Şükrü Sina Gürel, Kıbrıs, uluslararası kolordu ve Ruhban okulu ile NATO Zirvesinin zamanlamasına dikkat çekti
"NATO zirvesinin Ankara’da olmasıyla Kıbrıs’ta yeni bir çözümün ortaya atılması, Boğazlarda ve güneyde uluslararası kolorduların planlanması, Ruhban okulunun açılmasının konuşulması tesadüf değil."
"En büyük sakınca Türkiye’de tek adam yönetimi. Tek adamın zaaflarını bilirseniz, her şeyi yaptırırsınız. Tek adam yönetiminde, Kıbrıs’a da Ruhban okuluna da yabancı askere de ses çıkaramaz, tepki veremezsiniz."
Eski Başbakan Yardımcısı, Dışişleri Bakanı, Zafer Partisi Genel Başkan Yardımcısı Şükrü Sina Gürel Cumhuriyet’in sorularını yanıtladı.
- Üye olduğumuz tarih olan 1952’de bugüne Türkiye/NATO ilişkilerini nasıl özetlersiniz?
Türkiye bugüne kadar NATO’dan hiçbir fayda görmedi. Tersine NATO hep bizi kullandı. 1950’ler boyunca ABD Türkiye’de hem ekonomik hem askeri varlığıyla istediği gibi at koşturdu. Hesabını bilemediğimiz anlaşmalar yapıldı. Gözü kapalı NATO’nun tüm isteklerine “evet” dendi. Hatta ABD ile yapılan bazı anlaşmaların içeriği milletvekilleri tarafından bilinmesin diye “iktisadi anlaşma” denerek Meclis’ten geçirildi. 1950’ler bizim NATO ile ilişkilerimiz bakımından yüz karası bir dönemdir.
Gözümüz ilk kez 1964’teki Johnson Mektubu ile açıldı. Türkiye tekrar Atatürk’ün dış politikasına yöneldi. Bu arada bölge ülkeleri ve SSCB ile normal ilişkiler kuruldu. SSCB’den alınan krediyle Türkiye yeniden ağır sanayi atılımı yaptı. Rafineriler, demir-çelik, alüminyum fabrikaları açıldı. Bu kredilerin karşılığı da tarım ürünleri ihracatı ile sağlandı. Bu arada NATO ile de sorunsuz ve “eşit” bir dönem yaşadık.
Gözümüzün ikinci kez açılması ise Kıbrıs ile oldu. 1974 Kıbrıs Harekatı, Türkiye’nin belli bir süredir izlediği Türkiye çıkarlarına dönük diplomatik duruşun olduğu bir dönemde gerçekleşti. Ardından ambargolar geldi ama taviz verilmedi. Yine devamında savunma ve ekonomi işbirliği anlaşmaları yapıldı.
- Söz ettiğiniz duruş ne zaman sonlandı?
Ankara merkezli, Türkiye’nin çıkarlarını göz önüne alan diplomatik duruş 12 Eylül 1980 darbesiyle son buldu. Türkiye, 12 Eylül ile tekrar NATO’nun yörüngesine, hatta kayıtsız şartsız NATO’nun emrine girdi. Yunanistan ve Fransa’nın NATO’nun askeri kanadına dönmesine sessiz sakin “evet” dedik.
- Aynı durum Finlandiya ve İsveç’te de yaşandı. Cumhurbaşkanı Erdoğan bu ülkelerin terör örgütü PKK’ya yönelik tutumu nedeniyle NATO üyeliklerine Türkiye’nin onay vermeyeceğini açıklamıştı...
Böyle önemli olaylarda hafızamızı yoklamamız gerek ama Türkiye’yi yönetenlerin geçmişten ders alma gibi bir derdi yok. “Geçmiş”ten yalnızca Osmanlı’yı anlıyorlar. 1949’da NATO kurulurken Türkiye’yi de almak istemişlerdi. Ancak Danimarka ve Norveç “Türkiye bambaşka bir coğrafyada. Oradaki sorunların bize bulaşmasını istemiyoruz” diyerek karşı çıkmıştı. Biz bugün neden aynısını yapmıyoruz. Finlandiya’nın Rusya’ya sınırı 2 bin km’ye yakın ama Türkiye “Bizi ilgilendirmez” demiyor.
Bakınız Türkiye, eski Danimarka Başbakanı Ramsussen’in NATO Genel Sekreteri olmasına da “evet” dedi. Dışişleri Bakanı olduğum dönemde Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer ile birlikte Kopenhag’ta AB temsilcileri ile toplantı yaptık. O toplantıda Türkiye’nin AB’ye kabulüyle ilgili müzakerelere başlamamak için türlü oyunlar oynadılar. Danimarka basınından bir kameraman, Başbakan Rasmussen ile dönemin Alman Dışişleri Bakanı’nı konuşurken yakaladı. Alman bakan “Türkiye’yi oyalayın” derken Rasmussen de “Kesinlikle almayacağız” diyordu. İşte Rasmussen budur ve biz bunu genel sekreter yaptık.
- Peki bugün NATO’nun geleceğinin dahi tartışıldığı bir süreçte zirvenin Ankara’da olmasının anlamı nedir?
Belirtiler hayırlı değil, Ruhban okulunun açılmasının gündemde olması, yetkisi olmayan BM Genel Sekreteri Antonio Guterres’in temsilcisinin Kıbrıs için “barış planı” ile ortaya çıkması sıkıntılı. Güya Türk tarafına egemenlik tanınarak bizi kandırmaya dönük bir formül oluşturmaya çalışıyorlar.
- “Yeni Annan Planı” da denen bu girişimin özü nedir?
İlkinden itibaren aynı plana takla attırılıyor. Amaç özünde Türkiye’nin iki devletli çözümden vazgeçmesi. Türk askerinin Kıbrıs’tan çıkmasından, toprak kaybından söz ediliyor. Topraktan taviz vermeyi, egemenlik hakkımızdan vazgeçmeyi öngören bir plan kabul edilemez. Kıbrıs’ta iki devletli çözümden vazgeçilmesi ihanettir. Öte yandan BM Genel sekreterleri için BM Güvenlik Konseyi tarafından tanınan görev “iyi niyet misyonu” görevidir. Görevi alan kişi tarafların görüşmesi için uygun zemini yaratmakla mükelleftir. Ara bulucu olsa dahi böyle bir plan hazırlamaya kimsenin hakkı yok.
- Diğer yandan Güneydoğu Bölgesel Planı adıyla güney ve doğu sınırına çok uluslu bir kolordu ile Boğazlar’da çok uluslu deniz komutanlığının kurulmasından söz ediliyor. Bunların riski var mı?
2002’de Beyaz Saray’da Başkan Yardımcısı Dick Cheney ve Ulusal Güvenlik Danışmanı Condoleezza Rice ile görüştüm. New York’ta da Dışişleri Bakanı Colin Powell bir araya geldim. Irak’a müdahale etmek için Türkiye’nin kuzeyden cephe açmasını, Sabiha Gökçen, Trabzon, Gaziantep havaalanları ile Trabzon, Mersin ve İskenderun limanlarını istediler. Aynı zamanda Güneydoğu’daki kara ve demir yollarını kullanmak, 60 bin ABD askeri konuşlandırmaktan söz ettiler ama Türk askerinin Irak’ın kuzeyine ayak basmasını istemediklerini söylediler. Biz bu taleplere şu yanıtı verdik: “BM Güvenlik Konseyi’nden karar çıkarıp müdahalenizi meşru bir zemine oturtursanız size bir yardımımız olur. O da İncinlik’i size yalnızca insani yardım için açmak. Başka hiçbir katkımız olmaz. Ama meşru zemine oturtmazsanız bunu da yapmayız. Artı, siz bir müdahaleye başlarsanız biz 1990’larda sığınmacılardan çok zarar gördüğümüz için kendi önlemimizi alırız. Bir kolordumuz 50 km Irak’ın kuzeyine girer.”
- Sizin bu yanıtınızdan sonra tavırları ne oldu?
Çok bozuldular. Sonra biz iktidardan düştük. Bunu yapacak olanlar geldi. Türkiye’de asker bulundurmak hele ki Boğazlar’da, Güneydoğu’ya hakim bölgede yabancı askere izin vermek çok tehlikeli. Çünkü 15 Temmuz’da amaç iktidarı ele geçirmek değil iç savaş çıkarmak ve “Güneydoğu’da Türkler Kürtlere katliam yapıyor” diyerek dış müdahaleyi sağlamaktı. Dolayısıyla belirli bölgelerde hakim olabilecek ölçüde yabancı asker bulunması Türkiye’nin egemenlik hakları için son derece riskli. Boğazlar’da yabancı asker olması Montrö’ye de aykırı. Boğazlar’ın tam egemenliğine Türkiye sahiptir, silahlı güç bulundurmaya kimse cüret edemez.
- Montrö Karadeniz’deki barışın da garantisi ama Karadeniz’in dahi güvenliği konuşuluyor...
Batı önce Ukrayna ve Gürcistan’da turuncu devrimler yaparak iktidarı değişirdi. İstanbul’daki Fener Rum Patrikhanesi, Ukrayna Kilisesi’ni Rusya’dan kopararak kendisine bağladı. Ukrayna’da bunu kabul etmeyen kiliseler yağmalandı. Patrik, ekümenik sıfatını kullanıyor ki bu da Lozan’a aykırı. Uluslararası anlaşmalara uymuyorlar, siyasette taraf oluyorlar. Türkiye’de kaymakamlığa bağlı bir kurum uluslararası alanda rol oynuyor ve buna izin veriliyor.
- “Amacın iç karışıklık çıkarmak” olduğundan söz ettiniz, bugün de tehlike sürüyor mu?
ABD ve Avrupa uzun dönemli plan yapar. Olmazsa geri adım atar uygun zamanda yine harekete geçerler. Türk halkı ilk başarılı antiemperyalist mücadeleyi veren halktır ve bizim mücadelemiz başka uluslara örnek oldu. Atatürk’ü unutmazlar, Atatürk Türkiyesi’nden ve Türk ulusal kurtuluş mücadelesinden mutlaka intikam almak, yırtıp attığımız Sevr’i geri getirmek isterler. Bunlar komplo teorisi değil. Bu iş böyle.
- Neo-Osmanlıcılık söylemlerini de bu kapsamda mı okumalıyız?
Batı “Toprak kaybetmeyeceksiniz, büyüyeceksiniz” diyerek Türkiye’yi başkalaştırmak istiyor. Ben cumhuriyetten vazgeçmem, Meclis’te Barzani ile oturmak istemem. Ben ulus devlet istiyorum ama onlar “Sizi bölmeyeceğiz, büyüteceğiz” derken ulus devleti yok etmeyi amaçlıyorlar. Erdoğan da zaten “Türk, Kürt Arap” birlikteliğini vurguladı. Osmanlı millet sistemi özlenecek bir yapı değil. Esas olan 1923’te kurulan Türkiye Cumhuriyeti Devletine sahip çıkmaktır.
Türkiye’de muhalefete öncülük etmesi gerekenler kendileriyle meşgul. Diğer vahim durum da bu. Muhalefetin toparlanması ge
Son dakikayı kaçırma!
Haberin tamamlayıcısı: Telegram kanalımızdan anlık bildirim, sosyal medyadan gün boyu özetler.
