Gençliğin ‘NATO’ya hayır’ haykırışı boşuna değilmiş...
“Bizim 68’liler” kuşağının ruhunu boğmaya dönük, Deniz Gezmiş ’ler, üç fidanın bin bir dolap çevrilerek idam edilişlerine; “üçe üç” nidaları ile kapıları açmanın boşuna olmaması gibi... Menderes hükümetinin çoğulcu demokrasiye geçiş adına, gerçeğinde bu ülkenin yağmacı sağdan kitlelerinin, tüccarlarının, çıkarlarına hizmet etmesi, ülkenin Cumhuriyet devrimleri ile sağlanmış kazanımlarını yağma ettirmesi çok başka. Yetmez, on yıllık iktidarları icraatlarının özellikle ikinci 5 yılında hızla diktatoryal bir düzene geçişleri çok başka.
Gerçeğinde ağababalıklarını yapan, büyük Amerika gidişlerinin zamanının geldiğine de karar vermişti. Menderes, can havliyle gerçeği görüp Rusya’yla bağ kurma, gidiş için çaba göstermişken “Yassıada yargılamaları” olarak yaratılan, elbette insan hakları, hak hukukuna da aykırı bir formül türetilmişti. İşledikleri haksızlık, hukuksuzluklar üzerinden “Yüce Divan” da yargılanmaları gerekiyordu. “Üç idam” kararı vicdana, hukuka aykırı sonuçları, kurulmuş emperyal tuzak senaryosu ile kirli algı yönteminde bir kez daha ülkemizin aydınlanmacıları ile karşıtları arasındaki düşman kalma senaryolarına geçerlilik kazandırılmıştı.
Haksızla haklının tersyüz edilmesinin sağlanması ile yetinilmemiş, akla kara birbirine karıştırılmıştı.
NATO’nun, askeri kuruluş gerekçelerini, güncel bir köşeyazısı konusu yapmanın ne yeri ne de zamanı. Ancak “dostum Trump ”ın ağzından hiç düşürmediği vurguları ile Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan için çok yararlı olacağının altını kalın çizgilerle çizmesinin anlamı olmalı. Ankara’da yapılacak toplantı gelişmelerinin haberleri öyle yenilir yutulur gibi değil. Kuşkusuz ülkemiz açısından başı çekmesi gereken boyutlarında, ülkemize getirdiği ekonomik maliyetler olmalı.
Saray kaynaklı ekonomik maliyetlerin hesaplanabilirliğinin yapılabilir olabilirse de kamuoyuna yansıtılabileceğini öngöremeyiz. Saklanamayan hazırlıkların gerçeklikleri üzerinden yansıyanlar bile, ülkemizin onuru açısından da öylesine utandırıcı, yüz kızartıcı boyutlara vardı ki... Güvenlik gerekçeli ortalıkta dolaşmaları sakıncalı görülenlerin önlem olarak tutuklanmalarından mı başlasak? Yoksa çirkin görüntü vermemeleri adına binaların boyatılmasından mı? Kimi yoksulluk, yoksunluk adına ayıplı sokaklara yanlışlıkla girilmemesini sağlamak üzere önceden kapatılmaları kararlarından mı?
Yoksa dünyadan ekonomik maliyetleri ile de çok ağır gazeteciler orduları davet edilmişken bizimkilerin seçmeli bir avuç, geri kalanı için yasaklamalardan mı söz etsek? Unutmadan Trump’ın uçaklarının iniş kalkışına uygunluk sağlanması gerekçeli pistlerde yapılmış çalışmaların yüksek maliyetlerinin yanında, gerçeğinde boşa harcama olmadıkları, sonrasında Cumhurbaşkanlığı uçaklarının iniş kalkışları için de çok işe yarayacakları vurgulamaları yapılmakta.
Bizim gerçeklerimiz, gündemlerimizden ne haber?
İstesek de istemesek de hiçbirinden kurtulma şansımız yok. Nefes alamıyoruz. Sadece Avrupa’yı kasıp kavuran sıcakların bize de bulaşmasıyla kalabiliyor olsa. Her sabaha yeni operasyonlarla uyanmaktan kurtulabilecek gibi değiliz. Yargılamalar üzerinden gelen kanıtlı gelişmelerle, seçim kazanmış belediyelere operasyonların yargılamalarından, her gün yeni bir hukuksuzluğun belgesi ulaştıkça... Hâlâ yeni operasyonlara umut bağlanması, Saray-mutlak butlan ittifaklarının çıkmazı olmayacak mı?
Önümüzdeki rapor, iktidarın “Türkiye Cumhuriyeti’nin anayasada güvence altına alınmış laik temelleriyle bariz bir tezat oluşturan, dini bir yaklaşıma dayalı geriletici bir ahlak gündemini toplumun her kesimine aşılama biçiminden” duyduğu endişeyi dile getirmiş.
“Bizim 68’liler” kuşağının ruhunu boğmaya dönük, Deniz Gezmiş’ler, üç fidanın bin bir dolap çevrilerek idam edilişlerine; “üçe üç” nidaları ile kapıları açmanın boşuna olmaması gibi...
Adalar Belediyesi’ne, Seferihisar Belediyesi’ne, Bornova Belediyesi’ne ve Şile Belediyesi’ne yönelik gerçekleştirilen operasyonları görmüşsünüzdür.
“İtibar”, özellikle de “devletin itibarı” söz konusu olduğunda Türkiye’yi yönetenler ile geri kalan 86 milyon yurttaş arasında ciddi bir anlayış farkı olduğu; 7-8 Temmuz tarihlerinde Ankara’da yapılacak NATO zirvesi vesilesiyle ülkemiz adına utanç verici görüntüler eşliğinde bir kez daha ortaya çıktı.
Türkiye’de halk, AKP iktidarının kurduğu baskı rejimine karşı nasıl mücadele edileceği konusunda bir çaresizlik yaşıyor.
CNN Türk’ün Washington temsilcisi Yunus Paksoy, Beyaz Saray’da ABD Başkanı Donald Trump’a sormuş...
Al Pacino, Keanu Reeves, Charlize Theron’un oynadığı Şeytanın Avukatı, Andrew Neiderman’ın gerilim romanından uyarlanan 1997 yapımı bir filmdi.
Bir zamanların tanınan gazetecisi Baki Süha Edipoğlu, Necati Cumalı ile ilgili anısını “Bizim Kuşak ve Ötekiler” kitabında şöyle aktarır...
Yaz aylarının gelmesiyle birlikte, kültür sanat etkinliklerinin afişlerini her yerde görmeye başladık; festivallerin, konserlerin, kitap fuarlarının, dinletilerin...
Dünyada borsa, bugün bildiğimiz o karmaşık dijital ekranlardan çok uzakta; tahta rıhtımlarda, tuzlu deniz kokusunun arasında ve bilinmeze yelken açan ticari gemilerin etrafında şekillendi.
“Bizim 68’liler” kuşağının ruhunu boğmaya dönük, Deniz Gezmiş’ler, üç fidanın bin bir dolap çevrilerek idam edilişlerine; “üçe üç” nidaları ile kapıları açmanın boşuna olmaması gibi...
Ses verebilenleri çok sınırlı eleştiri yapabilen kanalların, yandaş kanalların aldıkları sınırsız desteklere karşın izlenebilirlik, kitleler üzerindeki güçlü etkileri önlenemiyor.
Altı yaşındaki kızını evlendirdiği gerekçesiyle tutuklanan tarikatçı serbest bırakıldı.
Başlık öncelikle 107 gündür, yaz-boz tahtası içerikli olarak sürdürülmüş uyuşmazlık tartışmalarının ardından, nasıl kesinleşeceği henüz çok kesin olmayan İran’da gündeme giren anlaşmayı içeriyor.
Neler yapılabileceği, işin içinden nasıl çıkılabileceğine ilişkin deneyimli siyasetçilerin, hukukçuların, gazetecilerin tartışmalarını, çözüm arayışlarını, herkes gibi ben de izliyor, akılcı çözüm önerilerinden sonuçlar çıkarmaya çabalıyorum.
Son dakikayı kaçırma!
Haberin tamamlayıcısı: Telegram kanalımızdan anlık bildirim, sosyal medyadan gün boyu özetler.
