‘Kocakarı masalları dediğimiz şey aslında insanlığı ayakta tutmuş bir ilim’
Bitkilerin şifasını ve insanın doğayla bağını sanatın diliyle yansıtan Emine Boyner, ilk kişisel sergisi ‘Kocakarı Masalları’yla sanatseverlerle buluştu. Seramikten resme, keçeden bitkilere farklı malzemeleri bir araya getiren sergi, doğayla ilişkimizi yeniden düşünmeye davet ediyor. Ark Kültür’ün bahçesinde, Emine Boyner’le buluştuk; kendi elleriyle hazırladığı reyhan şerbetinin eşliğinde doğa, sanat ve otacılık pratiği üzerine konuştuk.
◊ Neden ‘Kocakarı Masalları’ başlığını seçtiniz?
Otacılık pratiğim elimden çıkan her işi etkiliyor. Sanat çalışmalarımı, zanaat çalışmalarımı ve yeryüzüyle kurduğum ilişkiyi... Bunların hepsi dönüp dolaşıp yerin bilgisine ve topraklarımızda kocakarı diye tarif edilen kişilerin dişil şifa ilmine çıkıyor. Sergide de yaşamın ve doğanın döngüselliğiyle benzer bir ritimde üretilen işler var. Bugün küçümsemek için kullanılan ‘kocakarı masalları’ aslında insanlığı yüzyıllar boyunca ayakta tutmuş bir ilim. Gerek şifa olarak gerek yaşam ve gıda üretimi pratikleri olarak yaşadığımız yeryüzüyle eş dost ilişkisi kuran bir varoluş biçimi.
Bitkilerin kökleri, yaprakları ve çiçekleriyle yapılan harmanlar aracılığıyla insanlara şifaya vesile olan kadim bir zanaat.
◊ Siz ilk nasıl ilgi duymaya başladınız?
İstanbul’da büyüdüm. Tipik bir şehir hayatı çocukluğum oldu. Annem benim hayatımda hep yeşili gören, yeşili büyüten bir göz oldu. Çok fazla ev değiştirmiş olsak da her bulunduğumuz yerde ya bir bostanı olmuştur ya da yediği meyvelerin çekirdeklerinden tohumları ekip yetiştirmiştir. Yaşadığı yeri yeşerten bir aile içinde büyüdüm. Babaannem hep eli yeşil bir insandı. Halam ve dedem de öyleydi. Babamla zamanımızı çoğunlukla denizde ya da ormanda geçirirdik. Otacılık ilmine ilgim bitkileri daha fazla tanıma arzusuyla gelişti. Üniversitede sanat okuyordum ve o bitkileri işlerime katmaya çalışıyordum. Ayvalık’a taşındıktan sonra ilk eğitimimi modern bitki bilgeliğinin öncüsü, yazar ve eğitmen Rosemary Gladstar’dan aldım.
◊ Kendi hayatınız için otacılık pratiğini nasıl uyguluyorsunuz?
Yaşadığım coğrafya itibariyle zeytin ağacı gerçekten baş tacımız. Dolayısıyla ürettiğim her şeyde zeytinyağı var. Bir bitkiyle harman yapıyorsam zeytinyağının içinde demleniyor. Allıklar, doğal rujlar üretiyorum. Onların içinde hibiskus, kızılcık gibi farklı renkli bitkiler, doğal killer ve yine zeytinyağı var. Kışa doğru sirke harmanları çok üretiyorum. Bahçemizde bostanımız var. Reyhan şerbeti, doğal parfümler, krem, merhem, vücut yağları, vücut tuzları ve sabun üretiyorum.
◊ Şifa ritüelleri, doğaya kaçış gibi kavramlar çok konuşuluyor. Sizce insanlar kadim bilgilere mi yaklaşıyor yoksa romantik kaçış mı arıyor?
Doğa gidilecek bir yer değil. Doğa her yer. Biz olduğumuz yerle ilişki kuramazsak istediğimiz yere gidelim, orada da muhtemelen kuramayabiliriz. Dolayısıyla başta olduğumuz yerle ilişki kurmak gerekiyor. Üslubumuz burada önemli. Doğayla kendimizi ayrı gören bir yerden mi yaşıyoruz, yoksa onunla bir gören bir yerden mi? Ona yaptığımızı kendimize de yaptığımızı fark eden bir yerden mi hareket ediyoruz? Günümüzde her şeyin çok yüzeyselleşme potansiyeli var. Ama eğer sahici bir yerden bir şey arıyorsak karşımıza da onu sahici bir yerden aktaranlar çıkıyor.
◊ Günümüzde teknoloji sanatta çok baskın. Siz daha doğaya yakın bir sanat üretimi yapıyorsunuz. Bu modern çağa bir direnç olarak mı görüyorsunuz?
‘Direneceğim’ hedefiyle yapmıyorum ama gündelik hayatta yaptıklarım kendiliğinden belki bir direnç. Toprakla, bitkiyle temas ederek bir şey üretmekten keyif alıyorum. Ekran üzerinden üretmek konusunda hevesli değilim. Biraz mesafe, olduğum yere yerleşme hissi iyi geliyor. Belki sadece su kenarında oturarak alabileceğimiz bilgiyi alabilecek algımız kalmıyor. Göze çarpmayan güzellikleri kaçırıyoruz çoğu zaman.
‘Bir kere gördük mü hep görmeye başlıyoruz’
◊ Sergiyle paralel olarak ‘Yer ile Bir Otacının El Kitabı’ da Kronik Kitap’tan çıktı...
Bu sergi, biraz kitabın içeriğinin beden bulmuş hali gibi. Kitap yaşadığımız her yerin yabanıl bir yanı olduğunu hatırlatıyor. Nerede olursak olalım, her yerin doğa olduğunu ve kendimizi o canlı ağla ilişki içinde tutabileceğimizi anlatıyor. Eskiden ‘ kocakarı masalları ’ denilen bazı şeylerin bugün modern bilim tarafından da teyit edildiğini görüyoruz. Kitabın içinde suyla nasıl çalışabiliriz, bitkilerle nasıl harmanlar yapabiliriz gibi herkesin uygulayabileceği alıştırmalar var.
◊ Kent yürüyüşleri düzenleyecekmişsiniz...
Şehrin göbeğinde bile bitkilerle sarmalanmış haldeyiz. Bir kere gördük mü hep görmeye başlıyoruz ve görmenin bile iyileştirici olduğuna inanıyorum. Sergi süresince iki kent yürüyüşü planlıyoruz.
Son dakikayı kaçırma!
Haberin tamamlayıcısı: Telegram kanalımızdan anlık bildirim, sosyal medyadan gün boyu özetler.
