Seçimi yapmadan önce kazanmak (3)
Perşembe ve Cuma günleri bu sütunda, İktidarın önümüzdeki seçime nasıl baktığını sorgulayan iki yazı yazdım.
Birinci yazıda, seçimlere bir hayli yakınlaştığımız halde İktidarın halkı bezdiren ve isyan ettiren, yağmacı, sömürücü, haksız ve hukuksuz politikalarını, seçmende yarattığı olumsuzluklara rağmen, ısrarla sürdürmesinin mantığını pek anlayamadığımı belirtmiştim:
Bu olumsuz tepkilere rağmen, onlardan haberdar olduğunu düşünerek bu politikaları sürdürmesinin, halkta, “Sanıktan, seçmenden korkmuyorlar mı, acaba seçim yapmayacaklar mı?” gibi kuşkular yarattığını belirtmiştim.
İkinci yazıda, oportünist, demagojik, otoriter veya totaliter iktidarların “seçimleri saptırma” yöntemlerinden söz etmiştim.
Bilindiği gibi bu gibi, “Sözde Demokrasilerde” veya doğrudan Faşist rejimlerde “güya seçim” yapılır ama bu seçimi sadece iktidarın kazanmasına izin verilir.
Üçüncü yazıda, iktidarların seçimden önce, zafer için neler yapabildiklerine ilişkin yöntemlerden söz edeceğim.
1) İktidarı, devletle eşit kılmak:
Topluma, sürekli olarak mevcut iktidarın devleti temsil ettiği, devletle özdeş olduğu, onun yönetimde kalmasının devletin devamlılık ve beka sorunu olduğu fikri aşılanır.
Böylece, seçmenin beyni yıkanarak “Bu iktidar giderse devlet çöker” anlayışının yerleşmesi sağlanır.
Ayrıca devlet olanaklarının parti için kullanılmasının yolu da açılır.
2) İktidarı milletle eşit kılmak:
İktidar partisi, seçmen kitlesinin baskın kimliği olan ırkla ve/veya milliyetle eşitlenir.
Böylece çoğunluğun desteği garantilenmiş olur.
3) İktidarı din üzerinden egemen inançla eşitlemek:
İktidar partisi, seçmen kitlesinde çoğunlukta olan din ve/veya mezhep ile eşitlenir.
Bu yolla hem toplumda egemen olan inançla hem siyaseti dine bağlı görenlerle hem de tarikatlar gibi hiyerarşik emir komuta zincirine bağlı din örgütleriyle bütünleşilir.
4) “Ne olursa olsun, bunlar iktidarı bırakmaz” anlayışını yerleştirmek:
Mevcut yönetimin her çeşit yola başvurarak iktidarı terk etmeyeceği inancını yaygınlaştırıp seçimleri anlamsız kılmak ve muhalif seçmeni sandıktan uzak tutmak yöntemi.
Toplumda bu inanç yaygınlaşırsa sandığa gitmek anlamsızlaşacağı için özellikle muhalif seçmenlerin oy kullanma kararlılıkları ortadan kaldırılabilir.
5) “Emperyalizm, iktidarı desteklediği için onun seçimi kaybetmesine izin vermez” anlayışını empoze etmek.
“Ülkede iktidarı iç güçler değil, dış güçler belirliyor ve bir ‘Dünya Egemeni’ olan müttefikimiz X ülkesi bu iktidarın değişmesine izin vermez” anlayışı genel geçer bir ilke olarak kabul edilirse insanlar sandığa gitmek arzularını kaybederler ve iktidar seçim kazanmadan zaferini ilan eder!
6) İktidarın muhalifi olan seçenekleri yok etmek:
İktidara muhalif olan partileri ve/veya liderleri, seçim dışı bırakarak sandığa rakipsiz olarak gitmek, elbette bir seçimi kazanmanın en garantili yoludur!
Bu üç yazıdaki “Demokrasi engelleri” nasıl aşılır?
Gitmek istemeyen iktidardan nasıl kurtulunur?
İlhan Selçuk Kuvayı Milliyeci, antiemperyalist, bağımsız Türkiye idealine inanmış, bükülmez ve düşüncelerinden ödün vermez bir gazeteci olarak tarihe geçti
Perşembe ve Cuma günleri bu sütunda, İktidarın önümüzdeki seçime nasıl baktığını sorgulayan iki yazı yazdım.
“Derin devlet” belasının iyi bir tanımını bulmak için araştırma yaparken Erol Mütercimler’in bu konuda verdiği fetvaya takıldım.
Kurultayda kaybettiği CHP genel başkanlığı koltuğuna mahkemenin mutlak butlan kararından sonra tekrar oturan Kemal Kılıçdaroğlu, cuma akşamı Sözcü TV’ye çıktı ve partisinin seçmen kitlesinin en çok izlediği kanallardan birinde yaklaşık iki saat boyunca iddialarını yayma fırsatı buldu.
Bir ülkede umudun tamamen kaybolup kaybolmadığını anlamak için gazetelerin manşetlerine değil, gençlerin gözlerine bakmak gerekir.
Sevgili okurlarım, bana mı öyle geliyor bilmiyorum, zaman çok hızlı akıyor.
Yıllarca oy verdiğiniz parti başkanı aile boyu hayal kırıklığı çıkıyor.
Anne ve baba insanların kanatlarıdır.
Dünya Kupası’na katılma hayalini gerçekleştirdik hepsi o kadar.
Montella ne demişti Paraguay maçından önce...
Perşembe ve Cuma günleri bu sütunda, İktidarın önümüzdeki seçime nasıl baktığını sorgulayan iki yazı yazdım.
Demokratik bir iktidarın meşruiyetinin birinci koşulu, gerçek seçeneklerin iktidarla muhalefet arasındaki eşit yarışma koşullarında sunulduğu, şeffaf, adil ve periyodik seçimlerdir.
Anayasal haklarını kullanan ve yasal gösteri yapmak isteyen işçilere, öğretmenlere, avukatlara, emeklilere, öğrencilere uygulanan orantısız şiddet, İktidarın, toplumdan ve Demokrasi’den hem korktuğunun hem de uzaklaştığının göstergesi.
Cumhuriyet köşe yazarı Nilgün Cerrahoğlu, 14 Haziran 2026 tarihinde “Yüzsüzlüğün elli tonu” başlıklı bir makale yayımladı. “Alçaklığa Övgü”, “Aptallığa Övgü”, “Gönüllü Köleliğe Övgü” ve “Hainliğe Övgü”ye ilave olarak, onun bu yazısından bir “Övgü” makalesi daha çıkardım!
4-6 Kasım 2023 tarihindeki Kurultay’da, Kılıçdaroğlu’nun yerine Özel’in seçilmesi, siyasal veya ideolojik bir ayrışmadan kaynaklanmıyordu.
Son dakikayı kaçırma!
Haberin tamamlayıcısı: Telegram kanalımızdan anlık bildirim, sosyal medyadan gün boyu özetler.
