‘İnsan konfor alanından bakmaya çok meyilli’
Yıl 1964, Amerika’nın Florida eyaleti, iki günlük bir şempanze... Biliminsanları Jane Temerlin ve eşi Maurice Temerlin onu ‘insanlaştırmak’ için sahiplenirler. İlk yıllarında çatal-bıçak kullanmak, dergilere bakmak gibi huylar edinse de nihayetinde o bir şempanzedir... Temerlin’lerin deneyinden yola çıkarak kurgulanan; Gamze Güzel, Tanıl Yöntem ve Çağıl Kaya’nın oynadığı ‘Lucy’ 28. Yapı Kredi Afife Tiyatro Ödülleri’nde Yılın En Başarılı Oyunu ödülünü aldı. Oyunun dramaturgu Aslı Ceren Bozatlı’ysa Cevat Fehmi Başkut Özel Ödülü’nü kazandı. Ekiple bir araya geldik; oyundan ve insanın doğayla ilişkisinden bahsettik.
◊28. Yapı Kredi Afife Tiyatro Ödülleri’nden iki ödülle döndünüz. Neler hissediyorsunuz?
Aslı Ceren Bozatlı: Afife’nin bağımsız bir tiyatronun oyununu fark etmesi, ortak üretim anlayışının önünü açacak ve insanları cesaretlendirecek gibi geliyor. “Afife böyle oyunları da görüyormuş” dedirtebildiysek bu bizi çok mutlu eder.
◊Oyunun izleyiciyi düşündürmeye yönelik bir kurgusu var...
Aslı Ceren Bozatlı: Eğer sadece Lucy’nin hayatını anlatan bir biyografi kurgulasaydık bu kadar güçlü tartışmalar yaratabilir miydik emin değilim. Seyirciyi hikâyenin içine dahil etmemiz, soruları hem kendimize, hem biliminsanlarına hem de seyirciye yöneltmemiz önemliydi.
Çağıl Kaya: Sanatsal üretimin büyük ölçüde birbirimizi anlama çabası olduğunu düşünüyorum. Ancak burada başka bir türü anlamaya çalışıyoruz. Seyircinin de benzer bir deneyim yaşadığını düşünüyorum.
Gamze Güzel: İnsan ancak kendi cebelleştiği soruları başkalarına da sorabiliyor. Seyirciye alan açmak en önemsediğimiz şeylerden biriydi.
◊İnsanın doğa üzerinde kurduğu tahakkümü sorguluyorsunuz...
Aslı Ceren Bozatlı: Temel meselelerden biri dünyanın bize ait olduğunu düşünmemiz. Ama bunu güç üzerinden açıklayamıyorsun. Çünkü doğada seni kolaylıkla yere serebilecek güçlü çok hayvan var. Buna rağmen onlar ihtiyaçları kadar hareket ediyorlar. Ekosistemi bozmak gibi bir dertleri yok. Biz hoşumuza gitmeyen bir canlıyı gördüğümüz anda “Burası benim alanım, benim bahçem” diyerek onu ortadan kaldırmayı meşru görebiliyoruz.
Çağıl Kaya: İnsan konfor alanından bakmaya çok meyilli. Hak haktır. Ama kadın hakkı, çocuk hakkı, hayvan hakkı diye ayırıyoruz; bunu sistem dayatıyor. Kuralları koyan biziz. O kuralların dışına çıkanlara “Bu sınırı geçemezsin” diyoruz.
Gamze Güzel: Hayvanları birer canlı olarak değil, bir meta ya da kaynak olarak görüyoruz. Bir canlıyı ne kadar nesneleştirirsek kendimizi o kadar özne konumuna yerleştiriyoruz ve üstelik ondan yararlanma hakkını da kendimizde görüyoruz.
Tanıl Yöntem: Ben ‘Lucy’yle çalışmaya başladığım ilk dönemde çok üzülüyordum. Sonra bu duygu öfkeye dönüşüyor ve seni harekete geçirmeye başlıyor. Çünkü bu dünyayı diğer canlılarla paylaşmak zorundayız. Bunun sorumluluğunu üstlenmemiz gerekiyor.
◊Sevgi, koruma, sahiplenme ve özgürlük arasındaki sınır sizce nerede başlıyor, nerede bitiyor?
Aslı Ceren Bozatlı: Jamie ve Morris büyük ihtimalle vicdanını “Sahiplenmesek zaten laboratuvara gönderilecekti” diyerek rahatlatıyordu. Ama bir gri alanın içinde kalıyorlar. Bir taraftan “Biz biliminsanıyız” diyorlar, diğer taraftan Lucy’ye “Kızımız” diyorlar.
Gamze Güzel: Bana göre birini seviyorsan ona zarar vermezsin. Ama çoğu zaman karşımızdakini olduğu gibi kabul etmek yerine onu kendi sınırlarımızın içine sığdırmaya çalışıyoruz. “Seni seviyorum ama benim istediğim gibi davran.” Lucy örneğinde de bunu görüyoruz. Şempanze olmasıyla, doğasıyla ilgilenmiyoruz. Bizim istediğimiz gibi davranmasını bekliyoruz.
Son dakikayı kaçırma!
Haberin tamamlayıcısı: Telegram kanalımızdan anlık bildirim, sosyal medyadan gün boyu özetler.
