“Yanılıyor olabilirim” diyebilmek...
Oysa dikkatle bakınca, insan zihnine tutulmuş sert bir aynadır bu. Çünkü gerçek bilgi insana önce bildiklerini değil, bilmediklerinin büyüklüğünü gösterir. Az bilen çoğu zaman daha emindir. Çok bilen ise daha temkinli konuşur. Bir konuya yüzeyden bakıldığında her şey nettir. Derine indikçe sis başlar. Sorular çoğalır. Kesinlik azalır. İnsanın sesi biraz kısılır. Belki de bu yüzden çağımızın en büyük problemi cehalet değil, özgüveni bilgisinden büyük insanların çoğalmasıdır. Ve modern çağ, bu özgüvene tarihte görülmemiş bir şey verdi: Mikrofon. Artık herkes konuşuyor. Herkes yorum yapıyor. Herkes emin. Üstelik en yüksek ses, çoğu zaman en çok bilenin değil, en az şüphe duyanın sesi oluyor. Bilim bu durumu yıllar önce tanımladı. 1999’da David Dunning ve Justin Kruger, psikoloji literatürüne geçen meşhur çalışmayı yayımladı: “Unskilled and Unaware of It” - (Yetersiz ve Bunun Farkında Değil.) Çalışma basit ama sarsıcıydı. Bir alanda en düşük performansı gösteren kişiler, çoğu zaman kendilerini ortalamanın üstünde sanıyordu. Çünkü mesele yalnızca bilmemek değildi. Bilmediğini de fark etmemekti. Bugün sosyal medyada bunun sayısız örneğini görüyoruz. Üç video izleyip beslenme uzmanı olanlar... Bir podcast dinleyip aşı karşıtı kesilenler... Birkaç “önce-sonra” fotoğrafıyla kanseri çözdüğünü iddia edenler... En tehlikeli yanı şu, gerçek uzmanlık, çoğu zaman cümlelerin sonuna soru işareti koyar. Cehalet ise ünlem işaretini sever. Bu tabloyu hekimlikte de görüyoruz. Tıpta en kıymetli cümlelerden biri şudur: Yanılıyor olabilirim, bir kez daha bakalım. Bu cümle zayıflık değil, olgunluktur. Modern onkoloji tam da bu anlayış üzerine kurulu. Bugün akciğer kanseri dediğimiz hastalık bile artık tek bir hastalık değil, moleküler kimliği farklı, tedavisi farklı, seyri farklı birçok alt başlığın ortak adı. Bir hekimin tek başına her şeyi bilmesi artık mümkün değil. Bu yüzden multidisipliner konseyler var. Patolog bakıyor. Radyolog bakıyor. Cerrah bakıyor. Genetik uzmanı bakıyor. Tıbbi onkolog bakıyor. Birlikte düşünülüyor. Çünkü insan hayatı, tek bir egonun kesin cümlelerine bırakılamayacak kadar kıymetli. Üstelik artık yeni bir çağın eşiğindeyiz: Yapay zekâ çağı. Bilgiye ulaşmak hiç bu kadar kolay olmamıştı. Ama doğru bilgiyle yanlış bilginin birbirine bu kadar benzediği bir dönem de hiç olmamıştı. Yapay zekâ sistemleri bazen kendinden son derece emin bir dille, gerçekte var olmayan makaleler, yanlış referanslar ve hatalı bilgiler üretebiliyor. Makine bile bazen bilmiyor ama biliyormuş gibi konuşuyor. Ne kadar tanıdık, değil mi? Demek ki mesele teknoloji değil. Mesele hâlâ insanın kadim meselesi: Bilginin sınırlarını fark edebilmek. Belki zekânın en güvenilir işareti çok konuşmak değildir. Belki diploma da değildir. Belki hızlı cevap vermek hiç değildir. Belki yalnızca şu cümleyi kurabilmektir: Bilmiyorum, araştırayım, yanılıyor olabilirim. Çünkü hakikate en çok yaklaşanlar, ona sahip olduğunu iddia edenler değil, ona saygıyla yaklaşanlardır.
Son dakikayı kaçırma!
Haberin tamamlayıcısı: Telegram kanalımızdan anlık bildirim, sosyal medyadan gün boyu özetler.
