Tanıdık tatlar, modern dil
Dünyada son yıllarda dikkat çeken yeni bir yeme-içme anlayışı var. Büyük metrekareli, yüksek sesli ve gösterişli mekânlardan çok, fikri net, estetik dili güçlü ve karakteri belirgin küçük konseptler. İnsanlar artık yalnızca iyiyi aramıyor. Mekânın kokusundan çalan müziğe, kullanılan seramikten ambalajın dokusuna kadar bütünlüklü bir atmosfer satın alıyor. İzaz-Curated Palate bu yaklaşımın dikkat çeken örneklerinden. İlk bakışta burayı klasik bir tatlıcı olarak tanımlamak mümkün değil. Yalnızca üçüncü nesil bir kahve dükkânı da değil. Küçük ama detay seviyesi yüksek bir alan. Markanın kurucusu Erva Akça, bu yaklaşımı ‘curated palate’ yani ‘küratörlüğü yapılmış damak tadı’ olarak tanımlıyor. Mekânın kurgusu bu fikir üzerine kurulmuş.
Burada gastronomi yalnızca tabakta bırakılmıyor; müzik, tasarım, koku ve atmosferle birlikte çokduyulu bir deneyime dönüşüyor. Akça’nın altını çizdiği ‘slow luxury’ yaklaşımı da tam olarak burada hissediliyor: Sessiz ama rafine bir lüks anlayışı. Gösterişli değil ama özenli. Bağırmıyor ama güçlü bir karakter taşıyor. Markalaşma sürecinde bu konuda Türkiye’nin önde gelen isimlerinden Başak Pelister’le çalıştıklarının, mutfak danışmanlığınıysa Seçkin Sezgün ve İlker Demirer’in yaptığının notunu da düşmek gerek.
İzaz’ın en dikkat çekici tarafı, ürünleri ele alış biçimi. Menüde hurma merkezde. Çikolata kaplı ve dolgulu hurmalar adeta el yapımı pralin gibi çalışılmış. Antep fıstıklı ve yeşil çikolatalı versiyonlardan marzipan dolgulu seçeneklere, kahveli bademden gül lokumlu pembe çikolataya geniş bir lezzet skalası kurulmuş. Mango ve çarkıfelek gibi egzotik dokunuşlar ürünü tamamen başka noktaya taşıyor. Tahin helvalı yorumlarsa Anadolu mutfağının tanıdık tarafına daha yakın. İzaz’ın yaklaşımı biraz bu denge üzerine kurulu: Tanıdık tatları modern gastronomi diliyle yeniden yorumlamak. ‘Tahinli profiterol’ ve ‘yerfıstıklı çikolatalı tart’ menünün çağdaş yönünü temsil ederken ‘annemin elinden un helvası’ daha ‘duygusal’ bir yerde duruyor.
Mekânın dikkat çekici ürünlerinden biri de hurmalı açma. Türkiye’de açma çoğu zaman gündelik bir hamurişi olarak görülür. Oysa doğru teknik kullanıldığında katmanlı yapısı ve tereyağlı dokusuyla oldukça güçlü bir üründür. Akça’nın açmayı bir kruvasan alternatifi gibi konumlandırması bu yüzden şaşırtıcı değil. Menüde sade, bademli ve zahterli açmalar da var.
İçecek tarafında aynı küratoryal yaklaşım sürdürülmüş. Klasik Türk kahvesinin yanında kakuleli versiyonlar sunuluyor. Espresso bazlı kahvelerde hurma latte ve hurma mocha öne çıkıyor. Çay menüsü Karaköy’ün kozmopolit ruhuna göre şekillenmiş. Zafaran çayı, karak çayı, mango ve ananas çayları çokyönlü yapıyı destekliyor. Yaz aylarında mango lassi, hurma lassi, hurma ve kakuleli buzlu çaylarla çilekli matcha gibi seçenekler devreye giriyor. Erişilebilir fiyat politikasını korumaya çalışmaları bence önemli. Akça’nın söylediği gibi onlar için gerçek lüks, ulaşılamaz olmak değil; yüksek kaliteyi doğru estetikle birlikte dürüst biçimde sunabilmek.
İzaz’ın anlattığı yalnızca hurma ya da açma hikâyesi değil. Dünyada yükselen yeni gastronomi anlayışının bir özeti. Büyük yatırımlardan çok fikri, güçlü küçük markaların öne çıktığı, insanların yalnızca lezzet değil aidiyet hissi aradığı yeni bir dönem bu. Belki bugün gastronomide gerçekten kalıcı iz bırakan yerler tam da böyle oluşuyor.
Son dakikayı kaçırma!
Haberin tamamlayıcısı: Telegram kanalımızdan anlık bildirim, sosyal medyadan gün boyu özetler.
