NATO zirvesi, anayasa değişikliği, Kılıçdaroğlu’nun bölme potansiyeli çerçevesinde…
İktidarın toplumda “rıza üretme” yeteneğini yitirmesinin ardından CHP’yi bölme, “kapatmaktan daha beter hale getirme” yaklaşımı yeni senaryoları gündeme getiriyor. Cumhur iktidarının varolabilme savaşının yurt içi ve yurt dışı ayakları bulunuyor. Önce yurt dışından başlayalım.
Muhalefetin “bölge valisi” olarak nitelendirdiği ABD’nin Ankara Büyükelçisi Tom Barrack’ın Türkiye’yi, uluslararası düzeyde “başarısız devlet” olarak tanımlanan Suriye ve Irak’la aynı kefeye koymasına iktidar partilerinden ve Dışişleri Bakanlığından hiçbir tepki gösterilmiyor. Bu durumu, iktidar kaynakları, “Trump-Erdoğan arasında sağlanan diyaloğa zarar vermeme, kazanımları yitirmemek için susma” olarak yorumluyor. En önemli kazanım olarak da, Suriye’de YPG ile gelinen nokta gösteriliyor. Muhalif uzmanlar ise Trump’ın ABD Dışişlerinin politikalarına aykırı davrandığını, Ortadoğu’da olayların anlık ve geri dönülmez şekilde değişebileceğine dikkat çekiyor. Yani "Türkiye’nin kazanımı" iddiası göreceli. Trump’ın, İran savaşı nedeniyle kendi ülkesinde aşırı şekilde yıpranması, kasım ayında yapılacak ara seçimlerde uğrayacağı hüsranın Cumhur iktidarının aldığı söylenen desteğe bir yansımasının mutlaka olacağına dikkat çekiliyor.
Türkiye’de anamuhalefet CHP’ye yargı üzerinden yapılanlara ABD’den herhangi bir tepki gelmemesinin, kasım ayından sonra değişmese bile iktidar açısından anlamının kalmayacağı, Trump’ın kendi derdine düşeceği değerlendirmeleri iktidar için sevimsiz bir saptama. ABD’deki ara seçimde demokratların kazanması durumunda, bunun Cumhur iktidarının pek de isteyeceği bir şey olmadığını Biden dönemindeki gelişmelerden kestirmek kolay. Dış ayak üzerinden geliştirilen senaryolara göre 7-8 Temmuz’da yapılacak NATO zirvesinin ardından baskın seçim yapılacak. Bu senaryo da ek mali kaynak ve ABD’den beklentilerin Yahudi lobisinin engeline takılma olasılığı nedeniyle zora giriyor.
Bu arada bazı iş çevrelerinde erken seçimin Mayıs 2027’de yapılacağı beklentisi de oluşmuş durumda.
Başkanlık sisteminin sakıncalarına yönelik eleştiriler bir yana, AKP’nin tüm ortaklarıyla bu sistemde yeniden kazanma şansı zora girmiş durumda. Resmi seçim tarihine iki yıldan daha az bir süre kalmasına karşın AKP yüzde 28-30’larda geziniyor. Ortaklarla birlikte bile oylarda yüzde 40’ın üzerine çıkılamıyor. Bu durumda beklenmedik bir şekilde parlamenter sistemin, yine beklenmedik bir şekilde Cumhur iktidarı tarafından gündeme getirilebileceği senaryosu konuşuluyor. Hayati Yazıcı’nın anayasa çıkışı da bu çerçevede değerlendiriliyor. Bu senaryoya göre AKP, ilk iktidara geldiği dönemde olduğu gibi yine yüzde 35’lerle başarısını sürdürebilecek. Ancak bunun için önce CHP’nin bölünüp parçalanması gerekiyor. Çünkü CHP hâlâ birinci parti.
CHP’nin kapatılmaktan beter edilmesine karşın Özgür Özel’in yükselişi, hem Kılıçdaroğlu hem iktidar cenahında sinirleri geriyor. O zamanda bir sonraki senaryo dillendiriliyor. Özgür Özel ve belli milletvekillerinin dokunulmazlığı kaldırılacak, mahkumiyetler ve siyaset yasakları çıkacak, hatta hapis yolu görünecek. Bu senaryoyu en çok da Kılıçdaroğlu’nun ekibinde yer alanlar satın almış durumda. AKP’liler değil ama onlar, kulaklara, “Görmüyor musunuz Özel’i, İmamoğlu’nu Amerika bile istemiyor” diye fısıldıyorlar.
Senaryonun sonraki kısmı daha karanlık. Şöyle: İsmet İnönü’nün çok partili sisteme geçirdiği Türkiye, yine bir CHP’li olan Kılıçdaroğlu’nun desteğiyle bu sistemden de uzaklaşacak. Eğer CHP “iyi bölünürse” Kılıçdaroğlu tarafı anayasa değişikliğine destek verecek, belki iktidarın bir ortağı olabilecek.
Bölünmenin özendirilmesi için de çeşitli yollar düşünülüyor. Örneğin Kılıçdaroğlu tarafına geçmeyecek belediye başkanlarına operasyon-soruşturma-hapis sopası, geçenlere dokunulmazlık-güvence havucu…
Yeni yüzyılda Türkiye, sanki CHP üzerinden varlık mücadelesi veriyor.
Son dakikayı kaçırma!
Haberin tamamlayıcısı: Telegram kanalımızdan anlık bildirim, sosyal medyadan gün boyu özetler.
