Devlet ve millet
Devlet, millet için var olan bir yapıdır. Millete hizmet için değil, devleti yönetenlere ve hükümete hizmet için var olan bir “ devlet ”, devlet değildir. Böyle bir “ devlet ” olsa olsa, oligarşi tarafından işgal edilmiş bir “ devlet ” olur; devletle milleti karşı karşıya getiren bir “ devlet ” olur; anayasada belirtildiği gibi, milletin egemenliğine, cumhuriyete ve demokrasiye dayalı bir devlet olmaz.
Bu nedenle devletin milletle bütünleşmesi, devletle hükümetin özdeşleşmemesi, bir devletin ve ülkenin varlığını sürdürmesi için yaşamsal önemdedir. Oligarşi tarafından işgal edilen sözde “ devletler ” sürdürülebilir değildir. Bu nedenle monarşi, teokrasi, feodalizm, diktatörlük, faşizm gibi milletin egemenliğine dayanmayan yapılardan oluşan “ devletler ”, ülkeler ve imparatorluklar eninde sonunda çökerler, dağılırlar, istikrarı sağlayamazlar. Bu nedenle, devletle milletin bütünleşememesi, aynı zamanda bir ulusal güvenlik sorunudur.
2024 belediye seçimlerinin sonuçlarına ve güncel kamuoyu araştırmalarının ortalamasına bakıldığında, AKP ve MHP ittifakının toplam oyu yaklaşık olarak yüzde 35’tir. Başka bir deyişle, milletin yaklaşık yüzde 65’i, yani milletin büyük çoğunluğu, AKP iktidarını desteklememektedir.
Yapılan tüm araştırmalarda, CHP Genel Başkanı Özgür Özel ’in liderliğindeki CHP birinci parti çıkmaktadır; CHP’nin cumhurbaşkanı adayı ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu ile Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş , cumhurbaşkanlığı seçimlerinde, AKP Genel Başkanı ve “ Cumhurbaşkanı ” Recep Tayyip Erdoğan’ ı yenmektedirler.
AKP bu nedenle milletin egemenliğini, özgür ve serbest bir seçim ortamını ortadan kaldırmıştır; İmamoğlu’nun üniversite diplomasını hukuka aykırı biçimde iptal etmiştir ve İmamoğlu’nu tutuklu yargılamak yolunu seçmiştir; Yavaş’ı aday olması durumunda “ telef etmekle ” tehdit etmiştir; hukuka aykırı “ mutlak butlan ” kararıyla Özel’i “görevden alıp”, 13 yılda girdiği 13 seçimi kaybeden ve artık AKP’ye doğrudan da hizmet eden Kemal Kılıçdaroğlu ’nu CHP’ye fiili kayyum olarak atamıştır!
Bu darbeler sadece CHP’ye karşı değil, millete karşı gerçekleştirilen darbelerdir. AKP iktidarı bu darbelerle, milletin iradesini yok hükmünde saymıştır, millete meydan okumuştur, milleti muhatap almamıştır, milleti değersizleştirmiştir, millete hakaret etmiştir, millet düşmanlığı yapmıştır!
Erdoğan bu nedenle, milletin tamamının, yani cumhurun değil, sadece kendisini destekleyenlerin “cumhurbaşkanı” konumundadır.
AKP, MHP ve Kılıçdaroğlu’nun ekibi tarafından dile getirilen “devlet aklı” aslında, devleti işgal eden oligarşinin, hükümetin ve onu destekleyen ABD emperyalizminin “aklından”, daha doğrusu akılsızlığından başka bir şey değildir!
Bu bağlamdaki “devlet aklı” söylemi, oligarşinin akılsızlığıyla milletin aklını ters yüz etme girişimidir, milletin aklıyla dalga geçmektir!
Devleti oluşturan devlet kurumları ve o kurumları yönetenler, anayasal düzene uyarlarsa, hem akıllıca hem de milletle birlikte hareket etmiş olurlar.
Anayasanın 6. maddesinde, “Hiçbir kimse veya organ kaynağını anayasadan almayan bir devlet yetkisi kullanamaz” ; anayasanın 8. maddesinde, “Yürütme yetkisi ve görevi, cumhurbaşkanı tarafından, anayasaya ve kanunlara uygun olarak kullanılır ve yerine getirilir” ; anayasanın 11. maddesinde, “Anayasa hükümleri, yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını ve diğer kuruluş ve kişileri bağlayan temel hukuk kurallarıdır” ifadeleri yer alır.
Devlet kurumlarını yönetenler bu anayasa maddelerine uyarlarsa akıllıca hareket etmiş olurlar.
Devlet kurumlarını yönetenler, demokrasiyle ve halkın egemenliğiyle; düşünceyi ifade, yayınlama, örgütlenme özgürlüğüyle; yargı bağımsızlığıyla; laiklikle ilgili anayasanın 2., 6., 7., 8., 9., 11., 14., 24., 25., 26., 28., 34., 42. ve 138. maddelerinin uygulanmasını sağlarlarsa, akıllıca hareket etmiş olurlar.
Çünkü bu maddeler, milletin aklını ve iradesini koruyan ve değerli kılan maddelerdir!
CHP’nin eline koluna dolandırılan “mutlak butlan” siyasetteki mücadelede seçmen desteğinin, meydanlardan yükselen mesajın etkisine ilişkin tartışmaları da alevlendirdi.
CHP Genel Merkezi’nin kuşatılması, Türk siyasal tarihine demokrasinin “tahrip” edildiği kara bir gün olarak geçecektir.
Geçen hafta sıradışı bir olay yaşandı ve biz hiç konuşmadık.
Öğretmenlerine polis dayağı çeken bir iktidar düşünün.
Tren bu istasyona, Gezi Parkı, gar katliamı, “darbe”, mühürsüz oy pusulaları, İstanbul Belediye seçimleri hezimeti, tutuklamalar, gizli tanıklar, uydurma kanıtlar, büyük kitlesel mitinglerin yarattığı korku duraklarından geçerek geldi.
Devlet, millet için var olan bir yapıdır.
Diploma ve yolsuzluk diyerek CHP’ye operasyona CHP’cilik adına omuz verenler sadece CHP’ye değil, Türkiye’ye kötülük yapıyorlar.
Memleket dert üstü dert yaşıyor.
Etik felsefede bir davranışın doğru ya da yanlış olduğunu açıklayan üç temel yaklaşım öne çıkar.
Devlet, millet için var olan bir yapıdır.
AKP Genel Başkanı ve “Cumhurbaşkanı” Recep Tayyip Erdoğan, CHP’li belediye başkanları ve 38. olağan kurultay ile ilgili “yargı” süreçlerinin hiçbir yerinde olmadıklarını, bunların CHP’nin iç çekişmeleriyle ilgili olduğunu, yaklaşık bir yıldır, defalarca söylemektedir.
Faşizm yapısı gereği ve kategorik olarak ahlaksızlıktır.
Bir zamanlar hak, hukuk, adalet için yürüyüş yapan eski CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Türkiye’de onlarca yıldır haksızlık, hukuksuzluk ve adaletsizlik uygulayan AKP hükümeti ile işbirliği yapmaya devam ediyor.
CHP’nin cumhurbaşkanı adayı ve İstanbul Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun hukuka aykırı biçimde üniversite diplomasının iptal edilmesi ve tutuklanmasından sonra, CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in de hukuka aykırı biçimde görevden alınmasıyla gerçekleşen darbe, CHP’nin bölünüp bölünmemesi sorununu da beraberinde getirdi.
Türkiye’deki sorunların temelinde ahlakın ne olduğunun bilinmemesi yatmaktadır
Son dakikayı kaçırma!
Haberin tamamlayıcısı: Telegram kanalımızdan anlık bildirim, sosyal medyadan gün boyu özetler.
