Güneş ışığıyla deniz suyunun tuzu arındırıldı
Güncelleme Tarihi: Haziran 03, 2026 17:37
Güneş ışığıyla çalışan yeni bir tuzdan arındırma sistemi, deniz suyunu temiz içme suyuna dönüştürürken klasik yöntemlerin en büyük sorunlarından biri olan yoğun tuzlu atık oluşumunu da önlemeyi hedefliyor. Rochester Üniversitesi araştırmacılarının geliştirdiği sistem, özel lazerle işlenmiş siyah metal paneller sayesinde suyu buharlaştırıyor, tuzları yüzeyden uzaklaştırıyor ve hatta lityum gibi değerli minerallerin geri kazanılmasına kapı aralıyor.
Dünyada güvenli içme suyuna erişemeyen insan sayısı hâlâ milyarlarla ifade ediliyor. Kuraklık, nüfus artışı ve iklim değişikliği, birçok ülkeyi deniz suyunu içme suyuna dönüştüren tesislere daha bağımlı hâle getiriyor. Ancak klasik tuzdan arındırma yöntemleri hem yüksek enerji ihtiyacı hem de geride bıraktığı yoğun tuzlu atık nedeniyle tartışma yaratıyor.
Rochester Üniversitesi’nden bilim insanları ise bu soruna güneş enerjili yeni bir çözüm geliştirdi. Sistem, deniz suyunu içilebilir suya dönüştürürken geride sıvı tuzlu atık bırakmak yerine tuzları katı formda toplamayı amaçlıyor.
LAZERLE İŞLENEN PANELLER Yeni teknolojinin merkezinde, femtosaniye lazerlerle işlenen özel siyah metal paneller yer alıyor. Bu işlem, metal yüzeye iki önemli özellik kazandırıyor: Güneş ışığını çok yüksek oranda emme ve suyu yüzeye güçlü şekilde çekme.
Panelin aktif bölgesi, deniz suyunu ince bir tabaka hâlinde yüzeye yayıyor. Güneş ışığı bu yüzey tarafından emiliyor, su buharlaşıyor ve daha sonra damıtılarak temiz suya dönüşüyor. Bu sırada sudaki tuzlar ve mineraller, buharlaşmanın olduğu aktif alanda birikmek yerine panelin başka bölgelerine yönlendiriliyor.
Bu tasarımın en önemli tarafı, tuz birikiminin sistemi tıkamasını engellemesi. Çünkü tuz ve mineraller doğrudan buharlaşma bölgesinde kalırsa zamanla sert bir tabaka oluşturabiliyor ve su akışını durdurabiliyor.
Araştırmacılar bu sorunu çözmek için yüzeyde mikroskobik oluklar tasarladı. Bu oluklar, tuz ve minerallerin aktif bölgeden uzaklaşmasını sağlıyor. Sistemde “kahve halkası etkisi” olarak bilinen fiziksel olaydan da yararlanılıyor. Bir damla kahve kuruduğunda tortunun kenarlarda halka şeklinde birikmesine benzer biçimde, tuzlar da panelin pasif bölgelerine taşınıyor.
TUZ ATIK DEĞİL KAYNAK Klasik tuzdan arındırma sistemlerinde ortaya çıkan en büyük sorunlardan biri yoğun tuzlu su, yani brine atığı. Bu atık denize geri verildiğinde bulunduğu bölgede tuzluluğu artırabiliyor ve oksijen seviyelerini düşürerek deniz ekosistemine zarar verebiliyor.
Yeni sistemde ise tuzlu atık sıvı olarak çevreye bırakılmıyor. Sudaki tuzlar ve mineraller katı formda toplanıyor. Bu da yalnızca çevresel riski azaltmakla kalmıyor, aynı zamanda geride kalan maddelerin yeniden değerlendirilmesini de mümkün kılıyor.
Toplanan tuzlar sofra tuzu üretiminde kullanılabileceği gibi, bazı kritik minerallerin geri kazanılmasına da yardımcı olabilir. Araştırmacıların dikkat çektiği en önemli örneklerden biri lityum. Elektrikli araç bataryalarında ve birçok elektronik cihazda kullanılan lityum, günümüzde enerji ve çevre maliyeti yüksek madencilik süreçleriyle çıkarılıyor.
Ekip, benzer yüzey yapısını kullanarak tuzlu sudan lityum ayırmayı da test etti. Bunun için siyah metal yüzeydeki mikroskobik oluklara hidrojen titanat nanoparçacıkları yerleştirildi. Bu parçacıklar, lityumu diğer tuzlardan seçici biçimde ayırabiliyor.
Utah’taki Büyük Tuz Gölü’nden alınan suyla yapılan testlerde, tuzdan arındırma sonrası kalan tuzlardaki lityumun yaklaşık yüzde 50’si geri kazanıldı. Bu sonuç, gelecekte deniz suyu ve tuzlu göllerin yalnızca su değil, aynı zamanda kritik mineral kaynağı olarak da değerlendirilebileceğini gösteriyor.
GERÇEK DENİZ SUYUYLA TEST EDİLDİ Birçok güneş enerjili tuzdan arındırma çalışması, laboratuvarda yalnızca su ve sodyum klorürden oluşan basitleştirilmiş örneklerle test ediliyor. Ancak gerçek deniz suyu çok daha karmaşık bir yapıya sahip. İçinde magnezyum, kalsiyum ve farklı mineraller de bulunuyor.
Bu mineraller zamanla sert ve yoğun kabuklar oluşturabiliyor. Evlerde çaydanlık ya da duş başlığında görülen kireçlenmeye benzer bu sorun, deniz suyunda çok daha güçlü şekilde ortaya çıkabiliyor ve sistemi çalışamaz hâle getirebiliyor.
Rochester ekibi, sistemini Pasifik, Atlantik ve Hint Okyanusu’ndan alınan gerçek deniz suyu örnekleriyle test etti. Denemelerde yüzeyin kendi kendini temizleyebildiği, tatlı su üretiminin devam ettiği ve tuzların performansı düşürmeden pasif bölgelere taşındığı görüldü.
Teknoloji şimdilik kavram kanıtlama aşamasında. Yani henüz büyük ölçekli tesislerde kullanılmaya hazır değil. Ancak araştırmacılar, sistemin büyütülebileceğini ve gelecekte temiz içme suyu üretimiyle kritik mineral geri kazanımını aynı süreçte birleştirebileceğini düşünüyor.
Son dakikayı kaçırma!
Haberin tamamlayıcısı: Telegram kanalımızdan anlık bildirim, sosyal medyadan gün boyu özetler.
