Mahfi Eğilmez'den çarpıcı analiz: Sermaye ve emek kavgasında son durum ne?
İktisatçı Mahfi Eğilmez, “ Sermaye-emek kavgasında son durum ” başlıklı yazısında, güncel ekonomik tartışmaların önemli bölümünün geçmişten gelen sorunların devamı niteliğinde olduğunu vurguladı. Enflasyon, faiz ve büyüme gibi başlıklar gündemi belirlese de, perde arkasında daha temel bir gerilimin bulunduğunu belirten Eğilmez, bunun “ sermaye ile emeğin pay mücadelesi ” olduğunu ifade etti.
Eğilmez, bu mücadelenin dönemsel dalgalanmalardan bağımsız olarak ekonominin uzun vadeli yönünü belirleyen ana unsurlardan biri olduğuna dikkat çekti. Bu nedenle mevcut tabloyu anlamak için yalnızca ekonomik verilere değil, ortaya çıkan değerin nasıl paylaşıldığına bakılması gerektiğini şu sözlerle anlattı:
Bugün birçok insanın aklında aynı soru var: Daha çok çalışmamıza rağmen refahımız niçin aynı hızda artmıyor? Ücretler artıyor gibi görünse de hayat pahalılığı daha hızlı yükseliyor. Bu yalnızca bir ekonomik kriz meselesi mi, yoksa daha derin bir yapısal sorun mu var?
Bu sorunun yanıtı üretim ve üretimin nasıl paylaşıldığı meselesinde yatıyor.
Ekonomide üretim; üretim faktörleri olarak adlandırılan sermaye, emek, doğal kaynaklar ve girişimciliğin bir araya gelmesiyle gerçekleşir. Bu süreçte bir üretim değeri ortaya çıkar ve bu değer farklı kesimler arasında paylaşılır. Emek ücret alır, doğal kaynaklar rant getirir, girişimci kâr elde eder. Sermaye ise bu sürecin sonunda faiz ya da benzeri getirilerle kazanç sağlar. Ancak kamuoyunda tartışma çoğu zaman yanlış bir yere odaklanır: “ Şirketler mi kazanıyor, çalışanlar mı? ” sorusu sıkça sorulur. Oysa asıl kritik gerilim, emeğin kazancı ile sermayenin kazancı arasındadır.
Eğilmez, sermayenin doğası gereği büyüme eğiliminde olduğunu belirterek bu durumu şöyle ifade etti:
Sermaye, doğası gereği büyüme eğilimindedir
Paranın uygun koşullarda kendini artırabildiğini, buna karşılık emeğin zamanla sınırlı olduğunu vurgulayan Eğilmez, bu farkın uzun vadede sermayenin emeğin önüne geçmesini açıkladığını belirtti. Sanayi Devrimi’nin bu dengenin kırıldığı önemli bir dönüm noktası olduğunu ifade eden Eğilmez, üretimin makinelerle hızlanmasının bedelini büyük ölçüde emeğin ödediğini hatırlattı.
Uzun çalışma saatleri, düşük ücretler ve sağlıksız çalışma koşullarının bu dönemin belirgin özellikleri olduğunu belirten Eğilmez, çocuk işçiliğin yaygınlaştığını ve işçilerin dinlenme hakkının büyük ölçüde göz ardı edildiğini aktardı. Bu süreçte emeğin kazancı ve yaşam koşullarının büyük ölçüde sermaye sahiplerinin kararlarına bağlı kaldığını ifade etti.
Bu dengenin zamanla değiştiğini belirten Eğilmez, işçi sınıfının örgütlenmesiyle birlikte yeni bir sürecin başladığını kaydetti. Sendikaların kurulması ve grevlerin yaygınlaşmasıyla emeğin gücünü ortaya koyduğunu ifade eden Eğilmez, özellikle İkinci Dünya Savaşı sonrasında sosyal devlet anlayışının güç kazandığını vurguladı.
Devletlerin emeği koruyan düzenlemeler hayata geçirdiğini belirten Eğilmez, çalışma saatlerinin sınırlandığını, asgari ücret uygulamalarının başladığını ve sosyal güvenlik sistemlerinin kurulduğunu hatırlattı. 20’nci yüzyılın ikinci yarısının, emek ile sermaye arasında görece daha dengeli bir dönem olarak öne çıktığını ifade etti.
Eğilmez’e göre bu denge kalıcı olmadı. Soğuk Savaş’ın sona ermesiyle birlikte küresel ekonomide yeni bir yönelim ortaya çıktı. Sermaye hareketlerinin önündeki engellerin kaldırılmasıyla küreselleşme hızlandı ve işgücü piyasaları yeniden şekillendirildi.
İşe alım ve işten çıkarma süreçlerinin kolaylaştığını, güvenceli çalışma biçimlerinin yerini daha esnek ve belirsiz modellere bıraktığını belirten Eğilmez, bu süreçte sermayenin güç kazanırken emeğin daha kırılgan hale geldiğini ifade etti.
Bugün gelinen noktada sendikaların etkisinin birçok ülkede azaldığını vurgulayan Eğilmez, güvencesiz çalışma, kısa süreli sözleşmeler ve düşük ücretlerin daha yaygın hale geldiğini belirtti. Bu tabloyu derinleştiren yeni unsurun ise teknoloji olduğunu ifade etti.
Yapay zekâ, otomasyon ve dijitalleşmenin birçok işi insanlardan daha hızlı ve düşük maliyetle yapabilir hale geldiğini belirten Eğilmez, bunun emeğe olan talebi azaltma potansiyeli taşıdığını kaydetti. Sorunun artık yalnızca ücret düzeyi değil, emeğe olan ihtiyacın azalması boyutuna ulaştığını vurguladı.
Bu gelişmeler ışığında yeni çözüm arayışlarının gündeme geldiğini belirten Eğilmez, evrensel temel gelir önerisinin bunlardan biri olduğunu ifade etti. Bu yaklaşımın, bireylerin çalışsa da çalışmasa da belirli bir gelir elde etmesini öngördüğünü ve toplumsal istikrarın korunmasını amaçladığını dile getirdi.
Önümüzdeki döneme ilişkin temel sorunun üretimde emeğin rolünün azalması halinde ortaya çıkan değerin nasıl paylaşılacağı olduğunu belirten Eğilmez, şu değerlendirmeyi yaptı:
Önümüzdeki yıllarda kritik soru şu olacak: Eğer üretimde emeğin rolü azalırsa, ortaya çıkan değerin paylaşımı nasıl yapılacak? Sermaye daha da güçlenirken, emek tamamen sistemin dışında mı kalacak, yoksa yeni bir denge mi kurulacak?
Bu sorunun şimdilik kesin bir yanıtı yok. Ancak görünen şu ki, mesele artık yalnızca ekonomi değil. Bu soru aynı zamanda siyasetin, teknolojinin ve toplumsal tercihlerin ortak sınav sorusu olacak.
Son dakikayı kaçırma!
Haberin tamamlayıcısı: Telegram kanalımızdan anlık bildirim, sosyal medyadan gün boyu özetler.
