TMMOB kurulunda ‘butlan’ tepkisi: ‘Ülkemizin geleceği açısından da büyük bir tehlike’
TMMOB, 5-7 Haziran arasında gerçekleşen 49. Olağan Genel Kurulu'nun sonuç bildirgesini yayımladı. Bildirgede "Emeğin ve bilimin aydınlattığı üreten sanayileşen hakça bölüşen bir ülkeyi mutlaka kuracağız!" denildi.
Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB), 5-7 Haziran arasında gerçekleştirdiği 49. Olağan Kurulu’nun sonuç bildirgesini yayımladı.
Bildirgede dünya ve Türkiye’deki duruma tespitlere yer verildikten sonra TMMOB’nin yapacakları anlatıldı.
Bildirgede şunlara dikkat çekildi:
“Dünya, kapitalist sistemin yapısal krizlerinin derinleştiği, çok boyutlu bir bunalım ve istikrarsızlık döneminden geçmektedir. 1980’li yıllardan itibaren egemen kılınan neoliberal politikalar; kamusal alanın tasfiyesi, emeğin değersizleştirilmesi ve doğanın sınırsız sömürüsü üzerine kurulu yapısıyla bugün küresel ölçekte bir tıkanma ve çözülme eğilimi göstermektedir. Kapitalizmin “büyüme”, “refah” ve “özgürlük” vaatlerinin yerini; derinleşen eşitsizlikler, yaygın yoksulluk, savaşlar ve otoriter yönetim biçimleri almıştır.
Gelinen aşama, yalnızca neoliberal politikaların yarattığı bir kriz değil; emperyalizmin yeni araçlarla yeniden yapılandığı tarihsel bir dönemi ifade etmektedir. Emperyalizm, askeri işgallerin ötesine geçerek; dijital teknolojiler, veri tekelleri, küresel üretim ağları, finansal mekanizmalar ve ideolojik araçlar üzerinden işleyen çok katmanlı bir tahakküm sistemi haline gelmiştir.
Küresel sistem, ABD hegemonyasının göreli olarak zayıfladığı; Çin başta olmak üzere yeni güç odaklarının yükseldiği çok kutuplu bir yapıya evrilmektedir. Bu dönüşüm, teknoloji, enerji, hammadde ve stratejik coğrafyalar üzerinden yürütülen sert bir hegemonya mücadelesini derinleştirmektedir. Küresel üretimin “değer zincirleri” üzerinden parçalanması, gelişmekte olan ülkeleri düşük katma değerli üretim basamaklarına sıkıştırırken; yüksek teknoloji ve kâr üretimi emperyalist merkezlerde yoğunlaşmaktadır. Böylece bağımlılık ilişkileri yeniden üretilmekte ve eşitsizlikler kalıcı hale getirilmektedir.
Bugün gelinen noktada kapitalizm; eşitsizliklerin, savaşların, göçlerin ve ekolojik yıkımın temel kaynağı olarak daha güçlü biçimde sorgulanmaktadır. Tüm dünyada halklar, kamucu, eşitlikçi ve demokratik bir toplumsal düzen arayışını büyütmektedir.
“Dünyada yaşanan bu yıkım sürecine paralel olarak ülkemizdeki tablo da son derece ağırdır. Çalışma dönemimizin bu iki yılı, 2023 Mayıs seçimlerinin ardından Türkiye’nin siyasal, ekonomik ve toplumsal açıdan daha derin bir kriz sürecine sürüklendiği bir döneme eşlik etmiştir. Cumhuriyetin ikinci yüzyılına girerken ülkemiz, ilerleme ve demokratikleşme yönünde bir adım atmak yerine, birikmiş tüm kazanımların aşındırıldığı, kamusal yapının zayıflatıldığı ve toplumsal yaşamın her alanda geriye itildiği bir sürecin içine çekilmiştir.
24 yılı bulan AKP iktidarı boyunca uygulanan politikalar, ülkeyi üretimden uzaklaştırmış, rant ve borçlanmaya dayalı kırılgan bir ekonomik yapıya bağımlı hale getirmiştir. Bugün gelinen noktada ekonomik kriz gündelik yaşamın belirleyici unsuru haline gelmiştir. Yüksek enflasyon ve hayat pahalılığı karşısında geniş halk kesimleri geçinemez durumdadır. Barınma, beslenme, sağlık ve eğitim gibi en temel ihtiyaçlara erişim her geçen gün zorlaşmakta; emekçiler düşük ücret, güvencesiz ve esnek çalışma koşulları altında yaşam mücadelesi vermektedir. Gençler açısından ise işsizlik, geleceksizlik ve ülkeyi terk etme düşüncesi artık yaygın bir gerçekliktir.
Eğitim ve sağlık başta olmak üzere kamusal hizmetler adım adım piyasaya açılmakta, yurttaşların en temel hakları alım gücüne bağlı hale getirilmektedir. Sosyal devlet anlayışı zayıfladıkça toplum güvencesizliğe ve belirsizliğe daha fazla itilmekte, kamusal koruma mekanizmaları ortadan kaldırılmaktadır.
Siyasal alanda ciddi bir meşruiyet ve yönetim krizi mevcuttur. İktidar, toplumsal desteğini kaybettikçe baskı ve zor aygıtlarına daha fazla başvurmaktadır. Son dönemde artan tutuklamalar; belediye başkanlarından siyasetçilere, gazetecilerden akademisyenlere kadar toplumun geniş kesimlerini hedef almakta, yargı açık biçimde siyasal bir araç olarak kullanılmaktadır. Seçilmiş yerel yöneticilerin ve seçilmiş siyasi parti yöneticilerinin görevden alınarak yerlerine kayyım atanması, halkın iradesinin yok sayılmasının en somut göstergelerinden biridir.
2016 yılında kayyum atamalarıyla başlayan siyasal baskı süreçleri özellikle 19 Mart sonrasında yaşanan gelişmelerle ülkemizin siyasal yaşamında önemli bir kırılma yaratmıştır. Bu kırılma ana muhalefet partisine kayyum atanmasına varan anti demokratik “mutlak butlan” kararı ile siyasal bir krize dönüşmüştür. İktidar, toplumsal desteğindeki erimeyi demokratik yollarla telafi etmek yerine baskı ve zor araçlarına daha fazla başvurmaktadır. Halkın seçimlerde ortaya koyduğu iradeyi tanımayan, demokratik temsil mekanizmalarını işlevsizleştiren bu anlayış, kendi varlığını sürdürmek uğruna seçimsiz bir ülkeyi dahi tahayyül eder hale gelmiştir. Bu durum yalnızca demokrasi açısından değil, ülkemizin geleceği açısından da büyük bir tehlikedir. Ancak milyonlarca yurttaşın demokrasi, hukuk ve adalet talepleri göstermektedir ki ülkemizin içine sürüklendiği bu krizlerden çıkışın yolu halkın ortak mücadelesinde ve demokratikleşmededir.
Bu tabloya eşlik eden bir diğer önemli gelişme ise devlet yapısındaki çözülmedir. Liyakatin yerini sadakatin aldığı, tarikat ve cemaat yapılanmalarının kamusal alan üzerindeki etkisinin arttığı, mafyatik ilişkilerin giderek görünür hale geldiği bir süreç yaşanmaktadır. Kamu yönetimi şeffaflıktan uzaklaşmakta, denetim mekanizmaları zayıflatılmakta ve devlet ile gayri resmi güç odakları arasındaki sınırlar belirsizleşmektedir.
Dış politikada izlenen müdahaleci ve militarist yaklaşım, ülkeyi bölgesel gerilimlerin doğrudan tarafı haline getirirken; bu tercihler ekonomik yükleri artırmakta ve ülkenin bağımlılık ilişkilerini daha da derinleştirmektedir.
Laiklik ilkesinin aşındırılması ve özellikle eğitim alanında dinselleşmenin yaygınlaşması, gericiliğin toplumsal yaşamda daha belirleyici hale gelmesine neden olmaktadır. Bilimsel ve kamusal eğitim anlayışı geri plana itilmekte; akıl ve bilimin yerini dogmatik yaklaşımlar almaktadır. Cumhuriyetin en temel kazanımlarından biri olan laiklik sistemli biçimde geriletilirken, toplumun geleceği açısından ciddi bir tehdit ortaya çıkmaktadır.
Cumhuriyetin ikinci yüzyılına böylesi bir tabloyla girilmiş olması kabul edilemez. İçinden geçtiğimiz süreç, yalnızca ekonomik bir kriz değil; aynı zamanda siyasal ve toplumsal bir yönelim sorunudur. Bu nedenle Cumhuriyetin temel değerlerine, kamuculuğa, laikliğe, bilime ve demokrasiye sahip çıkma mücadelesi her zamankinden daha büyük bir önem taşımaktadır.
Kentlerimizde ve doğal alanlarda uzun süredir devam eden rant odaklı politikalar kamusal alanları daraltmakta, ekolojik dengeleri bozmakta ve toplumsal yaşamı olumsuz etkilemektedir. Plansızlık ve denetimsizlik sonucu ortaya çıkan tahribat yalnızca fiziksel çevreyle sınırlı kalmayıp, toplumsal adaletsizlikleri de derinleştirmektedir.
Afetler sonucunda yaşanan yıkımlar, ülkemizin bilimsel ve bütüncül bir hazırlık sürecinden yoksun olduğunu bir kez daha ortaya koymuştur. Deprem başta olmak üzere afet risklerinin azaltılması; kısa vadeli ve parçacıl yaklaşımlarla değil, uzun erimli, planlı ve kamucu politikalarla mümkündür. Afet sonrası yeniden yapılanma süreçleri kent hakkını yok sayan, barınma hakkını zedeleyen, mülkiyet hakkını ortadan kaldıran, eşitsizlikleri arttıran ve doğayı tahrip eden sonuçlar oluşturmuştur.
“Genel ekonomik ve toplumsal durum, ülkemizin demokrasiye, hukuka, laikliğe ve kamucu kalkınma anlayışına her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyduğunu göstermektedir. TMMOB bu doğrultuda yürüttüğü mücadeleyi kararlılıkla sürdürecektir.
Ülkemizi yoksullaştıran neoliberal politikalar, rant düzeni ve plansızlık karşısında; üretimi, sanayileşmeyi, planlamayı ve kamusal yararı esas alan kalkınma anlayışını savunmaya devam edeceğiz.
TMMOB, tek adam rejiminin kurumsallaştırılmasına ve d
Son dakikayı kaçırma!
Haberin tamamlayıcısı: Telegram kanalımızdan anlık bildirim, sosyal medyadan gün boyu özetler.
