USD/TRY38.42 ▼
EUR/TRY41.15 ▲
Gram Altın3.842 TL ▲
BIST 1009.845 ▲
Bitcoin$84.250 ▼
Ethereum$3.120 ▲
Petrol$62.30 ▼
SON DAKİKA
Haber Kaydır — Türkiye ve dünyadan anlık haberler • Son dakika gelişmeleri • Gündem, magazin ve spor • Haber Kaydır — Türkiye ve dünyadan anlık haberler • Son dakika gelişmeleri • Gündem, magazin ve spor •
Son Dakika 2 saat önce

Apartheid şimdi küresel

HK Yazan: Haber Kaydır Editörlüğü Kaynak: Cumhuriyet Son Dakika Orijinal Haber ›
Pazartesi günü şöyle bir yazıya rastladım: “İltica Hakkının Sonu- Küresel Kuzeydeki ülkeler kapılarını kalıcı olarak kapatıyo

Pazartesi günü şöyle bir yazıya rastladım: “İltica Hakkının Sonu- Küresel Kuzeydeki ülkeler kapılarını kalıcı olarak kapatıyor.”(Foreign Policy). Yazı “Küresel Kuzey’de” hükümetlerin sınır kontrollerini sıkılaştırdığını, hak kazanma koşullarını daralttığını, sınır dışı etme işlemlerini hızlandırdığını, gözaltı uygulamalarını genişlettiklerini, aile birleşimini kısıtladıklarını, sorumluluğu üçüncü ülkelere devrettiklerini anlatıyor. Sığınma talebinde bulunma hakkı kâğıt üzerinde hâlâ var ama pratikte hızla anlamsızlaşıyor.

Gerçekten de “Küresel Kuzey’in” sığınmacılar, göçmenlik politikalarına bakınca, günümüzde Apartheid’in Güney Afrika’nın eski (1948- 1994) rejimi olmaktan öte, küresel kapitalizmin işleyiş mantığı haline geldiğini görüyoruz. Apartheid, siyah çoğunluğun emeğini ekonominin beyaz merkezinde sömürüyor ama siyasal haklarını dışlıyor, onları özel alanlarda (Bantustans) yaşamaya zorluyordu. Bu yalnızca ırkçı bir ayrım değildi, emek ile yurttaşlık arasındaki bağın koparılmasıydı. Bugün bu modelin ölçeği büyüdü, biçimi değişti; fakat mantığı aynı kaldı: “Apartheid” düzeni artık sınırların ötesinde küresel düzeyde işliyor.

Biyopolitik emperyalizm kavramı tam bu noktada anlam kazanıyor. Emperyalist birikimin dayandığı kaynakları, artı-değeri üreten halklar, bu değere el koyan karar merkezlerinden, mülkiyet rejiminden, siyasal temsil ilişkisinden dışlanıyorlar. İş gücü çevre ülkelerde tüketiliyor üretilen artı-değer merkez ülkelerde birikiyor.

Bu düzenin en görünür ayaklarından biri ekstraksiyon (maden/mineral çıkartma) emperyalizmidir. Madenler, su havzaları, enerji kaynakları, tarım arazileri ve ucuz işgücü, küresel sermaye için birer “hammadde deposu” olarak görülüyor. Kâr merkezde gerçekleşirken çevresel yıkım, iş kazaları, yerinden edilme (göç), toplumsal çözülme çevrede bırakılıyor. Çözülen toplumlardan kaçarak Küresel Kuzey’e sığınmaya gelenler, düşmanlıkla, ırkçı şiddetle, kapalı kapılarla karşılaşıyorlar. Bu nedenle bugün sömürü yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda biyopolitiktir; çünkü hangi bedenlerin çalışacağına, hangi bedenlerin yerinden edileceğine ve hangi bedenlerin korunaksız bırakılacağına, hangi bedenlerin korunacağına “sistem” karar veriyor. Bu bağlamda, Kiarina Kordela ’nın günümüzde kapitalizmin, piyasa rasyonalitesini, seküler sermaye mantığını, sonsuz değer üretme potansiyelini norm olarak kabul eden bir “üst-ırk” (posthüman/immortal) ile dini yahut etik-geleneksel değerlere bağlı kalan, sermayenin sınırsız akışına uyum sağlayamayan, dolayısıyla sistemin gözünde yalnızca ölümlülüğü temsil eden bir “alt-ırk” (sadece -biyolojikinsan) arasındaki ayrıma işaret eden “biyo-ırkçılık” kavramı da anlamlıdır.

Göç rejimlerinde yaşanan son değişimler de bu biyopolitik mantığı açığa çıkarıyor. 2024 itibarıyla dünya genelinde uluslararası göçmen sayısı 304 milyona çıktı; dünya 36.9 milyon mülteci ve 8.4 milyon sığınmacı barındırıyor. Bu koşullarda, bu insanlara yardım etmek yerine, birçok ülke sınırlarını sıkılaştırıyor, sığınma hakkını daraltıyor, başvuruları hızlandırılmış sınır dışı etme mekanizmalarına bağlıyor ve güvenlik söylemiyle göçü kriminalize ediyor. Yani emek, sermaye için dolaşabilir kalırken insan, hak sahibi bir özne olarak değil; denetlenmesi gereken bir risk olarak kodlanıyor.

İklim krizi bu eşitsizliği daha da sertleştiriyor. 2024’te 295 milyondan fazla insan akut gıda güvencesizliği yaşadı; 2 milyar insan güvenli içme suyu güvencesinden yoksundu; 800 milyon kişi ise açlıkla karşı karşıyaydı. Bu durum tesadüf değil. Küresel ısınma, kuraklık, su savaşları, ürün kaybı ve fiyat şokları üzerinden sömürüyü derinleştiriyor; en ağır yükü ise iklim krizine en az katkıda bulunan yoksul toplumlar taşıyor.

Sonuçta yeni Apartheid, duvarlarla değil, yaşamın dolaşımını düzenleyen görünmez mekanizmalarla kuruluyor. Bir tarafta sermaye, veri, mineraller ve su için sınırsız hareket; diğer tarafta insan için sınırlı hareket, sınırlı hak, sınırlı nefes. Küresel düzenin hakikati şu: Artık-değer çevrede üretiliyor, fakat yaşamın güvenliği merkezde korunuyor. Bu yüzden Apartheid artık küresel; sermayenin düzeni ise hem ekonomik hem biyopolitik hem de biyo-ırkçı.

Anayasal haklarını kullanan ve yasal gösteri yapmak isteyen işçilere, öğretmenlere, avukatlara, emeklilere, öğrencilere uygulanan orantısız şiddet, İktidarın, toplumdan ve Demokrasi’den hem korktuğunun hem de uzaklaştığının göstergesi.

Anayasa bir insan değil. Ama omzunda insanlık tarihinin yükünü taşıyor.

Sonuçta yeni Apartheid, duvarlarla değil, yaşamın dolaşımını düzenleyen görünmez mekanizmalarla kuruluyor. Bir tarafta sermaye, veri, mineraller ve su için sınırsız hareket; diğer tarafta insan için sınırlı hareket, sınırlı hak, sınırlı nefes. Küresel düzenin hakikati şu: Artık-değer çevrede üretiliyor, fakat yaşamın güvenliği merkezde korunuyor. Bu yüzden Apartheid artık küresel; sermayenin düzeni ise hem ekonomik hem biyopolitik hem de biyo-ırkçı.

Türkçesini “yönbul” ya da “yön bulucu” diye söyleyebileceğimiz, dilimize “navigasyon” olarak yerleşen uygulama önemli bir olanak.

Vurgulayalım: Artan sıcaklıklar salt doğa olayı değil, küresel sağlık krizi. Kişisel önlemlere ek, kamusal önlemler kritik. Bireysel önlemler (şapka, su, gölge...) koruyucu ama yetersiz. Kentleri soğutmaz, sağlık sistemini iklim krizine göre yapılandırmaz ve karbon salınımını azaltmazsak; tekil çabalar, yanan ormana bir bardak su dökmekten öteye geçmez!

Maliye bakanı İngiltere vatandaşı olan bir iktidarın Londracılarla mücadele ettiğinin propaganda edilmesi, aynı zamanda senaristlerin zor durumuna işaret ediyor.

Hukukun bir gecede değiştiği, insanların sabaha karşı evlerinden alındığı, gençlerin umutlarının, emeklilerin yaşamlarının, kadınların güvenliğinin her gün biraz daha aşındığı bir ülkede yaşıyoruz. İyi sanat bize gerçeklikten kaçmayı değil, gerçekle yüzleşecek cesareti verir.

Fakat bu günlerde durum daha da sıkıcı bir hal aldı. “CHP” dediklerinde mecburen “Hangi CHP?” demek zorunda kalıyorum. “KK’nın butlancı partisinden mi, yoksa Atatürk’ün kurduğu; laik, sosyal demokrat, Özgür Özel’in Türkiye’de birinci parti yaptığı gerçek CHP’den mi?”

Futbolda olmazsa olmaz şey fizik kondisyon. Ve tabii ki tempo. Koşacaksın hem de ivmeli koşacaksın. Rakibine karşı hamle üstünlüğünü ancak böyle sağlarsın...

Türkiye’nin son bir yılını siyaseten tanımlamak isterseniz, CHP’ye yapılan saldırılardan, tutuklanan belediye başkanlarından ve mutlak butlandan söz etmek zorundasınız.

Sonuçta yeni Apartheid, duvarlarla değil, yaşamın dolaşımını düzenleyen görünmez mekanizmalarla kuruluyor. Bir tarafta sermaye, veri, mineraller ve su için sınırsız hareket; diğer tarafta insan için sınırlı hareket, sınırlı hak, sınırlı nefes. Küresel düzenin hakikati şu: Artık-değer çevrede üretiliyor, fakat yaşamın güvenliği merkezde korunuyor. Bu yüzden Apartheid artık küresel; sermayenin düzeni ise hem ekonomik hem biyopolitik hem de biyo-ırkçı.

Tren bu istasyona, Gezi Parkı, gar katliamı, “darbe”, mühürsüz oy pusulaları, İstanbul Belediye seçimleri hezimeti, tutuklamalar, gizli tanıklar, uydurma kanıtlar, büyük kitlesel mitinglerin yarattığı korku duraklarından geçerek geldi.

Türkiye’de ağaçlar kesilmeye, ormanlar yakılmaya, su havzaları kurutulmaya gıda krizi derinleşmeye devam ediyor; toplumsal dokusunun örüntüsü çözülüyor. Bir yanda iklim sistemi çökerken öte yanda uluslararası düzen sarsılıyor. İki kriz aynı anda, aynı hızda derinleşiyor. Önümüzdeki 2-3 yol çok ama çok kritik! Bu gidiş içinde iyimser olmak olanaksız. Ülke adeta intihar ediyor!

İklim krizini hâlâ “gelecek kuşakların sorunu” sananları acı bir sürpriz bekliyor.

Çok garip zamanlarda yaşıyoruz.

Sevgili Prenses Marie, O kasvetli Viyana akşamındaki sohbetimizin verdiği cesaretle, bu kez İstanbul’un yapışkan (bu zamanlarda küresel ısınma diye bir şey var) bir gecesinde başka türlü uyuyamayacağımı anlayınca kalkıp bir süredir aklımı kurcalayan bir soruyu sizinle, bu kez bir meslektaşınız olarak paylaşmak istedim.

🔴

Son dakikayı kaçırma!

Haberin tamamlayıcısı: Telegram kanalımızdan anlık bildirim, sosyal medyadan gün boyu özetler.

Paylaş: WhatsApp X

İlgili Haberler

Dekor salona taştı seyirciler tehlike atlattı
Son Dakika

Dekor salona taştı seyirciler tehlike atlattı

2 saat önce

33 anayasa bükücü aranıyor!
Son Dakika

33 anayasa bükücü aranıyor!

2 saat önce

İktidar seçim yapmayacak mı? (1)
Son Dakika

İktidar seçim yapmayacak mı? (1)

2 saat önce