Darbeler arası festival
Her sabah gözümüzü açtığımız anda yeni bir haber: ekonomiye darbe. Hukuka darbe. Siyasete darbe. Üniversiteye darbe. CHP’li belediyelere darbe. İfade özgürlüğüne darbe...
Ekranlarda aynı görüntüler: gözaltılar, soruşturmalar, sert açıklamalar, bitmeyen polemikler. İktidarın “Vallahi de billahi de bizim ilgimiz yok, onlar birbirini yiyiyor” safsatası... Tam bir “Cambaza bak” gösterisi. O duruşmalar neden canlı yayınlanmaz, neden gözden kaçırılmaya çalışılır, bilmeyen mi var!
Darbe üzerine darbe yiyoruz. Ama tam da bu yüzden müziğe, tiyatroya, kitaba, sanata daha çok ihtiyacımız var.
Oysa hepimizin nefes alma hakkı var. Nefes almak, gülümsemek, korkmamak, acı çekmemek, isyan etmemek, ülkemdeki ve dünyadaki rezillikleri kısacık bir süre için de olsa düşünmemek hakkı var.
Üst üste darbeleri yerken bu akşam Uluslararası İstanbul Müzik Festivali başlıyor. Yarın 10. Kadıköy Kitap Günleri başlıyor. Ve bunlar bana ve darbelerden çoook yorulmuş insanlara şunu anımsatıyor: Biz sadece öfkeden ibaret değiliz.
Uluslararası İstanbul Müzik Festivali, dünyanın dört bir yanından sanatçıları ağırlayarak kapılarını açıyor bu akşam. 54. kez İstanbul Kültür ve Sanat Vakfı (İKSV), bizlere nefes alabileceğimiz bir alan yaratıyor. Yaşama alanı, sığınma alanı, direnme alanı, yaratıcılık alanı. Sevgi, aşk, tutku alanı. Yalnız bu ülkenin değil, yeryüzünün pisliklerinden, sahtekârlığından, yozluğundan, tüm kötülüklerinden arınma alanı...
Okurlarım bilir, ben bu festivale “mucize” derim. Tüm olumsuz koşullara, olanaksızlığa karşın gerçekleştirildiği için. Doğurgan olduğu, müzik festivaliyle başlayıp sinema, tiyatro, caz festivallerini ve bienaliyi doğuran, bir akümülatör, bir enerji kaynağı olduğu için. Çağdaş, evrensel kültürün, geniş bir yelpazedeki en özgün ürünleriyle bizim kültürümüzü aynı potada bir araya getirerek uygarlık bilincimizi geliştiridiği için. Üstelik cehaletin, bilgisizliğin, kültürsüzlüğün, seviyesizliğin, niteliksizliğin, yozluğun alkışlandığı, baştacı edildiği bir ortamda ve zamanda var olabildiği için…
Nejat Eczacıbaşı, Aydın Gün, Şakir Eczacıbaşı, Bülent Eczacıbaşı’nın başkanlığında, Cevza Aktüze, Melih Fereli, Ahmet Erenli, Görgün Taner, Yeşim Gürer Oymak, Efruz Çakırkaya ve ekipleriyle gelişen bu “mucizeye” yıllardır tanıklık etmişliğim, omuz vermişliğim var.
Düşünmeden edemiyorum: Otoriter dönemlerin en büyük başarısı yalnızca hukuku zedelemek çiğnemek değildir. İnsanların hayal kurma yeteneğini ellerinden almaktır. Sürekli aynı haberlere kilitlenmek... Sürekli aynı öfkeyi üretmek... Sürekli aynı korkuyla yaşatmak... Bunlar insanı içeriden yavaş yavaş kurutur, çölleştirir. Sanat ise bunun tam tersini yapar.
Bir Schubert lied ’i, bir Bach süiti; bu akşam açılışta sunulacak Rahmaninov Piyano konçertosu, Tekfen Filarmoni Orkestrası, Viyana Senfoni Orkestrası, Kammerakademie Potsdam, Borusan İstanbul Filarmoni Orkestrası, İtalya’dan gelen “Aterballetto” dans tiyatrosu... Bize hâlâ duyabildiğimizi, hissedebildiğimizi ve birlikte yaşayabildiğimizi hatırlatır. Ufkumuzu açar...
Hayatım boyunca darbeler gördüm, yasaklar gördüm, kitapların toplatıldığını, tiyatroların kapatıldığını, sanatçıların susturulmaya çalışıldığını gördüm. Ama aynı zamanda her seferinde bir konser salonunun ışıkları yandığında insanların yeniden doğrulduğunu da gördüm.
Elbette memleketin derdini unutmayacağız. Haksızlıkları yazacağız, hukuksuzluklara itiraz edeceğiz. Ama bu akşam bir konser salonunda ışıklar söndüğünde, ilk nota yükseldiğinde kendimize küçük bir iyilik yapacağız. Güzelliği korumaya, umudu korumaya çalışacağız. Ve umudu koruyanlar, eninde sonunda ülkenin hafızasını da korurlar. Yani... İnsan kalma eylemimizi sürdüreceğiz.
Yaşasın tüm emeği geçenler, tüm sanatçılar, tüm sponsorlar! İnadına nitelikli, çoksesli, çok renkli sanat!
NOT: Sevgili okurlar, önümüzdeki cumartesi (13 Haziran) hepinizi Kadıköy Kitap Günleri’ne bekliyoruz. Saat 16.00’da yeni kitabım “80 Yaşım Merhaba“ ile İnkılâp Kitapevi standında; 17.00’de Cumhuriyet standında imzadayım. Saat 18.00’de ise Nâzım Hikmet Vakfı’nın “Nâzım 124 yaşında” etkinliğimizi vakıf başkanvekili Özcan Arca’yla birlikte sunacağız. Sakın kaçırmayın. Mutluluğa ve umuda herkesin gereksinimi var.
Kemal Kılıçdaroğlu, iktidarın kurduğu rejim ve yaptığı yanlışlar sayesinde kazanacağı beklenen bir seçimi, yitirince kendi genel başkanlığı zamanında seçilmiş delegeler tarafından beş nedenle değiştirildi.
Tarihteki çatışmaların da uzlaşmaların da ardında birikmiş nedenler vardır.
KK ile iktidar mutlak bultanı bakın nasıl birlikte kararlaştırdı...
Türkiye’de ağaçlar kesilmeye, ormanlar yakılmaya, su havzaları kurutulmaya gıda krizi derinleşmeye devam ediyor; toplumsal dokusunun örüntüsü çözülüyor. Bir yanda iklim sistemi çökerken öte yanda uluslararası düzen sarsılıyor. İki kriz aynı anda, aynı hızda derinleşiyor. Önümüzdeki 2-3 yol çok ama çok kritik! Bu gidiş içinde iyimser olmak olanaksız. Ülke adeta intihar ediyor!
Bugün CHP’nin içinden dışına çıkalım! Hatta Türkiye’nin de dışına çıkıp sonra içeri girelim.
Kılıçdaroğlu’nun yeni Osmanlıcılık çıkışı ile İmralı’ya gitmeyen ve Öcalan’la masaya oturmayan CHP’li milletvekillerine tepki göstermesi birbirini bütünlemektedir. Çünkü başta da belirttiğimiz gibi yeni Osmanlıcılık fiilen Türk-Kürt federasyonudur.
Oysa hepimizin nefes alma hakkı var. Nefes almak, gülümsemek, korkmamak, acı çekmemek, isyan etmemek, ülkemdeki ve dünyadaki rezillikleri kısacık bir süre için de olsa düşünmemek hakkı var.
Değerli dostlar, Atatürk’ün partisinin resmen cehennem ateşine atılıp Özgür Özel’e her açıdan tuzaklar kurulurken, bizlere düşen kendisine ve yol arkadaşlarına destek olmaktır; onların saflarında mücadele etmektir. Lütfen artık onlara olan inancınızı öne çıkarın, alkışlayın ve yaşadıkları kumpasa mani olun! İhtiyacımız budur.
İlginç olan ise dünyanın en yaygın yapılan sporu olan futbolun “football” değil, başka bir kelimeyle, “soccer” olarak adlandırıldığı dört ülkeden biri ABD.
Zaten artık kadroya onu aldın bunu almadın zamanı hiç değil. Tam destek hep destek zamanı. Şans dileme zamanı. Ev sahibi ABD ile aynı gruba düşerek şimdiden şanslıyız aslında. Ama asıl zorluk da yine bu gruptan çıkabilmekte. Hele grup birincisi olarak çıkarsak yolumuz çeyrek finale kadar gidebilir. Hatta gönlüm daha da sonrasına kadar uzanıyor ama orası bende kalsın. Artık şu saatten sonra bizim buralardan yapabileceğimiz tek şey de taa oralara şans sinyalleri göndermek, iyi dileklerde bulunmak olur. Her şey umarım istediğimiz gibi olur...
Türkiye’de yapılacak NATO zirvesi öncesinde, bu salı yapılan grup toplantısı bir partinin değil, bir operasyonun fotoğrafını verdi.
İkisi de ilkçağlardan bu yana düşünerek, savaşım vererek...
Öğretmenin kaleminde ders değil; dayanma mürekkebi bırakan düzen...
Ön not: Bu diyalog, “Hakmana ya da ‘kimsesizlerin kimsesi’ üzerine” adlı yazımın devamıdır. Bir bütünlük için ilk diyalogla birlikte okunmasını öneririm.
Oysa hepimizin nefes alma hakkı var. Nefes almak, gülümsemek, korkmamak, acı çekmemek, isyan etmemek, ülkemdeki ve dünyadaki rezillikleri kısacık bir süre için de olsa düşünmemek hakkı var.
Bu mektubu size Gezi’nin yıldönümünde yazıyorum.
James Baldwin’in “Kimseler Bilmez Adımı” kitabı, uzun yıllar sonra Bülent O. Doğan’ın çevirisiyle ilk kez Türkçe yayımlandı.
Sevgili okurlar, Chicago’dayım.
Son dakikayı kaçırma!
Haberin tamamlayıcısı: Telegram kanalımızdan anlık bildirim, sosyal medyadan gün boyu özetler.
