Beyaz Zambaklar Ülkesinde
Günümüzde pek çok eğitimci, aydın Finlandiya’daki eğitim mucizesini görüp öğrenmek için Finlandiya’ya gidiyor. Bence gereksiz, görüp öğrensek bile ülkemizde uygulayamayız. Eğitim sertifikalı öğretmenleri kenara çekip din adamlarını ve üniversite öğrencisi abileri, ablaları okullara sokan ÇEDES varken Finlandiya eğitim sistemini ülkemize taşıyamayız. Gerek yoktur, böyle bir sistemin ülkemize girmesi bizim sistemimize aykırıdır.
Finlandiya eğitim sistemini gidip öğrenmemize şu açıdan da gerek yoktur. Çünkü Atatürk Finlandiya’daki şahlanışı anlatan “Beyaz Zambaklar Ülkesinde”* isimli kitabı Türkçeye çevirtmiş ve askeri okullarda okunmasını istemişti. Biz Finlandiya eğitim sistemini 90 yıldır biliyoruz. Biliyoruz da hayata geçiremiyoruz. Köy Enstitülerimiz, uçak fabrikamız dahili ve harici bedhahlarımızın gayretiyle kapatıldığında da bu kitap büyüklerimizin elindeydi. Faydası olmadı.
Bazı Avrupa ülkelerinde seçimle iktidar değiştiğinde, mevcut projelerini tamamlayabilsin diye sadece eğitim bakanını değiştirmezler. Bizde aynı parti 20 yılda 10 tane milli eğitim bakanı değiştirir. Siyasi istikrarsızlık en çok eğitim sistemine zarar verir.
Finlandiya eğitim sistemi ülkemizde yıllardır bilinir ancak bunu bilinmesi ülkemizin eğitim sistemine bir fayda sağlamaz. Bunun temel nedeni siyasi kaprisler ve kişilerin Köy Enstitüleri zihniyetinden uzaklaşmış, fırsatçı, çıkarcı hale dönüşmüş olmalarıdır. Bir zamanlar sayın Can Ada, kendi adını kaşıyan bir özel okul açmıştı. Toplum rağbet etmemişti. O da adını soyadını birleştirip Canada Okulları yapmıştı bir de binaya Kanada bayrağı asmıştı. Canada’yı insanlar doğal olarak Kanada olarak okumuşlardı. Marka meraklıları okula akın etmişti. Ancak Kanada Devleti işi yargıya taşıyınca bu okulun efsanesi sona erdi. (Olay yargıya taşındığı ve kamuoyunda bilinir hale geldiği için burada ifade ettim.)
“Beyaz Zambaklar Ülkesinde” isimli kitap, Grigori Petrov adlı bir Bulgar düşünürü tarafından geçen yüzyılın başlarında yazılmıştır. Finlandiya’daki eğitimin ve kalkınmanın gerçek hikâyesini anlatmaktadır. Finlandiyalılar çok sevdikleri ülkelerine “Suomi” derler. Bu kelime “bataklık ülkesi” anlamına gelir. Fin halkı, Suomi’de bile iyi bir yaşam kurulabileceğine inanmıştı. Benzeri düşünme tarzı bir zamanlar ülkemizde de ortaya çıkmıştı.
Bugünkü Atatürk Orman Çiftliği arazisi için uzmanlar, “Tarım yapılamaz” şeklinde rapor vermişlerdi. Atatürk ise “İşte tam aradığımız yer, burayı biz yeşillendirmezsek kim yeşillendirir?” diyerek işe koyulmuştu. İki farklı ülkede birbirinden habersiz olarak ortaya çıkan benzer mantık.
Snellman, Finlandiyalı bir bilimadamı ve filozoftu. Hayatını halkın öğretmeni olarak Fin kültürünün mimarı olmaya adamıştı. Ona göre aydının görevi daha iyi bir yaşamı nasıl kuracakları konusunda halkı aydınlatmaktı. Snellman’ın ülkemizdeki paralellerinden birisi Ceyhun Atuf Kansu’dur.
Snellman, toplumu aydınlatmak için toplantılar düzenledi. Başlangıçta insanlar, hatta öğretmenler bu toplantılara gönülsüz katıldılar. Snellman’ın çevresinde, sayıları giderek artan şekilde aydınlar toplanmaya başladı, sözleri ve yaklaşımı giderek onay gördü.
Bir konuşmasında Snellman, “Ruhen mesleğine yabancı çok sayıda öğretmen var” demişti. Benzeri bir şekilde öğretmenlerin az okuduklarından yakınan Ömer Seyfettin kinayeli bir şekilde, “Okutan okumaz” derdi.
Finlandiya’da, İsveç sömürgesi oldukları dönemden kalan bir görenekle kışlalar pis, havasız, kötü iletişimin sergilendiği, askerlere küfür edildiği yerlerdi. Snellman subaylara konferanslar verdi, onları etkiledi. Giderek kışlalar badana edildi, geniş pençeler yapıldı, bina önlerine çiçekler dikildi, subaylar erlere sürekli dersler verdiler, onlara kibar davrandılar. Kışlalarda sabun kullanılır oldu. Eskiden ülkede kaba saba insanlara “Kışlada yetişmiş” denirken zamanla kibar gençlere “Kışlada yetişmiş” denilmeye başlandı.
Köylüler penceresiz, sobasız evlerde yaşıyorlardı, verem ve trahom yaygındı. Hekimler seferber oldular, Fin halkı sağlığına kavuştu.
Snellman ve çevresinde toplanan binlerce aydın halka kaliteli yaşamayı ve aynı zamanda dürüst olmayı öğretti. Küçük, fakir bir satıcı dürüst olarak çalışarak kazancını ülkesinin kalkınması için harcayan bir tatlıcılar kralına dönüştü. Ülkede dürüst olan ve çok çalışan ayakkabıcılar, demirciler, yumurtacı kralları ortaya çıktı. Yumurtacılar kralı başlangıçta evleri tek tek dolaşarak yumurta topladı, bu yumurtaların üzerlerine kendi ve yumurtayı aldığı kişinin ismini yazdı. Yumurtalarını Avrupa başkentlerine ihraç etti. Bozuk çıkan bir yumurtayı kimden aldığını biliyordu, yumurtanın sahibine geri bildirim verdi. Sonuçta Finlandiya bugüne geldi.
* Petrov, G. (2025). Beyaz Zambaklar Ülkesinde. Çev. A. Ali. İstanbul: Türkiye İş Bankası Kültür Yayını.
İlhan Selçuk Kuvayı Milliyeci, antiemperyalist, bağımsız Türkiye idealine inanmış, bükülmez ve düşüncelerinden ödün vermez bir gazeteci olarak tarihe geçti
Perşembe ve Cuma günleri bu sütunda, İktidarın önümüzdeki seçime nasıl baktığını sorgulayan iki yazı yazdım.
“Derin devlet” belasının iyi bir tanımını bulmak için araştırma yaparken Erol Mütercimler’in bu konuda verdiği fetvaya takıldım.
Kurultayda kaybettiği CHP genel başkanlığı koltuğuna mahkemenin mutlak butlan kararından sonra tekrar oturan Kemal Kılıçdaroğlu, cuma akşamı Sözcü TV’ye çıktı ve partisinin seçmen kitlesinin en çok izlediği kanallardan birinde yaklaşık iki saat boyunca iddialarını yayma fırsatı buldu.
Bir ülkede umudun tamamen kaybolup kaybolmadığını anlamak için gazetelerin manşetlerine değil, gençlerin gözlerine bakmak gerekir.
Sevgili okurlarım, bana mı öyle geliyor bilmiyorum, zaman çok hızlı akıyor.
Yıllarca oy verdiğiniz parti başkanı aile boyu hayal kırıklığı çıkıyor.
Günümüzde pek çok eğitimci, aydın Finlandiya’daki eğitim mucizesini görüp öğrenmek için Finlandiya’ya gidiyor. Bence gereksiz, görüp öğrensek bile ülkemizde uygulayamayız. Atatürk Finlandiya’daki şahlanışı anlatan “Beyaz Zambaklar Ülkesinde” isimli kitabı Türkçeye çevirtmiş ve askeri okullarda okunmasını istemişti. Biz Finlandiya eğitim sistemini 90 yıldır biliyoruz. Biliyoruz da hayata geçiremiyoruz.
Anne ve baba insanların kanatlarıdır.
Montella ne demişti Paraguay maçından önce...
Dünya Kupası’na katılma hayalini gerçekleştirdik hepsi o kadar.
Günümüzde pek çok eğitimci, aydın Finlandiya’daki eğitim mucizesini görüp öğrenmek için Finlandiya’ya gidiyor. Bence gereksiz, görüp öğrensek bile ülkemizde uygulayamayız. Atatürk Finlandiya’daki şahlanışı anlatan “Beyaz Zambaklar Ülkesinde” isimli kitabı Türkçeye çevirtmiş ve askeri okullarda okunmasını istemişti. Biz Finlandiya eğitim sistemini 90 yıldır biliyoruz. Biliyoruz da hayata geçiremiyoruz.
Nazi Almanyası’ndan Sovyetler Birliği’ne, McCarthy döneminden günümüze uzanan ortak bir hikâye: Düşünceleri nedeniyle hedef alınan insanlar. “Sarı Zarflar”, bu evrensel yarayı sinema diliyle yeniden hatırlatıyor.
Dalkavukluk, dilencilik ve yalancılık yalnızca insana özgü davranışlar değil. Ancak insanı ayıran şey, bu eğilimleri ahlak ve bilinç süzgecinden geçirebilme sorumluluğu. Doğada sahte sinyal, yiyecek isteme ve çıkar için davranış değiştirme örnekleri var. İnsanda ise bu davranışlar dil, bilinç ve ahlakla birleşince çok daha karmaşık duruma geliyor.
Bir süre önce eşimle birlikte Siyu (Sioux) Kabilesi’ne ait bir nikâh töreninde bulunmuştuk. Nikâhı bu kabileye mensup Şaya Hanım kıymıştı. Törenden sonra Şaya Hanım, “Size teşekkür ediyorum” dedi. Neden teşekkür ettiğini sorduk, “Genellikle Kızılderili olmayanlar bizim nikâhlarımızı izlerken bıyık altından gülüyorlar, siz gülmediniz, ciddiye aldınız” dedi.
Birinden mi duydum, ben mi söyledim hatırlamıyorum fakat 2011 yılında aldığım “İran Tarihi” adlı kitabın kenarına “İran’ı işgal edebilirsiniz ancak ona sahip olamazsınız” yazmışım. Çünkü İran’ın edebiyatı ve sineması güçlüdür. Edebiyatları, müzikleri, sinemaları güçlü olan ülkeler bir dönem içeriden veya dışarıdan sıkıntı yaşasalar bile sonuçta suyun üstünde, tarihin içinde hayatta kalmayı başarırlar.
Siber
Son dakikayı kaçırma!
Haberin tamamlayıcısı: Telegram kanalımızdan anlık bildirim, sosyal medyadan gün boyu özetler.
