Okullarda şiddete karşı rehberlik sistemi nasıl işliyor, aileler neler yapmalı?
Gündemi BBC Türkçe'den takip etmek artık WhatsApp'ta da mümkün. Haberlerimizin doğrudan telefonunuza gelmesi için tıklayın
Kahramanmaraş'taki Ayser Çalık Ortaokulu'nda 15 Nisan'da bir öğrenci tarafından düzenlenen saldırıda sekizi öğrenci, biri öğretmen dokuz kişi hayatını kaybetti.
Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) saldırıyla ilgili soruşturma başlattı, İl Milli Eğitim Müdürü Erhan Baydur görevden alındı.
Okulun rehber öğretmeninin daha önce, dokuz kişiyi öldürdükten sonra intihar eden 8. sınıf öğrencisi saldırganın psikolojik durumuna dair ailesini defalarca uyardığı ancak uyarıların aile tarafından reddedildiği iddia edildi.
Bu nedenle saldırı sonrası Türkiye'de tartışılan konulardan biri de, okullardaki rehber öğretmenlik ve psikolojik danışmanlık sistemi oldu.
Okullardaki rehberlik servisleri, öğrencilerin hem davranışsal hem de akademik gelişimlerini izlemek ve destekleyici programlar sunmak üzere çalışıyor.
Ancak BBC Türkçe 'ye konuşan uzmanlar, okullarda yeterli sayıda rehber öğretmenin olmadığını söylüyor.
2025 yılında 15 bin sözleşmeli öğretmen ataması kapsamında Rehberlik branşına 377 kontenjan ayrıldı. Bu son 10 yılın en düşük rakamıydı.
Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, 9 Ekim 2025'te katıldığı bir televizyon programında, "Bütün okullarımızda bir rehber öğretmenin bulunmasını istiyoruz, bununla ilgili de çalışmalarımızı yürütüyoruz" demişti.
Haber için iletişime geçtiğimiz MEB, BBC Türkçe 'ye 26 Ağustos 2024'te yayımladığı "Okullarda Şiddetin Önlenmesi'" genelgesini gönderdi.
Genelgenin amacı; fiziksel, cinsel, duygusal/psikolojik, ekonomik, siber/dijital şiddet, akran zorbalığı, siber zorbalık gibi şiddetin her türlüsünün önlenmesine yönelik yürütülecek çalışmalara yol gösterici olması.
Okul yönetimlerine ve öğretmenlere operasyonel görevler yükleyen genelgeye göre öncelikle okuldaki tüm şiddet olaylarının kayıt altına alınması ve üst makamlara bildirilmesi gerekiyor.
Eğitimcilere göre ise rehber öğretmenlerin yüzlerce öğrenciyi tek başına takip etmesi çeşitli sorunlara yol açıyor.
Bunun yanı sıra özel gereksinimleri olan ya da okula uyum sorunu yaşayan çocukların ailelerinden bazılarının reddedici tutum sergileyebilmesi de, sağlıklı bir rehberlik programını sekteye uğratabiliyor.
Eğitimcilere göre veliler, çocuklarındaki farklılıkları görme konusunda ciddi bir reddetme refleksi içinde olabiliyor. Hızla tedbir alınması gereken çoğu durumda, veliler ikna edilemediği için geç kalınıyor.
BBC Türkçe 'ye konuşan Türk Psikiyatri Derneği Genel Başkan Yardımcısı Doç. Dr. Gülin Özdamar Ünal, bazı ailelerin, çocuklarının psikiyatrik hastalık tanısı almasından korktuğunu söylüyor:
''Damgalanma korkusu ailelerde hastalığı reddetmek ya da normalleştirmek gibi çeşitli savunma tepkilerine yol açıyor.
''Aileler çocuklarını yanlı değerlendirebiliyor. Aile ve öğretmen iş birliği içinde olduğunda, olumsuz durumları fark etmek daha mümkün oluyor.''
Bir öğrencinin okuldaki disiplin ya da uyumsuzluk sorunları fark edildiği andan itibaren rehberlik servisi devreye giriyor.
Rehber öğretmen öğrenciyle görüşmeler yapıyor, onun hakkında gerekli bilgiyi topladıktan sonra uygun bir rehberlik programı yürütüyor.
BBC Türkçe' ye konuşan Eğitim Sen Genel Sekreteri Zülküf Güneş'e göre, okullarda yeteri kadar rehberlik öğretmeni bulunmadığı için sistem aksıyor.
Güneş, öğrenci sayısı 250-300'ün altındaki birçok okulda rehberlik öğretmeni olmadığını söylüyor.
''Sahadan gözlemlerimiz ve aldığımız dönütlere göre, okullarda gerçek anlamda bir rehberlik ve psikolojik danışmanlık süreci yürütülemiyor.
''Ya okullarda yeterli sayıda rehberlik öğretmeni yok ya da bir öğretmen çok fazla öğrenciye bakmak zorunda olduğu için yoğun bir iş yükü altında.''
Uzmanlar, ailenin iş birliği olmadan sağlıklı bir rehberlik sürecinin işleyemeyeceğinin altını çiziyor.
Zülküf Güneş de, rehberliğin veli beyanları doğrultusunda sürdüğünü, velilerin direnç göstermesi halinde sağlıklı bir sonuç elde edilemediğini söylüyor. Bu durumda okul yönetimlerinin kararlı olması gerektiğini vurgulayarak...
Güneş, sürecin il ve ilçe milli eğitim müdürlüklerine taşınabileceğini, ya da her ilçede bulunan Rehberlik Araştırma Merkezleri'nin devreye sokulabileceğini söylüyor.
BBC Türkçe 'ye konuşan ve haberde isminin değiştirilmesini isteyen sınıf öğretmeni Eda ise rehber öğretmenlerin yetkilerinin sınırlı olduğunu vurguluyor:
''Sınıf öğretmenleri durumu rehber öğretmenlerine bildirir, rehber öğretmenleri ise öğrenciyi bir sonraki aşamaya yönlendirir. Çünkü rehber öğretmenleri bir psikiyatrist ya da terapist değildir.
''Çoğu zaman öğrencilerle birebir çalışma imkânı bulamazlar. Çünkü kişi başına düşen, öğretmene düşen öğrenci sayısı oldukça fazla.
''Dolayısıyla ailenin kendisine yapılan yönlendirmeyi ciddiye alıp çocuğunu bir profesyonele götürmesi gerekir.''
Eda öğretmen bu noktada uyum problemleri ve şiddet eğilimi olan bir birinci sınıf öğrencisiyle yaşadıklarını örnek gösteriyor, bu öğrenci için sürecin en başından hatalı başladığını söylüyor.
Ailenin ilk günden itibaren çocuğun sınıftaki uyum sorunlarını ve şiddet içeren davranışlarını reddettiğini anlatıyor Eda öğretmen. Annenin ise "çocuğunun üstün zekalı olduğunu ve bu yüzden sosyalleşmekte zorlandığını" söylediğini belirtiyor:
''Oysa öğrencinin okula uyum ve adaptasyonunda büyük bir sorun vardı. Uyum sağlayamadıkça giderek hırçınlaşıyor, sınıfa girmiyor, derse geçişi reddediyordu.
''Arkadaşlarının kitaplarını saklıyor, derse odaklanmalarını engelliyor, fiziksel müdahalelerde bulunuyordu. Artık ders işleyemez hale gelmiştik.''
Öğrencinin ikinci sınıfta artık kendisi dahil öğretmenlere de şiddet uygulamaya başladığını anlatan Eda öğretmen, diğer velilerin isyanından sonra ailenin aksiyon almak zorunda kaldığını ve psikiyatrik tedaviye başlandığını anlatıyor. Çocuğun düzenli kullandığı ilaçlardan sonra sakinleştiğini, bazı sorunlar halen devam etse de en azından şiddet olaylarının son bulduğunu söylüyor.
Eda öğretmen bununla birlikte, okulun yönlendirmesini dinleyip iş birliği yapan ailelerin çocuklarının kısa sürede çok olumlu dönüşümler yaşadığı örnekler olduğunu da ekliyor.
Doç. Dr. Gülin Özdamar Ünal ise her şiddet davranışını psikolojik rahatsızlıklarla açıklamanın çok sakıncalı sonuçlar doğurabileceğini hatırlatıyor:
''Hasta psikiyatrik bir tanı alabilir ama hekimiyle iş birliği içerisine girerse gayet güzel yol kat edilebilir.
''Herkes hayatının bir döneminde zorluk yaşayabilir ama bu tedavilerle, ruhsal destek sistemleriyle aşılabilecek zorluklardır.
''Eğer bunu vurgularsak, ailelerin de bu konudaki dirençleri ortadan kalkar ve daha fazla iş birliğine girerler.'
Ünal, öğretmenleri tarafından davranışlarında farklılık tespit edilen çocukların, mutlaka çocuk ve genç psikiyatristine yönlendirilmesi gerektiğini söylüyor.
Peki, bu sinyaller neler olabilir?
Ünal, çocuğun sosyal olarak içine kapanmasının önemli bulgulardan biri olduğunu belirtiyor.
Ani duygu geçişleri, sinirlilik, tahammülsüzlük ve uyku sorunları da dikkat edilmesi gereken işaretler arasında.
Ayrıca çocuğun sosyal medyada geçirdiği zamanın ve paylaşımlarının takibi de erken müdahaleye yardımcı oluyor.
Ünal, ailelerin her durumda çocuklarıyla iş birliği içinde olması ve iletişimi sürdürmeleri gerektiğini söylüyor:
''Gün içerisinde okulda neler yaşadığını mutlaka dinlemeliyiz ve onları da doğru yönlendirmeliyiz. Her ne olursa olsun yanında olduğunuzu hissettirirseniz onlar da size karşı daha açık olur.
''Çocuk insanlara karşı davranışlarında sınırlarını bilmeli ve kendi sınırını da koruyabilmeli. Böylelikle ne kendi zorbalık yapan olur ne de kendisi zorbalığa uğrar.''
Milli Eğitim Bakanlığı'nın "Okullarda Şiddetin Önlenmesi" genelgesi ise okul yönetimlerine ve öğretmenlere operasyonel görevler yüklüyor.
Okul yönetimine planlama ve raporlama yükümlülüğü, öğretmenlere ise erken tespit, müdahale ve rehberlikle iş birliği sorumluluğu getiriliyor.
Buna göre her okul kendi öğrenci profiline uygun bir yıllık eylem planı hazırlamak zorunda.
Bu plan; risk analizi, hedefler, faaliyetler ve değerlendirme adımla
