Yurtseverlik sevdadır
Doğanın sunduğu zenginliklerin, insanlığın uzun uğraşlarla kazandığı değerlerin yaşadığı topraklarda da çiçeklenmesini ister yurdunu seven.
Tüm gücü, birikimi ve yeteneğiyle bu çiçeklenmeye katkıda bulunur.
Yoksa üzerinde yaşadığı toprakları sevmekle yurt sevilmiş olmaz.
İnsan olma bilincine varan, toprağını yurt kılan Cumhuriyete borçluluk duygusunu taşıyanların insan onurunu, yurtlarını koruma sorumluluğu doruktadır bugün.
“Hiçbir ateş başlı başına yüzyılların sınavına dayanamamış, er geç sönüp geçmiştir... Her sönen ateşin içerisinde başka ateşler yanıp insanlığa yeni gelişme olanakları, yeni mutluluk yolları getirir... Ateşi diri tutmanın yolu onu durmadan tazelemektir. Yoksa küllerin içinde gömülüp kalır insan... Türkiye bugün, Atatürk ateşini taze tutmak isteyenlerle onu söndürmeye çalışanlar arasında gizli-açık bir çatışma içindedir” der Vedat Günyol , “Ateş Yakmak” başlıklı yazısında.
Yakın düşünce tarihimizin bu konudaki çatışmalarla dolu olduğunu söyleyen Günyol, “Yurtsever olabilmek için insan olmak gerek. Önce de insan, sonra da insan” der.
“Türk köylüsünün okuyup yazmasını istemeyenlerin, Köy Enstitülerini kötüleyenlerin, yurdun dört bir yanını Kuran kurslarıyla donatıp Anadolu’ya el altından içi hurafe dolu yüz binlerce besmeleli kitap yollayanların, bunları destekleyenlerin, bunlara karşı çıkmayanların yurtsever olamayacaklarını” söyler.
“Yurtseverlik çetin bir iştir, ucu bir çeşit kahramanlığa varan bir iş. Çünkü yurdu sevmek sadece bir gönül, duygu işi değil, bir kafa işidir de. Doğrusu insan için yurdunu sevmenin yolu tektir: O da hem yüreğiyle hem kafasıyla sevmek...” der ve Bu Cennet Bu Cehennem adlı kitabına ad olan yazısında da yurtseverliği işler:
“Yurt sevgisinin doruğuna erişmiş olan Nâzım Hikmet , ‘Bu cennet bu cehennem bizim’ derken cenneti de cehennemi de kendimizin yarattığımızı anlatmak istiyordu.”
Bunun içindir “Biz su katılmamış yurtseverleriz” diyen Nâzım Hikmet’in “Vatan Haini” çığlığı:
“Vatan, kurtulmamaksa kokmuş/ karanlığımızdan,/ ben vatan hainiyim...”
Barbarlığa, faşizme yelken açanların egemen olduğu bir toplumda, vicdanını yeşertmeye yürüyenler, yaşamı sanatlaştırarak ölümsüzlük arayışına girenler insanlaşma savaşımını kazanmış olanlardır.
İnsan sanatla insanlaşır diyenlerin sorumluluğu büyüktür.
Örneğin, şiirle: Şairler şiiri, şiir insanı, insan yaşamı güzelleştirir ve yaşam güzelleşince yurdu cennet kılma savaşımı doruğa çıkar.
“Dünya dönecek cennete insanla” dizesiyle insanı güzelleyen Tevfik Fikret , “Bugünkü adımlar hazırlıyor yarını” der ve “Bize bol bol ziya kucakla getir:/ Düşmek, etrafı görmemektendir” dizeleriyle insanın aydınlatılması zorunluluğunu vurgular.
Yurdumuza Cahit Külebi , “... Öpüp başıma koyduğum/ Ekmek gibisin” ; Cahit Sıtkı Tarancı , “Bir memleket isterim/ Yaşadığım, yaşanılan değil,/ Yaşanacak dünya olsun” ; Enver Gökçe , “Senin emekçin olaydım/ şen olası türküsü/ dost kokusu, dost selamı Türkiye” ; Bedri Rahmi Eyüboğlu , “... Bu her yanı meme bu her yanı dudak bu her yanı gül/ Bu zırnık almadan veren habire veren yediveren gül” der.
Turgut Uyar, “Sen vatanımsın, ekmeğimsin” derken Hasan Hüseyin dizeleriyle güzelleştirir yurdu:
“Vatan topraksa eğer/ ormansa nehirse mâdense vatan/ işçiyse köylüyse aydınsa vatan/ yâni yapıp yaratmaksa herşeyi yenibaştan/ sevmeyi yenibaştan/ alkışı yenibaştan”
Yurduna “şahdamarım” diyen Ahmed Arif ’in “Vay Kurban” şiirinde de görürüz bu güzelliği:
“… ‘Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda’./ Yiğitlik, sen cehennem olsan bile/ Fedayı kabul etmektir,/ Cennet yapabilmek için seni,/ Yoksul ve namuslu halka./ Bu’dur ol hikâyet,/ Ol kara sevda”
Yurtseverlik aşktır, sevdadır; hele bu yurt Cumhuriyetimizse...
20. yüzyılın ilk yarısında Çin yabancılar tarafından sömürülerek her yerine girilirken iktidarda olan Çing (Qing) Hanedanlığı, Çin’in demokratik hareketinin öncüsü tıp doktoru Sun Yatsen tarafından devrildi.
Kemal Kılıçdaroğlu ve ekibi CHP’yi arındırsın diye Saray, bir mıntıka temizliği hazırlığı içinde.
24 Mayıs’taki “kara pazarın” hemen ertesinde ulaştığımız tüm bilgilerin doğru çıktığını görüyoruz.
Yasadışı bahis operasyonları son hız devam ediyor.
Bir kitap çalışması için gazetemizin arşivinde araştırma yaparken yine CHP’nin kriz yaşadığı döneme ilişkin haberlere gözümüz takıldı.
CHP içindeki itiş kakış maalesef giderek dozunu artırıyor.
AKP Genel Başkanı ve “Cumhurbaşkanı” Recep Tayyip Erdoğan, CHP’li belediye başkanları ve 38. olağan kurultay ile ilgili “yargı” süreçlerinin hiçbir yerinde olmadıklarını, bunların CHP’nin iç çekişmeleriyle ilgili olduğunu, yaklaşık bir yıldır, defalarca söylemektedir.
ABD Başkanı Donald Trump, İran’la savaşı durduracak “büyük bir uzlaşmaya” varıldığını duyurdu.
Doğanın sunduğu zenginliklerin, insanlığın uzun uğraşlarla kazandığı değerlerin yaşadığı topraklarda da çiçeklenmesini ister yurdunu seven.
Geçtiğimiz yüzyıl başında dünya iki büyük paylaşım savaşından kan, acı ve gözyaşıyla çıktı.
Terme Belediyesi AKP Meclis Üyesi Rümeysa Eker’in Kemalistler hakkındaki korkunç mesajı hak ettiği cezai yaptırımı görmedi.
Türkiye ekonomisinin yapısal sorunları, cari açık sarmalı ve sanayideki yüksek teknoloji dönüşümü sancıları arasında, otomotiv sektörü her zaman en kritik göstergelerden biri olmuştur.
Doğanın sunduğu zenginliklerin, insanlığın uzun uğraşlarla kazandığı değerlerin yaşadığı topraklarda da çiçeklenmesini ister yurdunu seven.
Emperyalist projenin, Türkiye’yi, stratejik potansiyelinin bir ulus olarak dağılma sürecine kadar kullanmak olduğu yetkili ağızlarca birçok kez söylendi. Yaşadığımız budur.
Yaşadıklarımız; Osman Selim Kocahanoğlu’nun deyişiyle “tarihin doğurduğu adam”ın emanet ettiği Türkiye Cumhuriyeti’nin yok edilmesini de içeren haritanın gerçekleşmesi adımlarıdır.
47 yıllık öğretmenliğine yarım yüzyıl boyunca gazete ve dergilerde yazılar; yurdun pek çok yerinde konferanslar, sunumlar, radyo ve TV programları, dergi yöneticilikleri ve sayısı 50’ye ulaşan kitap ekledi Ahmet Özer (d.1946). Ayrı Beraberlikler, Günle Dokunan, Gecenin Kanayan Yerinden, Söyle Yüzüm Tanığımsın, Aşklar Yedeğinde Ömrümüzün, Aşkın Taçyaprağı, Sözümüz Vardı, Bir Şehrin Boynundayız, Kardeş Yağmurlar, Suları Çekilen Nehir, Denizin Sesiyle, Ne Zaman Nerdeyiz ve Mordoğan (toplu şiirler) adlı şiir kitaplarına imza attı.
Profesyonel kamu görevi niteliğindeki öğretmenlik mesleğinin Fransız Devrimi’nin ürünü olduğunu söyleyen Dr. Niyazi Altunya, Türkiye’de Öğretmen Yetiştirme Deneyimi 1848-2018 (Öğretmen Dünyası) adlı yapıtının girişinde şöyle diyor: “Öğretmenlik mesleği ile öğretme sanatı aynı şey değildir.
Eğitimdeki depremin eğitimin öznesi öğretmenlerin saygınlığını yok ederek sürdüğünü gören eğitimcilerimiz sürekli yazıyor.
Son dakikayı kaçırma!
Haberin tamamlayıcısı: Telegram kanalımızdan anlık bildirim, sosyal medyadan gün boyu özetler.
