Monarşi kapıda ‘Ce!’ derken...
Sevgili okurlarım, bana mı öyle geliyor bilmiyorum, zaman çok hızlı akıyor. Ve ben monarşinin kapıya geldiğini, hatta kapıyı açtığını ve hepimize kocaman bir “Ce!” yaptığını düşünüyorum. Monarşi “Ce” yaparken benim de aklıma toplumların çeşitli zamanlarda içine düştüğü vahim durumu anlatan “yengeç sepeti” sendromu geldi. Şöyle; bir sepete tek bir yengeç atıldığında yengeç hemen güçlü ayaklarıyla sepete tırmanıp kendini dışarı atarmış; iki üç yengeç attığınızda gene tırmanıp çıkarlarmış ama sepeti yarıya kadar doldurduğunuzda işte o zaman bir kaos başlarmış. Tırmanan yengeçler diğerleri tarafından aşağı çekilir ve sepetten özgürlüğe kavuşan olmazmış. Kim kazanırmış peki? Tabii yengeç sepetinin sahibi.
İçinde bulunduğumuz zamanlarda halimiz biraz yengeç sepetindeki yengeçlere benziyor. Can havliyle sepetten kurtulmaya çalışıyoruz ama sepetin sahibi öyle oyunlar, öyle dalavereler biliyor ve uyguluyor ki sepetin içinden çıkabilmek için sepeti parçalamamız, devirmemiz gerekiyor.
Sepetin sahibi sürekli hareket halindeki yengeçleri oyalamak için nelere başvurmuyor ki! Örneğin, gelelim şu Dünya Kupası’na... Doğrusu ben pek futboldan anlamam. Çocukluğumda babamın kurduğu ve oynadığı Gaziantep futbol takımının Suriye ile yaptığı ve kazandığı maç dışında hiçbir maça gitmedim. Kazanmak güzeldi, şehre bayram gelmişti.
Devam edelim, yengeç sepetinin sahibi, ülkede sanayi üretiminin durduğunu, tarım arazilerinin çoraklaştığını, mercimeği Hindistan’dan almaya başladığımızı pekâlâ bildiğinden ve halk -pardon- yengeçler artık usul usul sepeti tırmalamaya başladığından, onları yatıştırmak için bu Dünya Kupası için ne çok reklam yaptı, ne çok para harcadı. Harcamaya da devam ediyor. Tıpkı milleti zaya gidiyoruz diye kandırmak için 50 milyon dolar harcadığı gibi.
Neydi o Avustralya maçı öncesi toplu namaz kılmalar, dua etmeler, kentlerin meydanlarına kurulan naklen yayın araçları... Efendim, Türkiye şahlanıyormuş. Ortadoğu’nun hâkimi olacakmış, Osmanlı coğrafyasına yeniden yayılacakmış. Bildiğim kadarıyla artık akıl ve gelişmiş taktiklerle oynanan bir oyun olan futbol, tıpkı ülkemizin dökülen halini anımsatan bir yenilgi aldı. Yani dualar tutmadı.
Bu arada tırmanan yengeçlerden yana olan ben, millilerin saç kesimlerine şaşıp kaldım. Biri kafasını tıraşlayıp tam tepesinde sapsarı bir kuyruk yapmış, bir diğeri sanırım kupayı izleyen yabancı antrenörler onu Afrikalı sanıp transfer teklif ederler diye düşünmüş ve rasta saç yaptırmış, bir diğeri saçlarını bembeyaz boyatmış, bir diğeri de okullarda yasaklanan tas kafa tıraşı yaptırmış.
Yengeç sepeti sahibi bile ne oluyoruz diye şaşırmıştır ama o çocuklar o sepetin içinde büyüttü. Yengeç sepetinde kaos arttıkça yengeçler de kendi aralarında dayanışmaya gidip sepetin ağzına doğru iyice yaklaşıyorlar ve öğreniyorlar ki bu sepeti yarıp çıkmadıkça torunlarını bile göremeyecekler.
Bu arada İranlı sporcuların Amerika tarafından bombalanan okulda ölen 170 kız çocuğunu hiç durmadan dünya vicdanına hatırlatmaları ve ellerinde okul çantasıyla ağlayan İranlı sporcular gerçekten benim de gözlerimi yaşattı. Bizler bir zamanlar aman İran olmayalım diyerek halimize şükrederdik, şimdilerde sanırım Pakistan ya da Mısır olmaya doğru koşar adımlarla ilerliyoruz. Bu gidiş yengeç sepetlerinin sahiplerini öldürür, benden söylemesi.
Hamiş: Portekiz’i tam 36 yıl yöneten diktatör Salazar ’a sormuşlar: “Bunu nasıl başardınız” diye. “3F” demiş, “futbol, fiesta,fado”. Fiesta eğlence, fado da insanı melankoliye sürükleyen halk şarkıları.
İlhan Selçuk Kuvayı Milliyeci, antiemperyalist, bağımsız Türkiye idealine inanmış, bükülmez ve düşüncelerinden ödün vermez bir gazeteci olarak tarihe geçti
Perşembe ve Cuma günleri bu sütunda, İktidarın önümüzdeki seçime nasıl baktığını sorgulayan iki yazı yazdım.
“Derin devlet” belasının iyi bir tanımını bulmak için araştırma yaparken Erol Mütercimler’in bu konuda verdiği fetvaya takıldım.
Kurultayda kaybettiği CHP genel başkanlığı koltuğuna mahkemenin mutlak butlan kararından sonra tekrar oturan Kemal Kılıçdaroğlu, cuma akşamı Sözcü TV’ye çıktı ve partisinin seçmen kitlesinin en çok izlediği kanallardan birinde yaklaşık iki saat boyunca iddialarını yayma fırsatı buldu.
Bir ülkede umudun tamamen kaybolup kaybolmadığını anlamak için gazetelerin manşetlerine değil, gençlerin gözlerine bakmak gerekir.
Sevgili okurlarım, bana mı öyle geliyor bilmiyorum, zaman çok hızlı akıyor.
Yıllarca oy verdiğiniz parti başkanı aile boyu hayal kırıklığı çıkıyor.
Anne ve baba insanların kanatlarıdır.
Dünya Kupası’na katılma hayalini gerçekleştirdik hepsi o kadar.
Montella ne demişti Paraguay maçından önce...
Sevgili okurlarım, bana mı öyle geliyor bilmiyorum, zaman çok hızlı akıyor.
Sevgili okurlarım, mahkemede genç bir kadın, Pınar Türker konuşuyor: O konuştukça mahkeme salonunda hıçkırık sesleri çoğalıyor.
Sevgili okurlarım, 3 Haziran’da canımız Nâzım Hikmet’i yitireli tam 63 yıl olmuş ve ben Afyon Kalesi’nde durmuş Afyon’a bakıp Nâzım Hikmet’in ezbere bildiğim o muhteşem şiirini mırıldanıyorum...
Sevgili okurlarım, neyse bayram bitti.
Önümüzde tam dokuz günlük koskocaman bir tatil var.
Sevgili okurlarım, geçenlerde bir kadın arkadaşımla sohbet ediyorduk.
Son dakikayı kaçırma!
Haberin tamamlayıcısı: Telegram kanalımızdan anlık bildirim, sosyal medyadan gün boyu özetler.
