‘Devlet aklı’ kimin aklı?
CHP’ye yönelik belediye operasyonları, İBB Davası ve son olarak “mutlak butlan” kararı, 25 yıllık AKP iktidarının, neredeyse tüm anketlerde birinci parti olarak görülen CHP’yi bölüp, parçalayıp etkisizleştirme planının bir sonucudur. Dolayısıyla AKP’li yetkililerin “Bunlar CHP’nin iç sorunudur! Bizi ilgilendirmez!” söylemi koca bir aldatmacadır.
Peki ama Türkiye’de neler oluyor? Bütün bu olup bitenler, gerçekten bir “devlet aklının” eseri midir? Bu sorulara doğru yanıt vermek için her şeyden önce şu gerçekleri görmek gerekir.
Bugün CHP’ye yönelik, zamana yayılan, planlı ve sistemli saldırılar, bir “devlet aklının” değil, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni 25 yıldır yöneten “siyasal dinci” AKP aklının (yani hükümet aklının) eseridir.
Atatürk’ün cumhuriyeti kurarken, 1920- 1924 yılları arasında siyasal denklemden tamamen çıkardığı sarayın, 2017 Başkanlık Referandumu ile yeniden siyasal denkleme sokulması; meclis + saray formülünün yeniden kurulması ile Türkiye’de sadece parlamenter sistem ortadan kaldırılmakla kalmamış, aynı zamanda cumhuriyet rejimi yeniden bir tür adı konulmamış meşrutiyet rejimine dönüştürülmüştür.
İşte birilerinin, CHP’ye yönelik operasyonları işaret ederek, “Devlet aklı bir şey kurguluyor! ” derken kastettiği, bu “yeni saray rejiminin”; benim ifademle 3. Meşrutiyet rejiminin (Daha önce iki meşrutiyet olduğuna göre bu da üçüncüsü olsa gerek!) resmileştirilmesidir. AKP hükümetinin yetkili ağızları bu yeni rejimi “Yeni Türkiye” diye adlandırıyorlar.
19 Mart 2025’ten beri devam eden CHP’ye yönelik operasyonlar, mühürsüz oyların geçerli sayıldığı 2017 Başkanlık Referandumu ile temellendirilen -iktidarın ve Amerikalı uzmanların söylemiyle- “Yeni Türkiye”yi resmileştirmeye yönelik planın bir parçasıdır. “Terörsüz Türkiye” adı verilen yeni açılım süreci ve gündemdeki Anayasa değişikliği de yine aynı planın parçalarıdır. Yani bugün birilerinin “devlet aklı” dediği akıl, üniter, laik ve çağdaş Türkiye Cumhuriyeti’ni ve 1946’dan bugüne iyi kötü işleyen Türkiye’nin demokratik düzenini hedef alan akıldır. Ancak bu akıl, “devlet aklı” değil, AKP hükümetinin aklıdır. Ayrıca, “Osmanlı millet istemine dönün! Orta Doğu için en iyisi merhametli monarşi veya meşruti monarşidir!” diyen ABD’nin Türkiye Büyükelçisi T. Barrack’ın da aynı akılla hareket ettiği göz ardı edilmemelidir. Dolayısıyla “devlet aklı” denilen bu akıl tamamen yerli bir akıl da değildir; görülen o ki, bu akıl aynı zamanda okyanus ötesinden, ABD’den alınan bir akıldır.
Bu noktada Atatürk’ün şu sözünü hatırlatmayı gerekli görüyorum: “Hangi istiklal vardır ki, yabancıların nasihatleriyle, yabancıların planlarıyla yükselebilsin. Tarih böyle bir olay kaydetmemiştir.”
İşin özü şu ki, bugün Türkiye’de bir taraftan yeni saray rejimi (Benim deyimimle 3. Meşrutiyet) yerleştirilmek ve kurumsallaştırılmak istenirken, diğer taraftan yeni rejim, kendisine tehdit olarak gördüğü muhalefeti susturup tamamen kendisine bağlı bir “sözde muhalefet” yaratmak istiyor.
Dolayısıyla bugün CHP’ye yönelik operasyonların hedefinin sadece CHP olmadığını, asıl hedefin laik ve demokratik Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin yapısal düzeni olduğunu çok iyi görmek gerekir.
Bugün “devlet aklı” söylemiyle bir taraftan AKP hükümeti devletle özdeşleştirilirken (parti-devlet özdeşliği kurulurken), diğer taraftan CHP’ye yönelik operasyonların sorgulanmasının ve eleştirilmesinin önüne geçilmek isteniyor. Ne de olsa Türkiye’de kökleri Cumhuriyet öncesinde uzanan bir “devlet baba” geleneği vardır. “Devlet yapıyorsa bir bildiği vardır! Devlet yaptığına göre vatanın, milletin iyiliği için yapıyordur!” anlayışı söz konusudur. İşte “devlet aklı” söylemiyle bu toplumsal yerleşik kabulden yararlanılmak istenilmektedir.
Ancak “devlet aklı” söylemi bir aldatmacadır. Tıpkı “devletin dini” ifadesi gibi “devletin aklı” ifadesi de son derece sorunludur. Çünkü, devletin dininden değil, yurttaşların, bireylerin dininden söz edilebilir. Aynı şekilde devletin aklından değil, devleti yönetenlerin aklından söz edilebilir. Devlet, hükümetlerce yönetilir. Hükümetlerin başındakilerin aklını “devlet aklı” diye adlandırıp “kutsamak”, her şeyden önce devletin ve ulusun geleceğini tehlikeye atmak demektir. Çünkü hükümetlerin yaptığı her şey her zaman devletin ve ulusun yararına olmayabilir ve değildir de…
Bugün birilerinin “devlet aklı” diyerek kutsamaya kalktığı o aklın, yakın tarihimizde çok kötü örnekleri de vardır. Örneğin, 1919’daki “devlet aklı”, işbirlikçi Padişah Vahdettin’in, işbirlikçi Sadrazam Damat Ferit’in ve İngiliz mandacısı saray hükümetinin aklıydı.
1919’daki devlet aklı, teslimiyetçi bir akıldı; ne pahasına olursa olsun Mondros Ateşkes Antlaşması’nın uyulmasını savunan akıldı. Bu amaçla işgallere karşı yurt genelinde başlayan yerel direnişleri bastırmak isteyen akıldı. Kuvayimilliye’ye karşı çıkan akıldı. Öyle ki, İzmir’in işgalinden önce İzmir’e, teslimiyetçi Kambur İzzet Bey’i ve Ali Nadir Paşa’yı atayan akıldı.
1919’daki devlet aklı, “Aman! İngilizleri, Fransızları öfkelendirmeyelim! Barış konferansında büyük devletler kaderimizi belirlerken uysal olalım! Fazla sesimizi çıkarmayalım!” diyerek Anadolu’ya ve Doğu Trakya’ya nasihat heyetleri gönderen akıldı.
1919’daki devlet aklı, Mondros’u uygulamak; silahları toplamak, şuralara son vermek, Pontusçu çetelere karşı ayaklanan Türkleri susturmak ve Anadolu’daki düzeni sağlayarak “İngilizleri memnun etmek için” Mustafa Kemal Paşa’yı 9. Ordu Müfettişi olarak Samsun’a gönderen akıldı.
1919’daki devlet aklı, 19 Mayıs 1919’da Samsun’a çıkan Mustafa Kemal Paşa’yı, İngilizlerin baskısı ve isteğiyle 8 Haziran 1919’da İstanbul’a geri çağıran akıldı. Mustafa Kemal Paşa geri dönmeyince 8 Temmuz 1919’da onu görevden alan akıldı.
1919’daki devlet aklı, İzmir’in işgalinden sonra İstanbul başta olmak üzere yurt genelinde yapılan mitingleri yasaklamaya kalkan akıldı.
1919’daki devlet aklı, Kuvayimilliyecilerin telgraflarının çekilmesini yasaklayan akıldı.
1919’daki devlet aklı, İngilizlere yaranmak için asker sivil yurtseverleri “sözde Ermeni kırımı suçlusu” olarak listeleyip İngilizlere tutuklatan akıldı. 1919’daki devlet aklı, İngilizlere, Fransızlara yaranmak için Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey’i idam eden akıldı.
1920’deki devlet aklı, Anzavur’a “paşalık” ünvanı verip Kuvayımilliyecilerin üstüne saldırtan akıldı.
1920’deki devlet aklı, “Kuvayimillyecilerin katlı vaciptir!” diyen şeyhülislam fetvasını onaylayan akıldı.
1920’deki devlet aklı, Mustafa Kemal ve silah arkadaşlarının idamına karar veren ve bu kararı onaylayan akıldı.
1920’deki devlet aklı, Kuvayimilliye’ye karşı paralı ordu Kuvayi İnzibatiye’yi (Halifelik Ordusu) kurup İzmit’te Kuvayımilliye’ye saldırtan akıldı.
1920’deki devlet aklı, dini kullanıp halkı kışkırtarak Bolu’da, Gerede’de, Adapazarı’nda, Konya’da, Yozgat’ta vb. iç isyanlar çıkaran ve çıkan isyanları destekleyerek kardeşi kardeşe kırdıran akıldı.
1920’deki devlet aklı, “İmzalamazsak İstanbul’u da elimizden alırlar! İmzalamazsak intihar etmiş oluruz, dinimizde intihar günahtır!” diyerek Türkiye’yi paramparça eden ve Türkleri Anadolu’nun ortasına sıkıştırıp yok etmeyi amaçlayan Sevr Antlaşması’nı imzalayan akıldı.
1920’deki devlet aklı, vatanı, milleti değil, önce sarayı (sultanı+ halifeyi) kurtarmayı amaçlayan akıldı.
1922’deki devlet aklı, İstanbul işgal altındayken, “Burada hayatımı tehlikede görüyorum!” diyerek İstanbul’u işgal altında tutan İngilizlere sığınıp, İngiliz gemisine binip Türkiye’den kaçan Vahdettin’in aklıydı.
Mustafa Kemal Paşa ve asker sivil yurtseverler işte bu “devlet aklına” karşı çıktılar. Mustafa Kemal (Atatürk), “Milletin istiklâlini yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır,” diyerek “millet aklına” dayandı; “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir,” diyerek “millet iradesine” güvendi. Türk Kurtuluş Savaşı böyle kazanıldı, Cumhuriyet böyle kuruldu
Mustafa Kemal Atatürk, 1919’da, o zamanki “devlet aklına” (yani sarayın ve hükümetinin; Padişah Vahdettin’in ve Sadrazam Damat Ferit’in aklına) bağlı kalsaydı ne ulusal hareket örgütlenebilirdi ne üzerine saray
Son dakikayı kaçırma!
Haberin tamamlayıcısı: Telegram kanalımızdan anlık bildirim, sosyal medyadan gün boyu özetler.
