Rüzgârın peşinde bir yaşam
Zaman içinde çevresinde oluşan ilgiyi bir kenara bırakıp kendi yaşamını yeniden inşa eden bir isim Bilge Öztürk. Birçokları için “güvenli alan” olarak görülen mesleki kariyerini bırakıp kendini suya ve rüzgâra bırakarak yeni bir yön buldu ve bu yolda yürümeye devam ediyor. Aktif sporcu olarak uluslararası alanda yarışan, ardından Olimpiyatlar’a antrenör olarak katılan Öztürk şimdi hem kendi okullarında eğitmenliğini sürdürüyor hem de Türkiye Yelken Federasyonu’nda görev alıyor. Kendisiyle hem kiteboard’u hem de kişisel yaşamındaki dönüm noktalarını konuştuk...
- Avukat olarak oturmuş bir kariyeriniz varken büyük bir değişime gittiniz ve yaşamınızı yeniden tanımladınız. Buna cesaret edemeyen insanlara ne gibi önerileriniz olur?
Çocukken, “Büyüyünce ne olacaksın?” diye sorduklarında verdiğim ilk yanıt hep aynıydı: Avukat. Mesleğimi bugün de severek ve gururla sürdürüyorum. Hayatımdaki dönüşüm aslında avukatlıktan vazgeçmek değil, hayatıma yeni bir alan açmakla başladı. Her şey Hawai’de bir tatilde, gökyüzünde süzülen kiteboard’ları gördüğüm anda değişti. Kendimi plaja koşarken, “Ben bunu yapacağım” derken buldum. Türkiye’ye döndüğümde kiteboard hayatımın bir parçası oldu ve zamanla beni milli sporculuğa, ardından antrenörlüğe taşıdı. Ama bu bir gecede alınmış radikal bir karar değildi. Önce tatillerimin bir parçasıydı, sonra hayatımda daha fazla yer kaplamaya başladı. Bir noktada bunun bir hobiden çok yaşam biçimine dönüştüğünü fark ettim. Değişimle ilgili öğrendiğim en önemli şey şu: Yeni bir hayat kurmak için her zaman mevcut hayatınızı yıkmanız gerekmez. Bazen ona yeni bir yön eklemek yeterlidir. Ben de bugün kendimi daha özgür, daha mutlu ve daha canlı hissediyorum.
- Hem profesyonel sporculuk yaptınız hem de bir antrenörsünüz. Hangisi sizin için daha kıymetli?
Aktif yarış hayatımı geride bıraksam da spor hâlâ günlük yaşamımın bir parçası. Sporculuk bana öğrenmeyi, sınırlarımı zorlamayı ve kendi performansımın peşinden gitmeyi hatırlatıyor. Antrenörlük ise bu deneyimi paylaşmanın ve bir başkasının gelişimine eşlik etmenin değerini gösteriyor. Sporculuk daha bireysel bir yolculukken antrenörlükte başarı çok daha kolektif bir duyguya dönüşüyor. Birinin korkusunu aşmasına ya da kendi potansiyelini keşfetmesine tanıklık etmek çok özel bir tatmin sağlıyor. Ülkemizi 2019 ANOC World Beach Games’te temsil eden ilk kadın kiteboard sporcusu olmak benim için büyük bir gururdu. 2024 Paris Olimpiyatları yolunda ise bu kez antrenör olarak yer aldım. Bugün de Türkiye Yelken Federasyonu bünyesinde görev alarak sporun ve sporcuların gelişimine katkı sunmaya çalışıyorum.
- Türkiye'de kiteboard giderek artan bir ilgi uyandırıyor. Bu spor nasıl bir aşama içinde?
Kiteboard’a ilgi her geçen yıl artıyor. Eskiden daha niş ve ekstrem bir spor olarak görülürken bugün çok daha geniş bir kitle tarafından hobi olarak yapılmaya başlandı. Bunun en önemli nedenleri erişilebilirliğinin artması ve insanların doğayla daha fazla temas kurmak istemesi. Kiteboard yalnızca teknik bir spor değil. Doğayı okumayı, sabrı, dengeyi ve özgürlüğü öğreten bir yaşam biçimi. İnsanlar ilk etapta adrenalini görüyor ama işin içinde güçlü bir zihinsel dönüşüm de var. Beklemeyi, bırakmayı ve doğayla mücadele etmek yerine onunla uyum içinde olmayı öğreniyorsunuz. 2026 sezonunda da Akyaka ve Alaçatı’da var olan Bilge Öztürk KiteClub okullarımda öğrenmek isteyen herkesi bekliyoruz.
- Evet söz ettiiniz gibi Akyaka'da hızlı gelişen bir kiteboard kültürü var. Bu bölgesel ilgiyi neye bağlıyorsunuz ve nasıl buluyorsunuz?
Akyaka’da kiteboard kültürü yeni değil, uzun yıllardır gelişerek devam ediyor. Ben de 2011’den beri sporcu, 2016’dan beri okul sahibi olarak bu sürecin içindeyim. Akyaka’nın dünya çapında öne çıkmasının en önemli nedeni öğrenmeyi kolaylaştıran doğal koşulları. Rüzgârın stabil olması, denizin sığ yapısı ve güvenli ortamı bu sporu öğrenmek isteyenler için büyük avantaj sağlıyor. Bunun yanında doğası, sosyal yaşamı ve yaşam kültürüyle de insanları kendine çekiyor. Alaçatı da benzer şekilde köklü sörf kültürü, dünyaca ünlü rüzgârı ve yıl boyu süren yaşamıyla Türkiye’nin en önemli merkezlerinden. Biz de her iki bölgede faaliyet göstermeye devam ediyoruz.
- Türkiye'de hem kiteboard özelinde hem de genel olarak su sporlarında olimpik başarının ve sporcu katılımının gerçekleşmesi için nelerin değiştirilip geliştirilmesi gerekiyor?
Kiteboard’un olimpik sınıfı olan formula disiplininde Türkiye adına çok önemli bir gelişim sürecinin içindeyiz. Türkiye Yelken Federasyonu çatısı altında uluslararası ölçekte rekabet eden ve her geçen gün güçlenen bir yapı oluştu. Ben de komite başkanı ve eski milli sporcu olarak bu sürecin parçası olmaktan gurur duyuyorum. Önümüzde büyük bir potansiyel var ancak sürdürülebilir gelişim için destek mekanizmaları büyük önem taşıyor. Federasyonumuzun vizyonu kadar markaların ve sponsorların desteği de uluslararası başarıda belirleyici rol oynuyor. Türkiye daha ilk olimpik döngüsünde kota alma başarısı gösterdi. Bu da sahip olduğumuz potansiyelin önemli bir göstergesi. Doğru yatırımlar, güçlü işbirlikleri ve uzun vadeli bir spor kültürüyle dünya sahnesinde çok daha güçlü bir konuma ulaşacağımıza inanıyorum.
- Pozitif ve enerjisi yüksek bir görüntünüz var. Bunu hem fiziksel hem de mental olarak nasıl sağlıyorsunuz?
Teşekkür ederim. Bunun net bir cevabı yok ama sanırım hissettiğim şey yaşam enerjisi. Ben suyu gerçekten çok seviyorum. Kiteboard’un yanı sıra e-foil, wingfoil, stand up paddle ve yüzme de hayatımın bir parçası. Hiçbir şey yapmıyorsam bile kendimi suya bırakıyorum. Benim için su sadece bir spor alanı değil, çok güçlü bir yaşam kaynağı. Ne kadar hareketliysem o kadar hayatta hissediyorum kendimi. Ne kadar aktifsem o kadar mutlu, ne kadar mutluysam o kadar huzurluyum. Belki de bu yüzden insanların “Enerjin bize çok iyi geldi” demesi beni çok mutlu ediyor. Çünkü o enerji, yaptığım şeyden aldığım keyfin doğal bir yansıması.
- Suyu ve rüzgârı özgürlükle eşdeğer olarak betimliyorsunuz. Bu hissinizi biraz açıklar mısınız?
Bunu en doğru şekilde “Anlatılmaz, yaşanır” diye tarif edebilirim. Suyun içinde olduğumda, varlığımın her zerresiyle bir şeyin parçası olmanın ne demek olduğunu hissediyorum. Rüzgârın, suyun ve doğanın tam ortasında, o akışın bir parçası olmak insanı çok güçlü bir şekilde tamamlıyor. Sanıyorum bu enerji de hayatıma yansıyor. İyi ki Hawaii’de bu sporla tanışmışım ve hayatım o noktada başka bir yöne evrilmiş. Benim için bu sadece bir spor değil, fiziksel ve zihinsel denge sağlayan, insanı içten ve dıştan dönüştüren çok güçlü bir yaşam kaynağı.
- Bir süre önce Atlantik Okyanusu'nda bir yolculuk yaptınız. Bu yolculuğun sizin için öğretici ve akılda kalıcı yanları nelerdi?
Bu benim üçüncü okyanus geçiş yolculuğum. Yaklaşık 30 gün süren bu rotalarda 15-16 gün boyunca hiç kara görmeden açık denizde ilerliyoruz. Profesyonel bir mürettebatın parçası olarak görev alıyorum ve farklı sorumluluklar üstleniyorum. Kara görmeden geçen günlerde insan kendisiyle baş başa kalıyor. Gün doğuyor, gün batıyor ve dışarıdan bakınca her şey aynı görünse de içeride çok farklı bir süreç yaşanıyor. Bu yolculuk bana en çok şunu öğretti: Görmediğiniz bir ilerleme, ilerleme olmadığı anlamına gelmiyor. Bazen dışarıdan ölçemediğiniz değişim içeride çoktan gerçekleşmiş oluyor. Okyanus gerçekten geçiliyor, hayat da biraz böyle. Tekrar eden günler ve rutinler içinde ilerlemediğinizi düşünebilirsiniz ama aslında yol almaya devam ediyorsunuz. Elbette işin ciddi bir planlama ve disiplin tarafı da var. Ama kıtalararası bir yolculuğu tamamlayıp varış noktasına ulaştığınızda hissettiğiniz tatmin, bütün emeğe değiyor.
- Şu anda Bilge Öztürk olarak olmak istediğiniz anda ve yerde olduğunuzu hissediyor musunuz?
Buna hem evet hem de hayır diyeceğim. Çünkü sahip olduklarımla, yarattıklarımla ve yaşadıklarımla gerçekten mutluyum. İyi ki bu yolları yürümüşüm, iyi ki hatalar yapmışım, iyi ki doğruyu bulmuşum. Bugün geldiğim noktaya baktığımda büyük bir şükran hissediyorum. Ama aynı zamanda yapmak, görmek v
Son dakikayı kaçırma!
Haberin tamamlayıcısı: Telegram kanalımızdan anlık bildirim, sosyal medyadan gün boyu özetler.
