ilgili olduğunu, yaklaşık bir yıldır, defalarca söylemektedir.
Son dakikayı kaçırma!
Haberin tamamlayıcısı: Telegram kanalımızdan anlık bildirim, sosyal medyadan gün boyu özetler.
