İktidar seçim yapmayacak mı? (1)
Anayasal haklarını kullanan ve yasal gösteri yapmak isteyen işçilere, öğretmenlere, avukatlara, emeklilere, öğrencilere uygulanan orantısız şiddet, İktidarın, toplumdan ve Demokrasi’den hem korktuğunun hem de uzaklaştığının göstergesi.
Üstelik, son günlerde iyice dikkati çeken sadece orantısız şiddet değil, 13 yıl önceki Gezi Parkı Direnişi dolayısıyla yapılan haksızlık ve hukuksuzluklar da bu korkunun ve uzaklaşmanın bir ifadesi:
Ne yazık ki sadece zaten emir kulu olan güvenlik güçleri değil, İktidarın emrine giren yargı da (bütün yargı değil elbette), önüne geleni tutuklu yargılanmak üzere hapse yollayarak, bu şiddetin uygulanmasında bir araç olmuş görünüyor!
Tepkilerini ve protestolarını dile getirmek isteyenlere uygulanan orantısız şiddet, İBB davalarındaki iddianameler ve bunlara karşı yapılan savunmalar, CHP’ye karşı uygulanan “Butlan” ve benzeri baskılar, belediye başkanlarına ve başkanlıklarına uygulanan ve sonu gelmeyen operasyonlar, masum bürokrat ve teknokratların hapse atılmaları, en son tavukçuları da vuran şirketlere el koymalar ve kayyım atamaları, enflasyonun yol açtığı geçim sıkıntısı ile birlikte, millette İktidara karşı gittikçe yaygınlaşan ve derinleşen olumsuz bir izlenime yol açıyor:
Yapılan araştırmaların sonuçları, İktidarın seçmen desteğini gittikçe yitirdiğini gösteriyor...
Ama İktidar, yukarıda saydığım bütün olumsuz uygulamaları, şiddetlerini artırarak sürdürüyor!
İktidarın milleti bezdiren bu uygulamaları ısrarla sürdürmesi, bunlara yönelik eleştirilere kulaklarını tıkaması, güvenlik güçlerini ve kendisine ram olan yargıyı (bütün yargıyı değil elbette) tepki çeken bu uygulamaların araçları olarak kullanmaya devam etmesi...
Akla, “Bu İktidar artık bu toplumda millete gitmeyecek mi; seçim yapmayacak mı” sorusunu gündeme getiriyor.
Üstelik İktidar, bütün bu olumsuzluklara ilaveten, hem AYM kararlarına uymayarak Anayasa’yı ihlal ediyor, hem de yeni bir Anayasa yapmak istiyor.
Demokratik Toplum Örgütlerinin, Meslek Odalarının, Sendikaların, Siyasal Partilerin, İktidarın uygulamalarını, Anayasal sınırlar içinde, barışçı yöntemlerle, yasalara uygun olarak protesto etmeleri Demokratik Rejim’in olmazsa olmaz koşuludur.
Son zamanlarda İBB davası gibi, “Butlan” kararı gibi, Ekrem İmamoğlu-Merdan Yanardağ-Necati Özkan-Hüseyin Gün’ün birlikte yargılandığı “casusluk davası” gibi, TELE 1’e el konması gibi davalar ve kararlar, orantısız şiddet uygulamaları, İktidarı, milletin, halkın, seçmenin gözünde o kadar yıpratıyor ki “İktidarın artık seçim sürecini toptan rafa mı kaldırdığı” sorusu güçleniyor!
Yukarıdaki sorunlardan dolayı milletten gittikçe kopan ve bu nedenle de meşruiyeti artık iyice tartışılır hale gelen İktidar tarafından “yeni bir anayasa” önerisinin gündeme getirilmesi, “Açılım” sürecini de gölgeleyen bir adım olarak, toplumu olumsuz ve karanlık beklentilerin kucağına atıyor!
Anayasal haklarını kullanan ve yasal gösteri yapmak isteyen işçilere, öğretmenlere, avukatlara, emeklilere, öğrencilere uygulanan orantısız şiddet, İktidarın, toplumdan ve Demokrasi’den hem korktuğunun hem de uzaklaştığının göstergesi.
Anayasa bir insan değil. Ama omzunda insanlık tarihinin yükünü taşıyor.
Sonuçta yeni Apartheid, duvarlarla değil, yaşamın dolaşımını düzenleyen görünmez mekanizmalarla kuruluyor. Bir tarafta sermaye, veri, mineraller ve su için sınırsız hareket; diğer tarafta insan için sınırlı hareket, sınırlı hak, sınırlı nefes. Küresel düzenin hakikati şu: Artık-değer çevrede üretiliyor, fakat yaşamın güvenliği merkezde korunuyor. Bu yüzden Apartheid artık küresel; sermayenin düzeni ise hem ekonomik hem biyopolitik hem de biyo-ırkçı.
Türkçesini “yönbul” ya da “yön bulucu” diye söyleyebileceğimiz, dilimize “navigasyon” olarak yerleşen uygulama önemli bir olanak.
Vurgulayalım: Artan sıcaklıklar salt doğa olayı değil, küresel sağlık krizi. Kişisel önlemlere ek, kamusal önlemler kritik. Bireysel önlemler (şapka, su, gölge...) koruyucu ama yetersiz. Kentleri soğutmaz, sağlık sistemini iklim krizine göre yapılandırmaz ve karbon salınımını azaltmazsak; tekil çabalar, yanan ormana bir bardak su dökmekten öteye geçmez!
Maliye bakanı İngiltere vatandaşı olan bir iktidarın Londracılarla mücadele ettiğinin propaganda edilmesi, aynı zamanda senaristlerin zor durumuna işaret ediyor.
Hukukun bir gecede değiştiği, insanların sabaha karşı evlerinden alındığı, gençlerin umutlarının, emeklilerin yaşamlarının, kadınların güvenliğinin her gün biraz daha aşındığı bir ülkede yaşıyoruz. İyi sanat bize gerçeklikten kaçmayı değil, gerçekle yüzleşecek cesareti verir.
Fakat bu günlerde durum daha da sıkıcı bir hal aldı. “CHP” dediklerinde mecburen “Hangi CHP?” demek zorunda kalıyorum. “KK’nın butlancı partisinden mi, yoksa Atatürk’ün kurduğu; laik, sosyal demokrat, Özgür Özel’in Türkiye’de birinci parti yaptığı gerçek CHP’den mi?”
Futbolda olmazsa olmaz şey fizik kondisyon. Ve tabii ki tempo. Koşacaksın hem de ivmeli koşacaksın. Rakibine karşı hamle üstünlüğünü ancak böyle sağlarsın...
Türkiye’nin son bir yılını siyaseten tanımlamak isterseniz, CHP’ye yapılan saldırılardan, tutuklanan belediye başkanlarından ve mutlak butlandan söz etmek zorundasınız.
Anayasal haklarını kullanan ve yasal gösteri yapmak isteyen işçilere, öğretmenlere, avukatlara, emeklilere, öğrencilere uygulanan orantısız şiddet, İktidarın, toplumdan ve Demokrasi’den hem korktuğunun hem de uzaklaştığının göstergesi.
Cumhuriyet köşe yazarı Nilgün Cerrahoğlu, 14 Haziran 2026 tarihinde “Yüzsüzlüğün elli tonu” başlıklı bir makale yayımladı. “Alçaklığa Övgü”, “Aptallığa Övgü”, “Gönüllü Köleliğe Övgü” ve “Hainliğe Övgü”ye ilave olarak, onun bu yazısından bir “Övgü” makalesi daha çıkardım!
4-6 Kasım 2023 tarihindeki Kurultay’da, Kılıçdaroğlu’nun yerine Özel’in seçilmesi, siyasal veya ideolojik bir ayrışmadan kaynaklanmıyordu.
Kemal Kılıçdaroğlu, iktidarın kurduğu rejim ve yaptığı yanlışlar sayesinde kazanacağı beklenen bir seçimi, yitirince kendi genel başkanlığı zamanında seçilmiş delegeler tarafından beş nedenle değiştirildi.
Emperyalizm ve İktidar birlikte, Anayasa’ya, Üniter Cumhuriyete, “Demokratik Laik ve Sosyal Hukuk Devleti”ne, CHP üzerinden rest çekti.
Son dakikayı kaçırma!
Haberin tamamlayıcısı: Telegram kanalımızdan anlık bildirim, sosyal medyadan gün boyu özetler.
