2026 yılı çok ‘sıcak’ olacak!…
Türkiye gündemi ne yazık ki AKP eliyle çok yakıcı hatta yı- kıcı. Ama yaşam sürüyor, kayıtsız kalamayız; yazalım:
2026, El Nino sonrası atmosferde sera gazı aşırı artışı rekor sıcaklık riski taşıyor. Bu salt meteorolojik sorun değil, yapısal halk sağlığı krizi. Aşırı sıcaklar sessiz katildir çünkü yarattığı hasar, süregen hastalıkların ağırlaşmasıdır. Yitirilen yaşam yılları, özellikle inme, enfarktüs, böbrek yetmezliği, astım, hipertansiyon kaynaklıdır. Sıcaklık artışı, böbrek taşı ve kronik böbrek hastalığı riskini artırır. 65+ yaşta sıcaklığa bağlı ölümler son 20 yılda dünyada yüzde 68 arttı. Afeti değil riski yönetmek zorundayız. Dünya sağlık Örgütü-DSÖ , sıcak hava dalgalarını İklime Dirençli Sağlık Sistemleri olarak ele alıyor. Sıcaklık artışı ile acil servis başvuruları arasındaki bağ anlık izlenmeli. Kırılgan kesimler haritalanmalı. Yerel yönetimlerin kimin yalnız yaşadığını, süregen hasta olduğunu bilmesi ve aşırı sıcaklarda ev ziyareti yaşam kurtarıcı. Sağlık Bakanlığı evde sağlık hizmeti vermeli. Dünya Meteoroloji Örgütü-DMÖ ve DSÖ’nün çağrısı; sağlık birimleri, aşırı sıcaklarda kesintisiz hizmet vermeli.
- Enerji ve kent planlaması: Fosil yakıta dayalı enerjiden vazgeçilmeli. Yenilenebilir-yeşil kaynaklar küresel ısınmanın kök nedeni ne yönelir. Daha çok yeşil alan-orman, yaşamsal önemde.
Sıcaklık fazladan ölümleri belirgin artırıyor, son 30 yılda sıcaklığa bağlı ölümler de yüzde 30 artış oldu. 2022’de Avrupa’da 35 ülkede 60 bin, 2023’te 48 bin sıcaklığa bağlı ölüm bildirildi. Kalp krizi, inme, solunum yolu atakları, böbrek yetmezliği nedeniyle yitirilen sağlıklı yaşam yılları, iklim faciasının sağlık maliyeti. 85+ nüfusta ölüm hızı çok yüksek. Kapitalizm dizginlenmeli! Salt bilgilendirmekle kalmayıp eylem planı ve karşı atak gerek artık! Kâr hırsına kurban oluyoruz!
DMÖ ve IPCC (Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli) raporları, küresel ortalama sıcaklıkların 1.1- 1.2°C arttığını doğruluyor. Bu, salt “yaz sıcakları” değil; bozulmuş iklim sisteminin ağır faturası. Sıcak hava dalgaları artık daha sık , daha yoğun ve daha uzun süre etkili oluyor. Bu “iklim faciası” nı yönetmek için 4 sacayağı şunlar:
1- İzlem ve ortak/ilişkisel veri tabanı: Acil servis verileri ile meteorolojik verilerin eşleştirilmesi. Artan nem, algılanan sıcaklığı artırarak bedenin terlemeyle soğumasını kilitler; alarm bulgusudur.
2- Ağırlaşan hastalıklar: Sıcak hava dalgalarında Hipertansiyon hastasının ilacı, böbrek hastasının sıvı-elektrolit dengesi, astımlının solunumu alarm verir.
3- Yoksulluk en sıcak hastalıktır! Kliması olmayan, yalnız yaşayan yaşlı ve sokak işçileri en ağır risk altında.
4- Sağlık okuryazarlığı: İnsanlara salt bol su için demek yerine, hangi saatlerde dışarı çıkılmamalı (11.00-16.00), bedenin sıcaklığını nasıl düzenlediği sıcak çarpmasında ilk yardım da öğretilmeli.
Türkiye’de sağlık altyapısı nın sıcak hava dalgalarına hazırlıklı olması için somut adımlar:
- Sıcak hava eylem planları: Yerel yönetimle bütünleşik, Erken Uyarı Sistemi koşuldur.
- Kentsel tasarım: Kentlerdeki ısı adaları (betonun ısıyı hapsetmesi) etkisini azaltmak için sünger kent ilkeleri benimsenmeli; ısı geçirimsiz yüzeyler azaltılmalı, ağaç gölgelikleri ve yeşil alan, orman mutlaka artırılmalı.
- İş sağlığı: Açık havada gündüz çalışanlar için zorunlu ara, sıvı, giysi desteği ve gölgede çalışma.
- Kentsel ısı adaları: Yoğun betonlaşma, gece bile serinlemeyen kentler yaratıyor. Çözüm yeşil çatı, dikey ormanlar ve kent merkezlerinde soğutma koridorları açılması. Hava dolanımı, rüzgâr akımı korunmalı.
- Erken uyarı sistemleri: Meteoroloji Genel Müdürlüğü (MGM) sıcaklık kestirimlerini yayınlıyor, ancak bunlar Sağlık Etki Uyarılarına dönüştürülmeli. Sıcaklık 35 dereceyi geçtiğinde, yerel ve merkez yönetimler halka duyuru-uyarı yapmalı, yaşlılara ulaşmalı.
- Su güvenliği: Tarımsal ve kentsel su yönetiminde damla sulama ve gri suyun geri kazanımı zorunluk.
Küresel işbirliği kaçınılmaz: DSÖ’nün Tek Sağlık-Tek Tıp yaklaşımı; insan-hayvan-çevre sağlığının ayrılmaz olduğunu vurgular. İklim krizini çözmeden pandemileri ve kronik hastalıkları yönetemeyiz. FAO, UNEP ve DSÖ gibi kurumlar arasında eşgüdüm, küresel çapta iklim göçü ve gıda kıtlığı risklerini yönetmek-azaltmak için koşul. Dönüşümsüz “Toplam Ekolojik Çöküş” (Total Ecological Collapse) kapıda!
Vurgulayalım: Artan sıcaklıklar salt doğa olayı değil, küresel sağlık krizi. Kişisel önlemlere ek, kamusal önlemler kritik. Bireysel önlemler (şapka, su, gölge...) koruyucu ama yetersiz. Kentleri soğutmaz, sağlık sistemini iklim krizine göre yapılandırmaz ve karbon salınımını azaltmazsak; tekil çabalar, yanan ormana bir bardak su dökmekten öteye geçmez! Bu arada; ülkemizin politik gündeminde yaratılan çok yönlü “aşırı sıcak” yapay bunalımın da hızla, akılcı ve hukuka uygun çözülmesi gerek.
Anayasal haklarını kullanan ve yasal gösteri yapmak isteyen işçilere, öğretmenlere, avukatlara, emeklilere, öğrencilere uygulanan orantısız şiddet, İktidarın, toplumdan ve Demokrasi’den hem korktuğunun hem de uzaklaştığının göstergesi.
Anayasa bir insan değil. Ama omzunda insanlık tarihinin yükünü taşıyor.
Sonuçta yeni Apartheid, duvarlarla değil, yaşamın dolaşımını düzenleyen görünmez mekanizmalarla kuruluyor. Bir tarafta sermaye, veri, mineraller ve su için sınırsız hareket; diğer tarafta insan için sınırlı hareket, sınırlı hak, sınırlı nefes. Küresel düzenin hakikati şu: Artık-değer çevrede üretiliyor, fakat yaşamın güvenliği merkezde korunuyor. Bu yüzden Apartheid artık küresel; sermayenin düzeni ise hem ekonomik hem biyopolitik hem de biyo-ırkçı.
Türkçesini “yönbul” ya da “yön bulucu” diye söyleyebileceğimiz, dilimize “navigasyon” olarak yerleşen uygulama önemli bir olanak.
Vurgulayalım: Artan sıcaklıklar salt doğa olayı değil, küresel sağlık krizi. Kişisel önlemlere ek, kamusal önlemler kritik. Bireysel önlemler (şapka, su, gölge...) koruyucu ama yetersiz. Kentleri soğutmaz, sağlık sistemini iklim krizine göre yapılandırmaz ve karbon salınımını azaltmazsak; tekil çabalar, yanan ormana bir bardak su dökmekten öteye geçmez!
Maliye bakanı İngiltere vatandaşı olan bir iktidarın Londracılarla mücadele ettiğinin propaganda edilmesi, aynı zamanda senaristlerin zor durumuna işaret ediyor.
Hukukun bir gecede değiştiği, insanların sabaha karşı evlerinden alındığı, gençlerin umutlarının, emeklilerin yaşamlarının, kadınların güvenliğinin her gün biraz daha aşındığı bir ülkede yaşıyoruz. İyi sanat bize gerçeklikten kaçmayı değil, gerçekle yüzleşecek cesareti verir.
Fakat bu günlerde durum daha da sıkıcı bir hal aldı. “CHP” dediklerinde mecburen “Hangi CHP?” demek zorunda kalıyorum. “KK’nın butlancı partisinden mi, yoksa Atatürk’ün kurduğu; laik, sosyal demokrat, Özgür Özel’in Türkiye’de birinci parti yaptığı gerçek CHP’den mi?”
Futbolda olmazsa olmaz şey fizik kondisyon. Ve tabii ki tempo. Koşacaksın hem de ivmeli koşacaksın. Rakibine karşı hamle üstünlüğünü ancak böyle sağlarsın...
Türkiye’nin son bir yılını siyaseten tanımlamak isterseniz, CHP’ye yapılan saldırılardan, tutuklanan belediye başkanlarından ve mutlak butlandan söz etmek zorundasınız.
Vurgulayalım: Artan sıcaklıklar salt doğa olayı değil, küresel sağlık krizi. Kişisel önlemlere ek, kamusal önlemler kritik. Bireysel önlemler (şapka, su, gölge...) koruyucu ama yetersiz. Kentleri soğutmaz, sağlık sistemini iklim krizine göre yapılandırmaz ve karbon salınımını azaltmazsak; tekil çabalar, yanan ormana bir bardak su dökmekten öteye geçmez!
TC 2. yüzyılının eşiğinde, Cumhuriyet tarihinin en derin siyasal, ekonomik ve hukuksal fetret dönemini yaşıyor.
Ebola ve Hantavirüs gibi çevresel kökenli hastalıklar, artık salt klinik olgu değil, küresel iklim ve ekosistem çöküşünün (çevre kirliliği, tarım, orman yangınları...) birer belirtisi-sonucu!
13 Şubat 2025’te bu köşede yazmıştık...
Geçen yıl 24 Nisan’da “Ulusal egemenliğin gasbı...
Türkiye’nin içine itildiği yapay yeni anayasa tartışmalarının hukuksal gereklilikten öte, iktidarın ömür uzatma ve Cumhuriyeti dönüştürme girişimi olduğu çok açık. Zamanlama uyg
Son dakikayı kaçırma!
Haberin tamamlayıcısı: Telegram kanalımızdan anlık bildirim, sosyal medyadan gün boyu özetler.
