Demokrasi sınavı
CHP’nin eline koluna dolandırılan “mutlak butlan” siyasetteki mücadelede seçmen desteğinin, meydanlardan yükselen mesajın etkisine ilişkin tartışmaları da alevlendirdi. Atanmışların mı seçilmişlerin mi dönemi kazanacak sorusunun yanıtı demokrasi virajından nasıl çıkılacağını da gösterecek. CHP içindeki bölünme herhangi bir zaman diliminde bir siyasi parti içinde yaşanan sıradan bir mücadele değil. Bunu iç ve bölgesel/ uluslararası gelişmelerden ayrı okumak tabloyu eksik değerlendirmek olur.
Kılıçdaroğlu cephesinin, Özel yönetiminden yana toplanan imzalara, delegelerin çağrılarına, meydanlardan yükselen “şimdi, derhal kurultay” çağrılarına kulak tıkaması CHP içindeki demokratik işleyişi yaralamak demektir. Siyaset bir yarışsa, bu yarışın sandıkta, kurultayla taçlanması en doğru, ilkeli yol olsa gerek. Bu noktada özellikle muhalefetten iktidara ülkedeki krizlere işaretle sürekli olarak seslendirilen çözüm sandıktır çağrısı düşünüldüğünde, CHP’nin buna ilk olarak kendinden başlaması, parti tüzüğünün hiçe sayılmaması önemlidir.
Geçen haftaki yazıda “CHP içinde yaşananları, iktidar cephesine altın tepside sunulan bir gündem savıcı olarak da okumak mümkün” demiştik. Butlanın sahneye çıkarıldığı 21 Mayıs’tan bu yana gündem savcılıkta yeni bir evreye girildi. ekonomik krizle beli bükülen, enflasyon ateşiyle imtihanı bitmeyen yurttaşın dertlerini konuşacakken bir bakıyorsunuz sabah akşam varsa yoksa ülkenin ana gündemi CHP’deki bölünmüşlük oluvermiş...
İktidar krizlere yanıt bulamamanın sorumluluğunu üstüne almazken bir yandan da koltuğu kaptırmamak üzere tüm yolları deniyor. Yeni anayasa tartışmaları, bunun için gereken Meclis aritmetiği, tartışmalı İmralı süreci, ümmetçi, Osmanlıcı cepheye selam verenler cephesini CHP’ye doğru genişletme çabası... CHP’nin yumuşak karnını bulmak için epeydir aradığını ise butlanla birlikte bulmuşa benziyor. CHP içinden bir anlamda iktidara verilen desteği, parti destekçilerinin nasıl yorumlayacağını okumak ise yine atanmışlar açısından tarihi bir sorumluluk olsa gerek.
Otokrasi, popülizm dalgasının azgınlaşıp köpürdüğü dönemlerden birine daha tanıklık ediyoruz. Bildik küresel sistemin kitlendiği, çatışma bölgelerinin genişlediği, emperyalist çıkarlar çerçevesinde yaratılan ittifak-düşman modelleri üzerinden pastanın neresinden ısırık alsak diyenlerin ses yükselttiği bir dönemdeyiz.
Türkiye açısından bu dönemde otokratik eğilime geçit vermeden toplumsal kutuplaşmayı kaşıyanlara dur diyerek demokratik, laik, hukuk devleti ilkesindeki aşınmalara karşı birlik olmak hayati önemde. Altı ok ilkelerini sapmalara girmeden koruması gereken CHP’nin iç tartışmalara hapsedilme çabalarının bu dönemde yaşanması rastlantı mı derseniz, tartışmalı. Hele bir de Akdeniz ve Karadeniz’i kapsayan güç mücadelesi her zamanki gibi sıcak gündem özelliğini korurken gelecek ay yapılacak belki de tarihinin en tartışmalı, soru işaretleriyle dolu NATO zirvesi için geri sayım sürerken...
CHP’nin eline koluna dolandırılan “mutlak butlan” siyasetteki mücadelede seçmen desteğinin, meydanlardan yükselen mesajın etkisine ilişkin tartışmaları da alevlendirdi.
CHP Genel Merkezi’nin kuşatılması, Türk siyasal tarihine demokrasinin “tahrip” edildiği kara bir gün olarak geçecektir.
Geçen hafta sıradışı bir olay yaşandı ve biz hiç konuşmadık.
Öğretmenlerine polis dayağı çeken bir iktidar düşünün.
Tren bu istasyona, Gezi Parkı, gar katliamı, “darbe”, mühürsüz oy pusulaları, İstanbul Belediye seçimleri hezimeti, tutuklamalar, gizli tanıklar, uydurma kanıtlar, büyük kitlesel mitinglerin yarattığı korku duraklarından geçerek geldi.
Devlet, millet için var olan bir yapıdır.
Diploma ve yolsuzluk diyerek CHP’ye operasyona CHP’cilik adına omuz verenler sadece CHP’ye değil, Türkiye’ye kötülük yapıyorlar.
Memleket dert üstü dert yaşıyor.
Etik felsefede bir davranışın doğru ya da yanlış olduğunu açıklayan üç temel yaklaşım öne çıkar.
CHP’nin eline koluna dolandırılan “mutlak butlan” siyasetteki mücadelede seçmen desteğinin, meydanlardan yükselen mesajın etkisine ilişkin tartışmaları da alevlendirdi.
Zor günler... Daha zorlarının kapıda olduğu hissini bastırmak giderek zorlaşıyor. Ekonomideki yangın sönmüyor.
Siyasi partiler içinde zaman zaman ayrışmalar yaşanır; demokrasinin, siyasetin doğasıdır.
CHP’ye yönelik “mutlak butlan kararı” Türkiye açısından zorlu demokrasi virajındaki açıyı daha da daralttı.
Ekonomik veriler içinde bulunduğumuz darboğazı ortaya koyuyor.
Küresel mücadelenin sert virajlarından birindeyiz.
Osmanlıcı, ümmetçi hayalciler, yine yeniden emperyalist çıkarların önlerine attığı kırıntılarla meşgul.
Günümüzün sıkça kullanılan klişesi: “Hayat hızlı akıyor, gündem çabuk değişiyor. teknolojik gelişmeler rüzgâr gibi esip geçiyor; durmak, beklemek geride bırakıyor...”
İslamabad buluşması; ateş hattının durulması ve Hürmüz kilidiyle birlikte uçuşa geçen küresel enerji piyasasını dindirmek için bir nefes olarak görüldü.
Trump-Netanyahu cephesi, İran’a kolayca girdikleri gibi çıkacakları yanılgısına düşmeleriyle birlikte panikle buldukları her düğmeye basar halde.
ABD-İsrail’in başlattığı İran savaşında bir ay geride kaldı.
Çeşitli bölgelerde kontrollü çatışma ve sınırlı savaşlar dönemi mi, yoksa üçüncü dünya savaşı için o kâbus kapı aralandı mı? Tartışmalar sürüyor...
ABD-İsrail ile İran arasındaki ateş çemberi genişliyor. Körfez’in son yıllarda küresel çapta yatırımcılar için çekim merkezi haline gelen zengin Sünni monarşilerinde alarm zilleri çalıyor.
Domino taşı etkisi hızlıydı. İsrail işgali altındaki Filistin’i yerle bir etti, on binler katledildi, topraklarından sürüldü. Bugün bağımsız, bütüncül bir Filistin devleti hedefinden bahsetmek istesek de gerçekler Trumpizmin Akdeniz resortu tadında kurguladığı, gerçek sahiplerinin yok sayıldığı bir bölge.
Yaşamın her alanında güven vermek, güven duymak değerlidir.
Hangi sohbete dalsak konu eni sonu, nasıl bir dünyaya doğru gittiğimizin belirsizlik ve kaygılarla iç içe geçmiş sorusuna geliyor.
Ekonomi şimdi düzeldi, düzelecek diye iktidar sözlerinin üzerinden kaç bahar, kaç kış geçti...
Küresel restleşmede oyun sürekli yeniden kuruluyor.
Suriye’deki gelişmelerin Türkiye açışından önemi ortada.
Venezuela devlet başkanı ve eşinin ABD tarafından kaçırılmasıyla “Yok artık” diyerek hâlâ şaşırabildiğimizi görüp şaşırdığımız yeni yıla merhaba demiş olduk.
ABD’nin Venezüella’ya darbesi, kâğıt üzerinde bile olsa, uluslararası hukukun, kurallarının artık geçerli olmadığının açık ilanı oldu.
Dünya zaman dilimine göre 365 günü daha geride bırakmak üzereyiz.
Uyuşturucu operasyonu “ünlü” dalgasıyla sürüp giderken ana gündem maddeleri sanki gölgede bırakılmak istenir gibi.
Küresel eşitsizlik derinleşiyor.
Darmaduman, son derece yoğun bir gündem içinde savrulup duruyoruz.
“CHP, bir kurultayı daha geride bıraktı.” Normal koşullarda siyasetin içinde, hayatın olağan akışına uygun bir haber cümlesi.
“İmralı kayığı” siyasette fırtınalar kopardı.
İBB iddianamesi beklendiği üzere fırtına gibi o pek sakin (!) gündemimizin merkezine oturdu.
Fotoğrafına bakıyorum. Hüzün ve gülümseme birbirine eşlik ediyor.
Yoksulluk çemberi dalga dalga yayılıyor.
Ülke siyasetinde yine kritik bir hafta.
Filistin küresel vicdan hesaplaşmasının yeni sahası olarak adlandırılıyor.
Cumhuriyet kazanımlarının demokrasi ve haklar açısından önemini sıklıkla vurgulamak gerekiyor.
Beyaz Saray zirvesinden neler çıktı diye günlerdir yorumlar, açıklamalar birbirini takip ediyor.
Özgür Özel liderliğindeki CHP yönetimi, “Darbeye, kayyuma hayır” sloganlı dünkü olağanüstü kurultayla güven tazeledi.
Sinirler gergin. Sandık iradesine karşı kayyumcu siyaset aklıyla birlikte ekonomi de bu toz duman arasında kırılganlığına yenilerinin eklenmesi tedirginliğinde.
Demokrasilerde seçme ve seçilme özgürlüğünü, milletin iradesini gösterdiği sandığı yok sayarsanız ne olur?... Güçler ayrılığı ilkesindeki denge gibi sandıktan çıkan sonuca tüm kurumların anayasal haklar çerçevesinde uyup saygı göstermesindeki ince ayar kaçarsa yönetim sistemi nereye evrilir?
Suriye’de gerilim artıyor. Sahadaki p
Son dakikayı kaçırma!
Haberin tamamlayıcısı: Telegram kanalımızdan anlık bildirim, sosyal medyadan gün boyu özetler.
