Hukuk ve demokrasi olmadan ne ekonomi düzelir ne de yatırım gelir!
Neredeyse iki yıldır Manisa ve Manisalılar, Çinli yatırımcı tarafından kente kurulacak otomobil fabrikasını bekliyordu. İlk elde 5 bin kişinin istihdam edileceği yatırımın, kent ve bölge ekonomisine önemli katkılar sağlayacağı düşünülüyordu. Hatta beklenti o kadar yüksekti ki çevre il ve ilçeler bile yatırımdan kendilerine de pay umuyordu. Oysa gelinen noktada, umutlar ve beklentiler adeta hayal oldu. Manisalılar ve Egeliler gerçeğe uyandı!
Ekonomi alanında Ege’yi ilgilendiren bir başka önemli gelişme de, tavukçuluk firmalarına “denetim kayyımı” atanması oldu. Çünkü bu firmaların önemli bölümü Ege Bölgesi’nde bulunuyordu.
Geçtiğimiz hafta Çin merkezli BYD’nin yetkilisi Stella Li, Manisa’da kurulacağı söylenen fabrikanın kurulumunu askıya aldıklarını açıkladı. Oysa yaklaşık iki yıl önce Temmuz 2024’te düzenlenen imza töreni ile 1 milyar dolarlık bir yatırımla Manisa’da 150 bin kapasiteli bir elektrikli ve şarj edilebilir hibrit otomobil fabrikası kurulacağı açıklanmıştı. Manisa’da 5 bin kişinin doğrudan çalışacağı fabrika ile Ar-Ge merkezi kurulacaktı. Sözde, BYD’nin bu yıl üretime başlayacağı öngörülüyordu.
Bu yatırım kapsamında, söz konusu BYD firmasına, gümrük muafiyeti gibi önemli ayrıcalıklar ve kolaylıklar sağlanmıştı. Bunların etkisiyle firma geçen yıl Türkiye’de yüzde 450 artışla 46 bin otomobil sattı. Böylece firma 1.5 milyar dolarlık ciro yaparken 1 milyar dolarlık yatırım yapılmadığı gibi süreçte ülkemizin vergi kaybı da 500 milyon doları buldu.
Ekonomik yaşam başta enflasyon olmak üzere pek çok önemli sorunla cebelleşiyor. Resmi enflasyon oranı bile yıllık bazda yeniden yükselişe geçiyor. Siyasi risk sıralamasında en riskli 10 ülke arasında yer alıyoruz. Bütün bu sıkıntılar uygulanan ekonomik programın sorunlara çözüm olamadığını ortaya koyuyor. Ekonomide belirsizlikler artıyor.
Ekonomide yaşanan olumsuzlukların bir başka önemli boyutunu yatırımsızlık oluşturuyor. Yerli yatırımcı yurtdışına yönelirken yabancı yatırımcının gelişi de azalıyor. Böylece doğrudan yatırımda bilanço eksiye dönüyor. TEPAV, Ocak-Mart 2026 dönemi yabancı doğrudan yatırımlara yönelik bültenini yayımladı. Buna göre, Türkiye 2.6 milyar dolar yatırım alırken 2.8 milyar dolar Türkiye’den yurtdışına yatırım yapıldı.
Aslında ekonomide yaşanan sorunların temelinde ve özellikle de yatırımcının ülkemizden uzaklaşmasında, hukuk ve demokrasi alanındaki sıkıntılar yatıyor. Bu durum, ulusal ve uluslararası birçok gözlemci tarafından da dile getiriliyor. Bu uyarılar mutlaka dikkate alınmalıdır. Ekonomide ve siyasette kayyım uygulamaları, yatırımcıyı tedirgin ediyor. TÜRMOB Başkanı Hüseyin Yıldız, yaşananları “güven zedelenmesi” olarak değerlendiriyor.
Son olarak TEPAV Para Politikası Çalışma Grubu da acil önceliğin adil ve hızlı yargı ile demokratik değerlere saygı olduğunu belirtiyor. Ana muhalefet partisi CHP’de yaşananlar ise bütün bu tartışmalara adeta tuz biber ekiyor! Sonuçta ülkenin hukuk ve demokrasi alanında gerekli adımlar atılmazsa, ekonomide de hedeflere ulaşılması mümkün görülmüyor. İşte bunun içindir ki önce hukuk ve demokrasi diyoruz!
Ülkemizde üretimi plansız yapılan tarımsal ürünlerin başında patates geliyor. Genellikle hiçbir planlama olmadan ekiliyor. Sonuçta çoğunlukla da üreticinin yüzünü güldürmüyor. Ayrıca son yıllarda tarlada ve depolarda kalmayaçürümeye başladı. Çünkü ürünün dayanma gücü de sınırlı.
Patatesin hasat sonrası bir an önce değerlendirilmesi gerekiyor. Bunun için de yalnızca doğrudan tüketilmesinin ötesinde, katma değeri yüksek yeni ve farklı endüstriyel ürünlere de dönüştürülebilmeli. Dolayısıyla üretim bölgelerinde yeni fabrikalara, tesislere ihtiyaç var.
Ülkemizde patates denince öncelikle akla Niğde yöresi geliyor. Oysa Ege’de de kaliteli patates üretimi var. Tarımsal üretimin ve hayvancılığın Ege’deki önemli merkezlerinden Ödemiş, patates üretiminde de önemli bir yer tutuyor. Özellikle de Bozdağ çevresindeki yüksek rakımlı yaylalarda çok kaliteli patates yetişiyor.
Ödemişliler ve Bozdağlılar, yerel söylemle patatese “kompir” diyorlar. Onların kahvelerdeki, pazarlardaki sohbetleri hep kompir üstüne oluyor. Bu yörede pek çok aile geçimini kompirden sağlıyor.
Kompirde sorunlar diz boyu. Üretici beklentilerini karşılayamıyor. Tarımsal girdileri ve maliyeti oluşturan elektrik, mazot, gübre, zirai ilaç bedelleri adeta füze hızıyla artarken üretilen ve piyasaya sunulan ürünler o ölçüde para etmiyor. Üretici hep eksiye düşüyor. Üstelik sorunları ve sesleri yeterince duyulmuyor.
Ödemiş ve Küçük Menderes yöresi çiftçisinin hakkını hukukunu yeterince savunan da yok. Örneğin, Orta Anadolu’daki patates üreticisinin sesini Niğde’nin çalışkan milletvekili Ömer Fethi Gürer bütün Türkiye’ye duyururken Ödemiş ve Küçük Menderes çiftçisinin sorununu sahiplenip duyuracak bir yöre milletvekilinin olmayışı, doğrusu üreticiyi üzüyor.
Diğer birçok tarımsal üründe olduğu gibi, patates üretiminde de öncelikle bir üretim planlaması gerekiyor. Bir başka önemli ve kalıcı adım da bölgede fazla patatesin katma değeri yüksek yeni endüstriyel ürünlere dönüştürülmesi. Bunun için de bölgede Ar-Ge merkezinin ve yeni fabrikaların kurulması.
Patates üreticisinin bir başka temel meselesi de örgütlenme. Patates tarım satış kooperatiflerinin kurulması; bunun için de üreticinin özendirilmesi, bilinçlendirilmesi ve desteklenmesi gerekiyor. Kısacası; tarımda planlı bir üretime, toplumsal bir yaklaşıma ve örgütlenmeye ihtiyaç var.
Bilinen ve tekrarlanan gerçektir; siyasal ve toplumsal yaşamda baskıların arttığı dönemlerde, mizah daha da önem kazanır. Böylesi dönemler mizahın yaygınlaştığı ve güçlendiği dönemlerdir.
Ülkemizin, halkımızın geçmişinde de yaşanmış zorlu dönemler vardır. Sansür ve kısıtlamalar, mizahı daha da kamçılar ve güçlendirir. Böyle zamanlarda mizah-gülmece daha çok öne çıkar.
İzmir’in ve Ege’nin önemli bir mizah-gülmece geleneği vardır. Ege insanı hayata hep mizahın keskin uçlarından bakar. İlhan Selçuk, Aziz Nesin, Rıfat Ilgaz, Muzaffer İzgü gibi ustalarla aynı dönem Akbaba’da öyküler yazan mizah yazarı, rahmetli kayınpederim Burhan Esen; Ege insanının bu yönüne hep dikkat çekerdi. Ege’nin köylerinde, kasabalarında, kentlerinde, kahvehanelerinde Ege yurttaşının mizahi bakışını öykülerine yansıtırdı (İnsan Sevgisi/Egeli Bir Yazarın Yaşamı ve MücadelesiMehmet Şakir-1988, Dönemeç Yayınları).
İzmirli, Egeli belki de hiç farkında olmadan hayata mizahın güzelliği ve hoşgörüsü ile bakar. Günlük yaşamını da gülütlerle, anlatılarla zenginleştirir. Ege insanının kendine özgü mizahi bir bakışı, nüktedanlığı ve söylemi vardır.
Bütün bunları yeniden düşünmemize ve yazmamıza neden, değerli dostumuz Efdal Sevinçli’nin İzmir Kent Kitaplığı’ndan yayımlanan “Kara Sinan” isimli kitabı oldu. Sevinçli, karınca gibi çalışkan ve üretken bir bilimyazın insanı. İlgi alanlarında iğneyle kuyu kazar gibi çalışıp önemli araştırmalar yapıyor ve ortaya oylumlu eserler çıkarıyor. İzmir Basın Tarihi, Tiyatro Tarihi gibi yapıtlarını bu bağlamda değerlendirmek gerekiyor.
İşte Sevinçli mizah alanında da önemli bir araştırma ve yapıt ortaya çıkardı: “Kara Sinan”, 1875-76’lı yıllardan Meşrutiyet’e uzanan dönemde, İzmir basın tarihinin Türkçe yayımlanmış tek gülmece ve karikatür dergisi. Daha önce de bu alanda araştırmalar yapan ve sergiler düzenleyen Sevinçli’yi, bu anlamlı çabası ve yayını için yürekten kutluyoruz.
Demokratik bir iktidarın meşruiyetinin birinci koşulu, gerçek seçeneklerin iktidarla muhalefet arasındaki eşit yarışma koşullarında sunulduğu, şeffaf, adil ve periyodik seçimlerdir.
“Yapay zekâ”ya “Devlet aklı üzerine Özdemir İnce tarzı bir yazı yaz” diye talimat vermişler. Makine talimatı yerine getirmiş ve okumanıza sunduğum yazıyı gunnamış.
Geçen hafta Batman’da Âlimler ve Medreseler Birliği (İttihadul Ulema) bünyesindeki medreselerde Arapça medrese eğitimi alan 62 kız çocuğu için icazet ve mezuniyet programı düzenlenmiş.
Görüyoruz ki Kemal Kılıçdaroğlu’nun şu sıralar en sevdiği kelime şu: “Aklansınlar!”
Cumhur iktidarı ve AKP, kötü bir sınav veriyor, kötü bir siyasi mühendislik yapıyor
Son dakikayı kaçırma!
Haberin tamamlayıcısı: Telegram kanalımızdan anlık bildirim, sosyal medyadan gün boyu özetler.
